CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ÇORUM’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ÇORUM’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ (31 MAYIS 2018)  CHP Genel ..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ÇORUM’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ÇORUM’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ (31 MAYIS 2018)

 

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“Ufku dar olan bir siyaset anlayışının Türkiye’yi yönetmesi bizi çıkmaz noktaya getiriyor. Hep beraber bir otobüsün içindeyiz, nereye doğru gittiğimiz belli değil, freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Türkiye büyük değişimler ve dönüşümleri gerçekleştiremezse bunların tamamını kaybeder”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun; Çorum’da mesleki, sivil toplum örgütleri, muhtarlar ve iş adamlarıyla bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşma şöyle:


Değerli arkadaşlarım, sivil toplum örgütlerinin saygıdeğer yöneticileri, temsilcileri, değerli iş insanları, değerli muhtarlar, sizlerle güzel bir sohbet gerçekleştireceğiz. Türkiye’nin hangi konumda olduğunu ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. O halde hepimizin düşünmesi gereken bir gerçek var. Türkiye bugün sıkıştığı çemberin dışına nasıl çıkabilir, Türkiye’yi nasıl bölgesinin yıldızı haline getirebiliriz? Türkiye bölgenin yıldızı haline gelmek için yeterli kapasiteye, bilgiye ve birikime sahip midir, değil midir, bunu nasıl yapabiliriz? Size bunu anlatacağım. Asıl buluşmamızın temel noktası bu.

Şimdi bakın, içerde ne yapacağız, dışarıda ne yapacağız? İkiye ayırarak size aktaracağım bilgilerimi. İçerde Türkiye’nin içinde ne yapacağız, dışarıda ne yapacağız, Türkiye’nin dışında ne yapacağız, yani politikamız ne olacak?

İçerde şunu yapacağız. Dünyanın demokrasisi gelişmiş her ülkesi planlama yapar. Kendi ülkesinin 50 yılını, 100 yıl sonrasını planlar, oturur masaya planlar. Planlamayı yapacak olanlar o ülkenin en akıllı insanlarıdır. Yani bilgisi, birikimi, ufku geniş olan insanlar gelirler bir ülkenin geleceğini planlarlar. 50 yıl sonra ne olacak, 100 yıl sonra ne olacak, dünyada ne olacak ve dünya nereye gidiyor ve Türkiye nereye gidecek? Bu hızla gelişen dünya içinde Türkiye nasıl söz sahibi olacak, daha güçlü bir ülke konumuna nasıl gelecek? Bunun planlanması lazım. Bugün bir gerçek var, Devlet Planlama Teşkilatı diye bir teşkilat yok kapatıldı, bir bakanlığa dönüştü. Oysa planlama uzmanlarının alt üst kimliği olmaz. Yeni üniversiteden mezun olan birisinin ufku çok geniştir, onu hemen planlama örgütüne alırsınız. Bilimdeki gelişmeler nedir, nasıl gelişiyor bütün dünya onu hemen kavrarsınız ve ona göre politikalarınızı süratle değiştirirsiniz. Peki biz ne yapacağız, neyi düşünüyoruz? İnsani Gelişme Stratejileri Ve Bilgi Politikaları kurumu kurmak zorundayız. İnsani gelişme niye diyoruz? Bütün bu gelişmelerin odağında insan olduğu için. Bilgi politikaları niye diyoruz? Çünkü bilgi olmadan bunların tamamının şekillenmesi mümkün değildir. İkisini bir araya getireceğiz. Ve Türkiye’nin önümüzdeki 50 yılını, 100 yılını oturup planlayacağız.

Bir ülkenin geleceğini planlamak farklı bir şeydir. Siyaset kurumu devleti yönetmek üzere gelir, devlet olmak için gelmez. Yani hükümet ayrıdır, devlet ayrıdır. Devlet bakidir, hükümet geçicidir. Gelirsiniz yetki alırsınız 5 yıl süreyle devleti yönetmek üzere. Ama o devletin önümüzdeki 50 yıl, 100 yıl nereye gideceğini oturup hepimizin konuşması lazım. Devlet liyakat esası üzerine inşa edilir, siyasette liyakat yoktur. Ne demek bu? Şu demektir, devlette şef olmanız için üniversiteyi bitirmeniz lazım, yoksa şef olamazsınız. Ayrıca sınava girmeniz lazım, ayrıca belli bir yıl devlette çalışmanız lazım. Devlette bugün girdiniz, yarın sabah şef olamazsınız. Hele müsteşar olmanız için en az 12 yıl devlette çalışmanız lazım ve devletin üst kademe yönetimlerinde çalışmanız lazım. Ama siyasette bir ilkokul diploması, savcılıktan temiz kağıdı yetiyor o kadar. Başbakan olabilirsiniz. Dolayısıyla devletle hükümet arasındaki bu ayrımın çok ama çok önemli olduğunu bütün kanaat önderlerinin, iş dünyasının, muhtarların, sivil toplum örgütlerinin bilmesi lazım. Bu gerçeği bilerek bizim politika üretmemiz lazım. Devlet dediğiniz kurumun sürekli çıtasını yükseltmesi ve dünyada söz ve karar sahibi olması lazım. Aksi halde devlet ciddi yara alır. Siyasette adalet her zaman tartışılabilir, ama devletin temelini adalet oluşturur. Adalet mülkün temelidir, yani devletin temelidir.

O halde yapacağımız işlerden birisi, madem Türkiye’nin geleceğini planlayacağız ne yapmamız lazım? İki gerçek var önümüzde duran. Bir, beton ekonomisi yani bol miktarda inşaat yapmak. İki, üretim ekonomisi. Bu iki noktada siyaset kurumunun karar vermesi lazım. Bu ülkenin tasarruflarını üretime mi yönlendireceğiz, betona mı yönlendireceğiz? İkisi arasında fark var. Betona yönlendirirseniz işsizlik kronik hale gelir, tasarruflar bir yere gider ve Türkiye bilgi çağını kaçırır. Üretime yönlendirirseniz… Türkiye bilgi çağını yakalamak zorundadır. Sanayici uluslararası rekabete hazır halde olmak zorundadır. Bunları yapmak ve yaşatmak zorundasınız. Üretime yönlendirirken neyi yapacağız? Her önüne gelen her istediğini üretecek mi? Hayır. Onun da planlaması lazım. Gidin gelişmiş bir ülkede bir sokakta iki tane berber dükkanı varsa üçüncüsünü size açtırmazlar. Niçin? Derler ki, üçüncü olursa üç berber dükkanı birden iflas eder. Sen berber dükkanı olmayan falan yere gideceksin, orada dükkan açacaksın derler. Dolayısıyla planlamanın hem insan hayatında, hem ülkenin yaşamında ne kadar önemli olduğunu hepimizin kavraması lazım. Aslında planlama bizim ailemizde de var. Bir gelirimiz varsa oturur planlarız. Karı koca bir araya gelirler, çocuklar büyükse bir araya gelirler ev mi alalım, şunu nasıl yapalım, bunu nasıl yapılım, aybaşını nasıl getireceğiz, tasarruf yapalım mı yapmayalım mı gibi oturup planlarlar. Devlet de planlamak zorundadır, geleceği planlamak zorundadır ve devletin yapması gereken bir şey daha var siyaset kurumunun yönlendirmesiyle. Nedir? Neyi üreteceğiz? Katma değeri yüksek ürün üretmezseniz Türkiye’nin dünyada söz sahibi olma hakkı yoktur arkadaşlar. Ne demek katma değeri yüksek ürün? Hepinizin taşıdığı cep telefonları katma değeri yüksek üründür. Yazılımı vardır, nano teknoloji kullanılmıştır, fotoğrafından tutun, telefonundan tutun konuşmasına kadar hayatın her alanıyla ilgili bilgileri artık elinizde taşıyorsunuz ve cebinizde taşıyorsunuz. Bunu üretmek çok değerlidir. Bir cep telefonunun parçaları 6 ayrı ülkede üretilir. En ucuz nerede ve en kaliteli nerede üretilir, getirilir bir başka ülkede monte edilir ve bütün dünyanın önüne sunulur ve biz onları alırız. Siz 6 tır dolusu makine halısı üretirsiniz o bir çanta dolusu cep telefonuyla gelir ve sizden daha fazla para kazanır. Dolayısıyla üretimin özü Türkiye’nin yönlenmesi gereken alan katma değeri yüksek ürün üretmekte yatıyor.

Peki, katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Üniversiteler bilgi üretecek. Bilgi üretilmeyen bir toplumun katma değeri yüksek ürün üretme şansı yoktur. Bilgi üretilecek, bilgi. Bilgi üretmek aslında bizim inancımızın da bir gereğidir. Hani Ramazan ayındayız, mübarek bir aydayız, bereketli bir aydayız, bunu hepimiz biliyoruz. Manevi duygularımızın en yoğunlaştığı aydayız. Peki bilgi? Bilgi de bizim inancımızın bir gereğidir. Sevgili peygamberimiz demiyor mu “İlim Çin’de bile olsa gidip öğreniniz.” Bundan daha değerli bir söz var mıdır? Bu söz sadece o yüzyılın değil, yüzyılların sözüdür. Bakın 21.yüzyıldayız, önümüzdeki yüzyılların da değişme sözüdür bu. Yine sevgili peygamberimiz demiyor mu “Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.” Bir alimin ölümünü bir alemin ölümüne bağlıyor. Alime, bilgiye, bilim insanına bu kadar değer veren başka bir din var mı? Yine Hazreti Ali ne diyor? “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” diyor. Biz bilgiyi ürettik o çağlarda. Bilimin gelişmesine olağanüstü katkılar yaptı İslam dünyası. Geldik 21.yüzyıla bütün İslam dünyası bilginin dışında ve bilimin dışında. Bütün İslam dünyasındaki üniversitelerin sayısı Amerika’daki üniversitelerden daha az ve bu bağlamda Türkiye bir çığır açmak ve bütün İslam dünyasının önderi olmak durumundadır. Bunları yapmak zorundayız.

Peki, bugün geldiğimiz noktaya bakalım. 16. yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur, çocuklarımızın yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyor. Bunu anneler, babalar hak ediyor mu, niye bizim çocuklarımız niteliksiz okullara gidiyor? Bizim çocuklarımızın nitelikli okullarda iyi öğretmenler eliyle okumaya hakları yok mudur, yazık günah değil mi bizim bu çocuklarımıza? Biz ufku geniş bir partiyiz. 21.yüzyıldan bakıp 22.yüzyılı görmek zorundasınız. Aksi halde Türkiye kaybeder. Kaybetmesin diye Türkiye bütün bunları söylüyoruz. Üniversitedeki hocanın görüşünü beğenmeyebiliriz, onun görüşü yanlıştır diye düşünebiliriz, ama onun bilgi üretmesinin önüne engel koyamayız. Ne inancımız bunu öngörür, ne ahlakımız, ne siyaset anlayışımız. Her türlü bilgiyi üretmeliyiz beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Eğer bilgi üretmenin önüne duvar örerseniz Türkiye’ye yazık olur ve biz bunları aşmak zorundayız.

Hangi OSB’ye gitsem, yöneticileri ziyaret etsem söyledikleri ilk cümle şu, “Nitelikli ara elaman bulamıyoruz, nitelikli ara eleman yok.” Niye yok, niçin yok? Çünkü siyaset kurumu istemiyor bunu. Bizim peki düşüncemiz ne? Bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı teknoloji liseleri kuracağız. Yönetimi? Milli Eğitimle organize sanayi bölgeleri müşterek yönetecek o liseleri. Müfredatını Milli Eğitim Bakanlığı, donanımını OSB yapacak. Hangi alanlarda eleman yetişecek, eleman ihtiyacı hangi alanlardan kaynaklanıyor organize sanayi bölgesi belirleyecek. 6 yıl olacak. 3 yıl okuyacak, yatılı olacak, aileye hiçbir yükü olmayacak. Sonra üçüncü yılın sonunda çocuk, yani öğrenci, organize sanayi bölgesinde kendi eğitim gördüğü alanla ilgili staja başlayacak. Staj süresince o öğrencinin sosyal güvenlik primleri Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ödenecek. Çünkü çocuk çalışıyor. Patronu görecek, ustabaşı görecek, makine mühendisi görecek, endüstri mühendisi görecek, bilgisayar mühendisi görecek, hangi alanda çalışıyorsa. Çocuk okuldan mezun olduğunda da işi hazır olacak. Bu çocuk üniversiteye gitmek mi istiyor? Evet gidebilecek. O zaman kendi izdüşümüyle ilgili üniversiteye giderken artı puanı olacak eksi değil. O kadar fazla artısı olacak ve daha rahat üniversiteye gidip okuyabilecek. Bu ne demektir? Katma değeri yüksek ürün üretmek açısından Türkiye’nin bir çığır açması demektir, bir kulvar açması demektir eğitimde. Eğitimi eğer iyi şekillendirmezseniz toplumu geriye götürür.

Katma değeri yüksek ürün üreten bütün sanayicilere özel teşvikler gelmesi lazım. Türkiye bu treni kaçıramaz. Bakınız şu anda bir başka gerçeği size aktarmak isterim. Mali affın sayısını bilmiyorum kaç sefer oldu. 50 sefer mi oldu, 30 sefer mi oldu, 10 sefer mi oldu, 20 sefer mi oldu. Neredeyse her yıl bir mali af çıkar. Vatandaş vergisini, primini ödemediği için işte borçlar yapılandırılır, çiftçisiydi, işçisiydi, memuruydu herkes için böyle bir şekliyle bir yerlerden çıkar. Ama izleyeceğiniz teşvik politikasında eğer siz vergi ve sigorta primini zamanında ödeyen bir iş insanına ödediğin vergi ve sigorta primi kadar sana bir yıl süreli faizsiz kredi vereceğim derseniz o kişi vergisini ve sigorta primini götürür zamanında yatırır. Niçin? Bir yıl süreli sıfır faizli kredi alacağım. Başka? İşimi büyüteceğim. Başka? İstihdam yaratacağım. Başka? Kayıt dışı çalışmaya gerek yok, ne kadar çok vergi ödersem o kadar fazla kredi alacağım, ne kadar çok sigorta primi ödersem o kadar fazla sıfır faizli kredi alacağım. Kim kazanacak? KOBİ’nin sahibi kazanacak. Kim kazanacak? İşçi kazanacak. Kim kazanacak? Devlet kazanacak. Çünkü alamadığı vergi kadar gidiyor Londra borsalarına, oradaki lobilere gidiyor, ne olursunuz bize borç verin deniyor. Dünyanın faizini ödüyor. Oysa bütün vergiyi ve sigorta primini alırsa daha az borçlanacak. Karlı kim? Aynı zamanda karlı devletin kendisi olacak.

Bütün bunları niçin anlatıyorum? Ufku dar olan bir siyaset anlayışının Türkiye’yi yönetmesi bizi çıkmaz noktaya getiriyor. Hep beraber bir otobüsün içindeyiz, nereye doğru gittiğimiz belli değil, freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Türkiye büyük değişimler ve dönüşümleri gerçekleştiremezse bunların tamamını kaybeder. Türkiye çağının gerisine itilmiş olur.

Bir başka nokta değerli arkadaşlarım, çiftçiler büyük borç altındalar. Kendisini yakan çiftçi var, kendisini yakan işçi var, kendisini yakan işsiz var, intihar eden sanayici var. Bunlar demek ki memnun değiller, huzursuzlar. Hiç rantiye sınıfından kendisini yakan, ya da şikayetçi olanı duydunuz mu? Hayatlarından memnunlar rantiye sınıfları. Neden? Bir masa, bir sandalye o kadar, bankada da dünya kadar para. Hangi devlet borç istiyor diyor ki, faizi yükselt sana parayı vereceğim diyor, yoksa vermem diyor. Eğer ekonomiyi rantiye sınıfına, tefecilere teslim etmişseniz Türkiye’nin büyüme, Türkiye’nin gelişme şansı yoktur. Türkiye’nin işsizlik sorununu çözme şansı yoktur. Tarım alanında Konya’dan küçük Hollanda Türkiye’nin en az 15, 16 kat fazla tarım ürünü ihraç ediyorsa oturup düşünmemiz lazım. Nerelere doğru savrulduğumuzu oturup düşünmemiz lazım.

Değerli arkadaşlarım, işsizlik sorunu başka bir sorun, en temel sorun. Ülkede işsizlik varsa huzur olmaz, bereket olmaz. Evde de olmaz, mahallede de olmaz, şehirde de olmaz, Türkiye’de de olmaz. Anadolu Kalkınma Kuşakları diye proje gerçekleştirdik, daha doğrusu hayata geçirmek üzere kamuoyuna sunduk ve Merkez Türkiye projesiyle beraber. Anadolu’nun içi boşalıyor. Çorum’dayız, Anadolu’nun içi boşalıyor. Herkes büyükşehirlerin varoşlarına gidiyor nasıl yaşarım, nasıl hayatta tutunabilirim diye. Eğer siz Anadolu’nun içini doldurursanız… Buraya kaç yıldır söz verildi havaalanı için, yapılmadı bilmiyorum. Kaç yıldır söz verildi? 30 yıldır. Niye yapılmıyor? Hızlı demiryolunun bağlantılarının olması lazım. Burası Çorum, aslında Anadolu’nun kalbidir, sanayi burada atar bir anlamda ve üstelik Çorum kendi sanayini kendi öz birikimiyle büyütmüş bir kenttir. Çorum aynı zamanda bir tarih kentidir. Dünyanın en eski, fakat hala çalışan barajı Çorum’dadır. Emin olun ben bunu daha iki ay önce öğrendim. Çorum tanıtılmıyor, niye tanıtılmıyor? Tarihin derinliklerine bu kadar uzanan bir kentte nasıl olur da turizm konusunda çok gerilerde bir yerlerdeyiz. Alman’ı, Fransız’ı biliyor buranın ne kadar değerli olduğunu tarih açısından. Amerikalısı, Japon’u biliyor ama bizim Çorum’da yaşayan vatandaşımız dahi bilmiyor, Ankara’daki vatandaşımız dahi bilmiyor, Yozgat’taki vatandaşımız dahi bilmiyor. Bilmemesi kimin kusuru? Vatandaşın kusuru mu? Hayır. Tanıtma konumunda olan kişilerin görevlerini yapmamasından kaynaklanıyor. Çorum’u tanıtacaklar onlar, dünyaya tanıtacaklar. Alacaklar dünyanın en önemli televizyon kanallarını getirecekler. Bakın diyecekler şu baraj görüyor musunuz bu baraj. 100 yıllar önce kuruldu bu baraj ve hala bu baraj çalışıyor burada. Dünyada örneği yoktur diyecekler. Tanıtacaklar dünyanın her tarafına ve turist yağacak, turist gelecek. Fakat maalesef bir duvara geldik, duvarın önünde bekliyoruz. O duvarın yıkılması lazım, Çorum’un tanıtılması lazım, Anadolu’nun tanıtılması lazım. Ne günahı var buradaki insanların, ne kusuru var buradaki insanların. Her şeyi İstanbul’a yapalım, her şeyi İzmir’e yapalım. Peki Çorum, peki Yozgat, peki Çankırı, peki Hakkari, peki Diyarbakır, ne olacak bunlar? İşsizliği yenmenin yolu bu. 4 milyon 210 bin kişilik ek istihdam tablosu çıkardık. 4 milyon 210 bin kişiye ek istihdam yaratmak zorundayız 5 yıl içinde. Normal kendi gelişme süreci içindeki istihdam hariç o ayrı. Kalkınma Kuşakları, Merkez Türkiye Projesi. 180 bin öğretmenin atanması gibi pek çok projeyi hayata geçireceğiz. Üniversiteyi bitirmiş yıllardır işsiz olan bir gence siz neyi anlatacaksınız. Üniversiteden mezun olmuş 10 yıldır atama bekleyen bir öğretmene neyi anlatacaksınız siz? Bütün bunların hepsinin düşünülmesi ve geliştirilmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, Aile Sigortası bizim başka bir projemizdir. Bakın Ramazan ayındayız Türkiye’nin 17 milyon yoksulu var. 17 milyon yoksula yardım, onların bazen kimlikleri teşhir edilerek yapılıyor. Bu doğru değil. Bizim inancımızda ne diyor? “Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek.” Eğer yardım yapacaksanız, fakir ailenin onurunu koruyacaksınız, onun fakirliğini teşhir etmeyeceksiniz. Biz ne yapıyoruz? Aile Sigortası Kurumu kurarak yoksul ailelerin, devlet doğrudan banka hesaplarına para yatırarak, onların yoksulluğunu gidermek istiyoruz. Biz öyle yapmak istiyoruz. Yoksul ailenin yoksulluğunu sosyal hizmet uzmanı veya oradaki muhtar belirleyecek, ama o aileye para, kadının banka hesabına para ayda 1000 lira yatırılacak. Kadın gidecek parasını çekecek, alışverişini yapacak ne istiyorsa. Yardım kolisi değil, banka hesabına para yatırarak. Gidecek o aile kendi geçimini sağlayacak. Doğrusu budur, ahlaki olanı budur, inancımıza uygun olanı da budur, insani olanı da budur. Onun yoksulluğunu teşhir edip onu mahalleye teşhir etmenin bir mantığı var mıdır, bir ahlakı var mıdır? Hayır yoktur. Bunun dışına çıkmamız lazım.

Biz bu önerileri yaparken zaman zaman derler ki kaynak nerede, nereden bulacaksınız parayı? Doğrudur bir vatandaşın da bu soruyu sorma hakkı vardır. Evet, siz bu imkanları diyorsunuz yapacağım, emekliye iki maaş, şunu, bunu vs. vereceğiz bu imkan var mıdır? Emekliden başlayım size, şu anda 1 milyon 644 bin emekli 1500 liranın altında aylık alıyor. Kimisi 400 lira, kimisi 200 lira, kimisi 300 lira, kimisi 600 lira alıyor ayda. 400 lirayla geçinen emekliler var. Diyoruz ki, en alta bir sınır getirelim 1500 liranın altında hiç kimse emekli aylığı almasın. Bu sınır en azından emekliye bir parça nefes aldırır. Ayrıca iki maaş ikramiye zaten bizim sözümüzdü, o sözümüzün arkasında yine duruyoruz. Asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak diyoruz. Niçin? Çok yüksek bir para olmadığını biz de biliyoruz; ama vaadimiz hesabını, kitabını yaptık ancak bunu yapabiliyoruz. 1.1.2019’da net 2 bin 200 lira asgari ücret, gelir vergisine tabi olmayacak. Niçin? İşveren üzerinde de ayrıca bir yükün olmamasına özen gösteriyoruz.

Kaynak yok diyorlar bizim projelerimize karşılık. Çiftçinin borçlarının faizlerini sileceğiz diyoruz, sıfırlayacağız tamamını. Kaynak yok diyorlar. Ben size iki rakam vereyim. Birincisi şu, son 15 yılda Londra’daki bir grup faiz lobicisine ödenen faiz ne kadar biliyor musunuz? 151 milyar 54 milyon dolar. Demek ki tefeciye gelince kaynak var. 151 milyar dolar parayı veriyorsunuz. Peki içerde? Devlet tahvili ve hazine bonosu satarak borç para alan hükümet içerde ne kadar faiz ödedi? 687 milyar 124 milyon Türk lirası. Eski parayla 687 katrilyon arkadaşlar. Demek ki para var veriyorsun. Bu parayı kim ödüyor? Londra’daki tefecilere, içerdeki tefecilere bu parayı kim ödüyor? Bizler ödüyoruz. Yeni doğan çocuktan başlayarak herkes ödüyor. Su içersiniz vergi veriyorsunuz, dolmuşa binersiniz vergi verirsiniz, bulaşık yıkarsınız vergi verirsiniz, sinemaya gidersiniz vergi verirsiniz, uçağa binersiniz vergi verirsiniz, ekmek alırsınız vergi verirsiniz. Bir teneffüs ettiğimiz hava dolayısıyla vergiyi şimdilik ödemiyorsunuz. Onun dışında her şey vergiye tabi.

Peki son 14 yılda ne kadar para harcandı? Son 14 yılda var olan hükümetler ne kadar para harcadılar? Bir önce 79 yıl geriye doğru gidelim 1923 – 2002. 1923 – 2002 arasında bütün hükümetler Adalet Partisi, Demokrat Parti, Halk Partisi, koalisyonlar, bütün bu hükümetler 1923 tarihinden 2002’ye kadar 79 yılda 713 milyar dolar para harcadılar. Keban Barajı yaptılar, Atatürk Barajı yaptılar, Karakaya’yı yaptılar, Telekom’u kurdular, depremler yaşandı, Amerikan ambargosu oldu, Kıbrıs çıkarması oldu. Bütün bunları yaşayan hükümetler 713 milyar dolar para harcadılar. Peki 2003 – 2017 arası 14 yılda harcanan para ne kadar? Söyleyeyim 713 milyar dolar değil, 2 trilyon 94 milyar dolar. 2 trilyon 94 milyar dolara ne yapıldı arkadaşlar? Telekom mu yapıldı, Karakaya mı yapıldı, Atatürk Barajı mı yapıldı, ne yapıldı? Yol yaptık, köprü yaptık. 2 trilyon dolardan söz ediyorum ben. Köprü dediğin nedir zaten maliyeti, ne oldu bu para? Peki bu harcanan paranın hesabı verilmiş mi bugüne kadar? 2 trilyon 94 milyar doları biz şuralara harcadık, şu yatırımları yaptık. Emin olun bunlarla fabrika yapılsaydı Türkiye’de fabrika yapılacak yer kalmazdı. 2 trilyon dolar para harcıyorsunuz, çiftçi memnun değil, emekli memnun değil, sanayici memnun değil, iş adamı memnun değil, esnaf memnun değil, dünya kadar işsizimiz var, 17 milyon yoksulumuz var. Nereye gitti bu para, eksik olan ne? Tek cümleyle söyleyeyim, eksik olan namuslu siyaset arkadaşlar.

İçerde yapacağımız çok şey var. Bakın ben onu suçlamak, bunu suçlamak için söylemiyorum, benim siyaset anlayışım farklı. Doğrusunu yapacağız, güzelini yapacağız. Türkiye zengin bir ülke, kimse Türkiye fakirdir falan filan değil, Türkiye zengin bir ülke ama Türkiye yönetilmiyor. Sıkıntımız orada. Lobiler tarafından Türkiye yönetiliyor. Tarım lobisi tarafından Türkiye yönetiliyor. Faiz lobisi tarafından Türkiye yönetiliyor. Türkiye saman ithal edebilir mi arkadaşlar? Saman, mercimek, nohut, bütün baklagiller, ayçiçeği, sıvıyağ. Bereketli toprağımız var, çiftçimiz var nasıl ithal ediyoruz biz bunları ve hangi gerekçeyle ithal ediyoruz? Canlı hayvan, et ithal ediyoruz. Olacak şey değil.

Dış politikada ne yapacağız? İçerde barış kadar dışarıda da barış çok önemlidir. İçerde huzur kadar dışarıda da huzur çok önemlidir. İlk çözeceğimiz iş, OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız. Türkiye, İran, Irak ve Suriye bir araya geleceğiz. Diyeceğiz ki, gelin kardeşim Ortadoğu’da niye kavga ediyoruz, hangi gerekçeyle kavga ediyoruz biz? Niye Ortadoğu’da kan gövdeyi götürüyor, niye? Orada insanlar ölürken, birinin eline silahı Amerika veriyor, öbürünün eline silahı Rusya veriyor ve kardeşler birbirini öldürüyor? Kaldı ki söylediğim 4 ülkede bizim akrabalarımız var. Orada da Araplar var, bizde de Araplar var, orada da Kürtler var, bizde de Kürtler var, orada da Ezidiler var, burada da Ezidiler var, orada da Türkmenler var, burada da Türkmenler var. Barış içinde yaşamak varken niye kavga edip niye birbirimizi öldürüyoruz? Hangi gerekçeyle yapıyoruz bunu? Egemen güçlerin oyununa geliyoruz, egemen güçler dış politikayı belirlerse Türkiye felaketten kurtulamaz. O nedenle biz OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız. Irak, İran, Suriye ve Türkiye bir araya geleceğiz. Kendi sorunlarımızı oturup çözeceğiz. Bu aynı zamanda bölgenin terörden tümüyle arındırılması anlamına gelir ve emin olun bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Türkiye dolara boğulur. Suriye’nin bütün altyapısını ve üstyapısını, Irak’ın bütün altyapısını ve üstyapısını, İran’da en büyük projelerin tamamını bizim işadamları yapar. Kavganın bile bize verdiği zararı başka bir şey vermez. Çorumlu işadamı gidecek Suriye’de iş yapacak, Irak’ta iş yapacak, İran’da iş yapacak. Niye yapmasın? Bilgiyse bilgi, deneyimse deneyim, güçse güç, yetenekse yetenek hepsi var. Niye yok? Ve biz bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Ortadoğu’nun yıldızı olacağız. Ortadoğu’da bütün ülkeler arasında barış olacak, kardeşlik olacak. Sadece biz Ortadoğu sorununu çözmeyeceğiz kendi açımızdan. Filistin ve İsrail sorununun çözümüne de en büyük katkıyı vereceğiz. Devlet akılla yönetilir arkadaşlar, bilgiyle yönetilir, birikimle yönetilir. Hamasetle devlet yönetilmez, kavgayla devlet yönetilmez. Türkiye’nin huzura ihtiyacı var, birlikte yaşamaya ihtiyacı var.

Bütün kanaat önderlerine, bütün iş dünyasının saygıdeğer insanlarına, bütün muhtarlara açık ve net çağrımdır: Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya kavgayı seçeceğiz, kendi kendimize kavga edeceğiz içerde ya barıştan, huzurdan yana bir tercihte bulunacağız. Kavgadan bıktık, gerilimden bıktık. O onu dedi, bu bunu dedi demekten bıktık. Artık bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz ve beraber yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz, kavgasız bir ortamda yaşamak istiyoruz. Egemen güçlerin Türkiye’nin politikalarına müdahale etmelerinden rahatsızım. Efendim faiz lobisi bize bir şey yapamaz. Hayır efendim yaptı işte, oyununu oynadı, yükselt faizi dedi 3 puan birden yükselttik faizleri. Dünyanın en yüksek faiziyle borçlanan ülkesiyiz. Bu ne demektir? Bu ülkenin fakir fukarasının birikimlerini yurtdışına transfer etmek demektir. Hem faize karşıyım diyeceksin, hem dünyanın en yüksek faiziyle borçlanacaksın. Bunları aşmak zorundayız. Çorumlu kardeşlerime bunu söylemek zorundayım. Benim sorumluluğum var ben bunun farkındayım, ben bunu biliyorum ama tek tek hepinizin sorumlulukları vardır. Ülkenize karşı, bayrağınıza karşı, çocuklarınıza karşı sorumluluğunuz var. İşe eğitimle başlayacağız, dış politikayla başlayacağız, istihdamla başlayacağız. İş dünyasının, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Her işadamının bir kararnamelik canı var. Bir kararname çıkarıp mal varlığına el koyabilir, bir kararname çıkarıp hapse atabilir onu, bir de gizlilik kararı koyar, avukatınız dahi sizin neden tutuklandığınızı öğrenemez. Aylarca, yıllarca hapiste kalabilirsiniz. Paranız varsa, dayınız varsa arkanız varsa çıkıyorsunuz zaten. Adalet yok ülkede. Adaletin olmadığı bir yerde neyi yapacaksınız, kimin can ve mal güvenliği olacak? Bir siyasi partinin Genel Başkanı mahkemeye hakim mi tayin eder? Bir siyasi partinin Genel Başkanı mahkemeye hakim tayin ediyorsa o hakime kim güvenecek? Türkiye’nin bütün bunları aşması lazım.

Sözlerimin başında demiştim Türkiye’nin büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Öyle bir noktaya getirdiler ki bizi komşumuzun kimliğini soruyoruz, komşumuzun inancını soruyoruz, komşumuzun yaşam tarzını sorgular hale geldik, caddede birbirimize selam veremez noktaya geldik. Türkiye böyle bir Türkiye miydi? Hepimiz beraber yaşayacağız, birlikte yaşayacağız. Ne güzel söylemiş atalarımız, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” Biz külünden vazgeçtik, komşunun canını nasıl alırız onun hesabını yapar noktaya geldik. Komşuyla nasıl kavga ederiz o noktaya geldik. Ayrışmanın ve bölünmenin sadece düşmanların işine yaradığını hiç kimse unutmasın. Savaş meydanlarından gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, savaş meydanlarından gelmiş, “Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir” diyor, daha ne desin? “Yurtta barış, dünyada barış” diyor, daha ne desin?

Cumhuriyetin kurucu değerlerine yeniden, o anlayışa yeniden dönmek zorundayız. Hepimiz birbirimizle kucaklaşmak zorundayız. Borç batağında bir Türkiye olmaz. Osmanlının batışı neden oldu? Sanayi devrimini kaçırdığı için. Cumhuriyet kurulduğunda toplu iğne üretecek fabrika yoktu. Medyanın özgür olması lazım, bağımsız olması lazım. Siyasi iktidarın tekelinde medya olmaz. Medya gücü denetler, gücü. Onun için kamu görevi yapar medya, onun için medyanın bağımsızlığı çok ama çok önemlidir. Onun için gerçek demokrasilerde medya dördüncü güç olarak tanımlanır. Bakıyorum havuz medyasına efendim “CHP gelirse imam hatip okullarını kapatacak.” İmam hatip okullarını kuran biziz kardeşim, niye kapatalım! Daha iyi eğitim yapacağız, daha nitelikli eğitim yapacağız. İmam hatip okullarına giden çocuklar bizim çocuklarımız değil mi, bizim evlatlarımız değil mi? Onlar daha iyi okusun, daha bilgili olsunlar, daha birikimli olsunlar bizim görevimiz değil mi? Ama kısır bir çekişmenin içine Türkiye’yi sokmak istiyorlar. Türkiye’nin bu kısır çekişmeden süratle çıkması lazım, kavgadan süratle çıkması lazım. Çıkmazsa sonumuz pek parlak değil onu da söyleyeyim. Bıçağın kemiğe dayandığı bir ortamda kavga zemini hazır demektir. Böyle bir ortamdan Türkiye’nin kaçınması lazım. İş dünyasının rahat, huzur içinde görev yapması lazım, üretim yapması lazım, istihdam yapması lazım. Bize düşen görev bu gerçekleri dillendirmektir. Halka düşen görev de doğruların arkasında gitmektir. Takım tutar gibi siyasi partiler tutulmaz. Yanlış yapıyorsa kardeşim kusura bakma verdiğin vaatler tutmadı yanlış yapıyorsun denir ve nokta konur.

Sorun nasıl çözülecek? “Efendim 24 Haziran’dan sonra biz çözeceğiz…” Niye 24 Haziran’dan sonra, şimdi niye çözmüyorsun elinden tutan mı var, kolundan tutan mı var, yapma diyen mi var, Resmi Gazeteyi alıp sakın bunları yayınlamayın diyen mi var? Yok arkadaşlar. Bir şeyi yapacaksanız, yetkili organdaysanız, yetkili konumdaysanız, yetkili makamdaysanız oturur süratle yaparsınız, gerçekleştirirsiniz, hayata geçirirsiniz, biz de sizi alkışlarız. İşin temelinde yatan budur, namuslu siyaset ve Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Ben size namuslu siyaset sözü veriyorum, nokta o kadar. Başka bir söz vermiyorum.

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize selamlar saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum. Umarım bütün bu anlatımlar değişik mekanlarda seslendirilmiş olur. Teşekkür ediyorum.


Kaynak: chp.org.tr
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER