CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN SEÇİM BİLDİRGESİ VE ADAY TANITIM TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (26 MAYIS 2018)

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN SEÇİM BİLDİRGESİ VE ADAY TANITIM TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (26 MAYIS 2018)&..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN SEÇİM BİLDİRGESİ VE ADAY TANITIM TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (26 MAYIS 2018)

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN SEÇİM BİLDİRGESİ VE ADAY TANITIM TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (26 MAYIS 2018)

 

Bu ülkeyi seven her vatandaşımın, tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu unutmaması gerekiyor. Bugün yaptığımız toplantı, demokrasi tarihimizin en önemli toplantılarından birisi olacaktır. Biz, yani Cumhuriyet Halk Partililer, bu ülkenin geleceği için hiçbir bireysel çıkar peşinde koşmadan mücadele eden bir gelenekten geliyoruz. Bu gelenek bundan sonra da koruyacağımız temel bir alışkanlığımız ve geleneğimiz olacaktır. Cumhuriyet Halk Partililer mücadelenin, direnişin insanlarıdırlar, adaleti, birlikteliği savunmuşlardır, kavgayı değil, barışı savunmuşlardır. Cumhuriyet Halk Partisi Samsun’dan başlayıp Erzurum’a, sonra İzmir’e giden Mustafa Kemal’le birlikte yürüyenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak için ve onu aşmak için mücadele edenlerin, ilerleyenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, hak, hukuk ve adalet diyenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, büyük dönüşümleri gerçekleştirenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, egemenliği saraydan alıp halka, millete verenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, kendi özgür iradesiyle demokrasiye inandığı için çok partili yaşamı bu ülkeye getirenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, ‘ne ezen, ne ezilen insanca hakça bir düzen’ diyenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, birlikte yürüyenlerin partisidir, kavgasız yürüyenlerin partisidir. Ülkenin çıkarlarını sonuna kadar savunanların partisidir.

TÜRKİYE’NİN 5 TEMEL SORUNUNU ÇÖZECEĞİZ

Bugün geldiğimiz noktada hepimize tarihi bir görev düşüyor. Çünkü Türkiye kavga değil, Türkiye huzur istiyor. Türkiye istibdat değil, Türkiye hürriyet istiyor. Türkiye tek adam rejimi değil, Türkiye demokrasi istiyor, Türkiye saraydan değil, halktan yana bir yönetim istiyor. Türkiye mafya devleti değil, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti istiyor. Türkiye eşi, dostu zenginleşmiş, kokuşmuş bir yolsuzluk düzeni değil, herkesin emeğinin, alın terinin karşılığını aldığı emekten yana bir Türkiye istiyor. Türkiye çalışmak ve üretmek istiyor. O nedenle bu seçimler tarihi seçimlerdir ve bu toplantı da tarihi bir toplantıdır. O nedenle hep birlikte cumhuriyetten yana olanlar, demokrasiden yana olanlar, fakir, fukaradan yana olanlar, emekten yana olanlar, üretenden yana olanların hep birlikte tamam diyeceği bir seçimi başlatıyoruz.

Biz ne yapacağız? Türkiye’nin 5 temel sorununu çözeceğiz. Bu sorunu çözmek için hep birlikte mücadele edeceğiz. Yaşımıza bakmaksızın, eğitim düzeyimize bakmaksızın, tek ortak payda vatan sevgisiyle, insan sevgisiyle Türkiye’nin 5 temel sorununu çözüp Türkiye’yi bölgesinde lider yapma kararlılığındayız ve bunun mücadelesini vereceğiz. Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi, ekonomidir. Türk lirasının nasıl değer kaybettiğini, nasıl eridiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Türk lirası hepimizin gözleri önünde, dünyanın en büyük değer kaybeden paralarından birisi oldu. Türkiye’yi dünyada nasıl lider yapacağız, bölgesinde nasıl lider yapacağız? Eriyen Türk lirasıyla mı yapacağız? Yoksa güçlü, saygınlığı olan bir Türk lirasıyla mı yapacağız? Bugün geldiğimiz noktada Türk lirası sürekli değer kaybediyor. Çiftçi hayatından memnun değil, emekli hayatından memnun değil, çalışan işçi hayatından memnun değil, işsiz zaten hiç hayatından memnun değil. Fabrikalar yapan değil, hapishaneler yapan bir Türkiye hükümeti gerçeğiyle karşı karşıyayız. Varlık içinde yoksulluk yaşayan bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

HALKTAN, EMEKTEN, İNSANDAN YANA BİR DÜZENİ YENİDEN İNŞA ETMEK ZORUNDAYIZ

Bakın haberlere havuz medyası başta olmak üzere gazeteler korkudan haber bile veremiyorlar. Kendisini yakan işçi, kendisini yakan çiftçi, intihar eden sanayici ve esnaf, bunlara baktığımız zaman işlerin yolunda gitmediğini hepimiz görüyoruz. Bu düzenden kim memnun, kim kendisini yakmıyor, kim şikayetçi değil, kim şikayetini dile getirmiyor? Tek bir sınıf var, Türkiye’ye sesleniyorum, 81 milyona sesleniyorum, bu düzenden memnun olan bir sınıf var ve onlarda bir avuç. O sınıfın adı rantiye sınıfı, rantiyeciler memnun. Kendisini yakan rantiyeci var mı, intihar eden rantiyeci var mı? Hepsi hayatından memnun. Bir masa, bir sandalye, ellerinde viski kadehi milyarlar kazanıyorlar. Bu düzeni değiştirmenin tarihi sorumluluğu hepimize düşüyor. Bana düşüyor, Sayın Muharrem İnce’ye düşüyor, çiftçiye düşüyor, emekliye düşüyor, işsize düşüyor, üreten işverene düşüyor, esnafa düşüyor. Hep birlikte bu rantiye düzenini değiştirip halktan yana, emekten yana, insandan yana bir düzeni yeniden inşa etmek zorundayız.

Peki bu düzeni nasıl değiştireceğiz? Öyle ya söylemesi kolay, eleştirmesi kolay, nasıl değiştireceğiz? Önce şu gerçeği toplumun önüne koymak zorundayız. Bir gerçeği toplumun önüne açık ve net koyacağız. Türkiye ekonomisi, büyük bir değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyuyor. Türkiye ekonomisi büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyaç duyuyor. Bunu gerçekleştirmek zorundayız.

BİZİM SEÇİM BİLDİRGEMİZ İNSANA VE ÜRETİME DÖNÜK

İkinci soru, 16 yıldır bu ülkeyi yönetenler Türk ekonomisinin ihtiyaç duyduğu büyük değişimi ve dönüşümü gerçekleştirebilir mi? Gerçekleştiremeyeceği açık, 16 yılın sonunda geldiğimiz nokta bu. O zaman bu büyük değişimi ve dönüşümü nasıl yapacağız? Kendi seçim bildirgelerini açıkladılar. Ben de büyük bir dikkatle dinledim. Onların seçim bildirgeleri ranta dönük. Önemli bir gerçektir. Altını çiziyorum bu gerçeğin. Onların seçim bildirgeleri ranta dönük. Bizim seçim bildirgemiz insana ve üretime dönük. Arada siyahla beyaz kadar arasında fark var. Her yerde, her yerde bunu anlatacaksınız. Ranta dönük bir bildirge değil, insana ve üretime dönük bir bildirgeyle yola çıktık. Büyük bir değişimi ve dönüşümü nasıl yapacağız? Hangi ulusa bakarsanız bakın, hangi devlete bakarsanız bakın büyük değişimler, büyük dönüşümler planlamayla olmuştur. Eğer bir ülke önümüzdeki 50 yılı, 100 yılı planlamışsa, üretimin nerelere gideceğini biliyorsa, hangi alanda ne kadar insan yetişeceğini ve hangi alanda ne kadar üretim yapılacağını ve hangi ürünlerin üretileceğini planlamışsa, o ülke dünyada söz sahibi olur ve saygınlığı olur. İşin anahtarı geleceği planlamaktadır. 16 yıldır ülkeyi yönetenler Devlet Planlama Teşkilatını kapattılar. Zaten işlevsiz bırakmışlardı. Biz Türkiye’nin geleceğini planlayacak yeni bir kurum oluşturacağız. İlk atacağımız adımlardan birisi bu. Adını da söyleyeyim, “İnsani Gelişme Stratejileri ve Bilgi Politikaları Kurumu”nu kuracağız. Neden kuracağız? Üretmek için kuracağız, hayatın her alanında üretmek için. Üniversiteler bilgi üretecek, bilgi sahibi olacak, bilgi üretecek. Toplumu ve dünyayı aydınlatmak üzere bilgi üretecek. Sanat insanları, sanat üretecek, dünyanın her tarafına sanat insanlarımız ve sanat eserlerimiz gitmeli. Sanayici, katma değeri yüksek ürün üretecek. Çiftçi, bir yıl sonra kar elde edeceği ürünü üretecek. Hangi ürünü ne zaman ekeceğini ve nasıl kar elde edeceğini bilecek ve dolayısıyla insan olduktan sonra, insan odaklı bir politikayı oluşturduktan sonra biz geleceği sağlıklı bir şekilde planlayacağız.

BİLİM İNSANLARININ TÜRKİYE’YE GELMESİ İÇİN HER TÜRLÜ TEŞVİKİ VERECEĞİZ

Değerli arkadaşlarım, “İnsani Gelişme Stratejileri ve Bilgi Politikaları Kurumu.” Eğer bir ülke önündeki 50 yılı, 100 yılı planlayamıyorsa, dünyadaki bilgi değişimini kavrayamıyorsa, geri kalmaya mahkumdur. Biz madem ki, Türkiye’de büyük bir değişimi ve dönüşümü sağlayacağız, ekonomide katma değeri yüksek ürünler üreteceğiz, o zaman şimdiden gecikmeksizin geleceğimizi planlamak zorundayız. Bu kurumda kimler çalışacak? Bu kurumda Türkiye’nin en saygın bilim insanları bilim insanları çalışacak, en saygın. Üniversitelerde bilgi üretecekler ama geleceği de planlayacaklar. Ve biz bugün bir başka gerçeğe de tanıklık ediyoruz. Bizim bilim insanlarımız, gencecik çocuklarımız geleceği başka ülkelerde arıyorlar. Yaşadığımız en büyük ayıplardan birisi budur. Birde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti kurduğu yıllara bakınız. O dönem batının bilim insanları Türkiye’ye geliyorlardı. Şimdi 21.yüzyılda bizim en parlak beyinlerimiz batılı ülkelere gidiyorlar. Bu beyin göçünü, bilim insanları buna gri madde ihracı diyorlar. Bu beyin göçünü tersine çevireceğiz. Sadece Türkiye kökenli değil, dünyanın saygıdeğer bilim insanlarının Türkiye’ye gelmesi için her türlü teşviki vereceğiz. Onlara diyeceğiz ki Türkiye’ye gel, araştırmanı yap, bak kurumumuz var burada Türkiye’yi bölgesinin lideri yap, yıldızı yap ve Türkiye bilim üreten bir ülke olsun. Bunları yapacağız.

KOBİ’LERE BİR YIL SÜREYLE SIFIR FAİZLİ KREDİ VERECEĞİZ

Değerli arkadaşlarım, elbette ki bilim üretmek yetmez. Sanayide de, katma değeri yüksek ürün üretmek zorundasınız. Türkiye bölgesinde ve dünyada söz sahibi olmak istiyorsa, katma değeri yüksek ürün üretmek zorundadır. Aksi halde, bir avuç ülkenin ürettiği katma değeri yüksek ürünleri kullanan, tüketen bir ülke olmaktan öteye gidemeyiz. Bizim hedefimiz, bizim rüyamız onların göremeyecekleri kadar uzun ve kapsamlıdır. Biz bunu biliyoruz, biz bunu kavrıyoruz. Dünya sanayide 4.0’ı konuşuyor. Biz neyi konuşuyoruz? Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz. Dünyanın hiçbir lideri yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz, buzdolabı, çamaşır makinası yapıyoruz diye övünmez çünkü bunu ayıp sayar. Elin oğlu ben uzaydan altını, madeni nasıl getiririm diye uğraşıyor, onun mücadelesini veriyor. Bizim mücadelemizde o mücadeledir. Türkiye’yi bölgesinde 21.yüzyılın lideri yapmaktır. Ve hiç kimse bir başka gerçeği unutmasın, bilimde ve teknolojideki çok hızlı dönüşüm bizim de çok hızlı adım atmamızı zorunlu kılıyor. Bugün için katma değeri yüksek ürün olarak görünen bir madde, 3 yıl sonra eskimiş olabiliyor. Dolayısıyla sanayimizin bu hızlı değişime ve dönüşüme ayak uydurması lazım. Dijital dönüşüme ayak uydurması lazım. Ne yapacağız? Hızlı değişim ve dönüşüme ayak uyduran firmalar küçük ve orta boy işletmelerdir. Yani KOBİ’lerdir. Peki KOBİ’ler konusunda biz ne yapacağız? Öyle ya, katma değeri yüksek ürün üreteceğiz. Güzel bir şey. Nasıl üreteceğiz? Bilgi üreterek. Bunun parçalarını kimler üretecek, nasıl üretecek ve biz bunlar üretsin diye nasıl teşvik edeceğiz?

Bütün KOBİ sahibi, iş dünyasının saygıdeğer insanlarına sesleniyorum, Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı, parlamentoda Cumhuriyet Halk Partisi grubunun olduğu bir Türkiye’de vergi ve sigorta prim borcu olmayan bütün KOBİ’lere bir yıl süreyle sıfır faizli kredi vereceğiz. Konuşmamın başında ne dedim? Üreten Türkiye üreten, rantiye sınıfını değil, üreten sınıfı güçlendireceğiz. Bir yıl süreli vergi borcun yoksa, sigorta prim borcun yoksa, bir yıl süreli ödediğin vergi ve sigorta primi kadar sıfır faizli kredi vereceğiz. Alacaksın üreteceksin, işini büyüteceksin, daha fazla insan çalıştıracaksın. Bunun yolunu ve yöntemini en kısa sürede hayata geçireceğiz.

Bir başka önemli nokta, bu proje hayata geçtiğinde ne olur? Bir; devlet vergi ve sigorta primlerini zamanında toplar. Çünkü herkes vergisini ve sigorta primini yatıracak ki devletten bir yıl süreli sıfır faizli kredi alsın. Şuanda tahsil edilemeyen 2017’de tahsil edilemeyen sigorta prim borçları hariç rakam, vergi bütçe geliri tahsil edilemeyen bütçe geliri 322 milyar lira. 10’un üzerinde af kanunu çıkardılar vatandaş vergisini ödesin diye. Türkiye’yi bundan kurtaracağız. Vergini öde, primini öde, ödediğin vergi ve prim kadar sıfır faizli kredi veriyorum. Bundan daha güzel, üretime dönük bundan daha güzel bir proje Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yazılmamıştır diyorum. Biz bunu yazacağız, tarihe not düşeceğiz tarihe. Peki vergi ve sigorta prim borcu zamanında ödenirse ne olacak? Devlet en az 322 milyar lira az borçlanacak ve devlet Türkiye’nin, dünyanın en büyük faizini ödemeyecek.

Başka? Vergiyi ve primimi ödüyorum, sıfır faizli kredi alıyorum, işimi büyüteceğim diyecek, daha fazla üreteceğim diyecek, daha fazla vergi vereceğim çünkü ne kadar çok vergi verirsem, ne kadar çok işçi çalıştırıp sigorta primini ödersem o kadar fazla sıfır faizli kredi alacağım ve işimi büyüteceğim ve piyasalara bir istikrar gelecek, herkes önünü görecek, herkes neyi nasıl yaptığını bilecek. Nasıl bizim öngördüğümüz o 50 yıllık, 100 yıllık planlama içinde KOBİ’de kendisine bir yol haritası çizecek.

Kayıt dışı ekonomi büyük ölçüde kontrol edilecek. Kimse kaçak işçi çalıştırmayacak niye çalıştırsın. Kimse vergi ödemiyorum demeyecek, niye vergi ödemiyorum desin. Vergisini ödeyecek, kayıtlı işçi çalıştıracak ve daha fazla sıfır faizli kredi alacak. Bu vergisini ve sigorta primini zamanında ödeyenler için. Ama birde katma değeri yüksek ürün üretenler için daha farklı koşullar ve daha yüksek kredi imkanı sağlayacağız. Üstelik yine sıfır faizli. Amaç Türkiye’yi katma değeri yüksek ürün üreten, bölgesinde egemen, güçlü bir Türkiye haline getirmek. Peki bunun sonucu ne olacak? İhracatımız geleneksel ürünlerin dışına çıkacak, katma değeri yüksek ürün üreten ve onları ihraç eden çok daha fazla döviz geliri elde eden bir Türkiye gerçeğiyle biz Türkiye’yi karşı karşıya getireceğiz ve Türkiye’yi büyüteceğiz. Ne olacak size söyleyeyim, en geç 5 yıl içinde Türkiye orta gelir tuzağını aşacak ve Türkiye’de kişi başına gelir en az 15 bin dolar olacak.

SAMAN İTHAL EDEN BİR TÜRKİYE GERÇEĞİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Değerli arkadaşlarım, bir başka önemli konumuz daha var tarım. Kendi kendine yeten bir Türkiye vardı. Şimdi saman ithal eden bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Batının egemen güçleri Türkiye tarımını çökerttiler. Bir daha söylüyorum, batının egemen güçleri iktidarı yönlendirdikleri politikalarla Türkiye tarımını çökerttiler. Şimdi o güçler, 81 milyon insanı biz besleyeceğiz kavgasını veriyorlar. Türkiye’yi bu ayıptan kurtaracağız. Tarımda cumhuriyetin kurucu ayarlarına yeniden döneceğiz. Fiskobirlik, Tariş, Çaykur, Toprak Mahsulleri Ofisi, Çukobirlik, Trakya Birlik, Et ve Süt Kurumu gibi kurumları yeniden ayağa kaldıracağız, çiftçiyi güçlendireceğiz. Fındıkta dünya lideriyiz, en çok fındığı üreten ülke biziz ama fiyatını biz belirlemiyoruz. Sözümüz söz Karadeniz’de fındık borsasını kuracağız fındık fiyatını Türkiye belirleyecek lisanslı depoculuk anlayışıyla.

ÇİFTÇİYİ YENİDEN MİLLETİN EFENDİSİ YAPACAĞIZ

Sayın Cumhurbaşkanı adayımız, “çiftçiye mazotu KDV’siz ve ÖTV’siz 3 liradan vereceğiz” diye ifade etti. İtiraz ettiler, “Sayın İnce bunu bilmiyor biz 2,5 liradan veriyoruz” diye. Neyse, Sayın İnce bindi çiftçinin traktörüne, doğrudan doğruya gitti benzin istasyonuna, doldur bakalım şu traktörü. Kaç liraydı? 5 lira 72 kuruş. Tarım Bakanının çiftçiden haberi yok, Tarım Bakanının mazottan haberi yok, Tarım Bakanının Türkiye’den haberi yok, Tarım Bakanının tarımla ilgisi yok. Öyle birisi. 5 yıl içinde tarımı ayağa kaldırmak için, tarımı teknolojiyle tanıtmak için, güçlendirmek için 5 yıl içinde bütün kırsala 40 bin ziraat mühendisi, ziraat teknisyeni ve veterineri mutlaka atayacağız. Kırsala gidecek, köye gidecek, hayvan üreticisiyle, çiftçiyle yan yana gelecek. Neyi ekip neyi biçeceğini bilecek ve tarım teknoloji liseleri kuracağız. Bunu da ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi söylüyor, onların akıllarına gelmez. Tarımla teknolojiyi buluşturmazsanız, verimi gözardı edersiniz. Tarım teknoloji liseleri kurarak tarımla teknolojiyi ve artan üretimi destekleyeceğiz. Çiftçiyi yeniden milletin efendisi yapacağız.

Bir şey daha söylemek istiyorum çiftçi kardeşlerime. Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisinin de parlamentoda ağırlığının olduğu bir Türkiye’de senin borçlarının faizlerini son kuruşuna kadar sileceğiz. Sanayiciye ne verdik? Ödediğin vergi ve sigorta primi kadar sana sıfır faizli kredi vereceğim yeter ki sen üret, yeter ki ihracatını yap, yeter ki istihdam yarat. Çiftçiye ne diyoruz? Üret kardeşim üret. Üreteceksin ama bir yıl önce neyi ürettiğini bileceksin, bir yıl önceden. Ve ondan kar elde edeceksin, zarar etmeyeceksin, sana bunu planlayacağız, sana söyleyeceğiz şu ürünü ek şu fiyattan alacağım, sen kar elde edeceksin. Mazotu düşük fiyatla vereceğim sana, bunu sen hak ediyorsun. Rantiyeye değil, üretene veriyoruz. Rantiyeye çalışıyorlar, 16 yıldır çalışıyorlar, bütün rantiye köşeyi döndü bizim görevimiz alın teri dökenlerin köşeyi dönmesidir, alın teri dökenlerin desteklenmesidir. Sözümüz söz, Muharrem İnce’nin de sözü, Kılıçdaroğlu’nun da sözü tarımda Türkiye’yi dünya lideri yapacağız.

ŞEKER FABRİKALARINI GERİ ALACAĞIZ, İHALELERİ İPTAL EDECEĞİZ

11 Nisan 2006, parlamentodan bir kanun çıktı, adı tarım kanunu. Madde 21 diyor ki, milli gelirin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verin en az. Milli gelirin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir. 2006 – 2018 bu madde uygulanmıyor. Bu maddenin uygulanmasının sözünü veriyorum size. Çiftçiye destek verirken, aslında hedefimiz bu maddenin uygulanmasıydı. Kendi çıkardıkları kanuna uymadılar, onların çıkardığı, bizim de destek verdiğimiz o kanunu son kuruşuna kadar çiftçi lehine uygulayacağım. Çiftçi düğününü, derneğini sevinerek yapacak, ürününü toplayacak, göğsünü gere gere gezecek. Bankanın önünde kendisini yakmayacak, bankanın önünden faizleri silinmiş onurlu bir çiftçi olarak yürüyerek geçecek. Şeker fabrikalarını geri alacağız, ihaleleri iptal edeceğiz. Onlar bu milletindir birilerinin değil.

ESNAF BAKANLIĞI KURACAĞIZ

Bir sözümüz daha. Esnaf zor durumda biliyorum, esnaf bakanlığı kuracağız. Yıllardır esnaflar söylerler neden bir esnaf bakanlığı kurmuyorsunuz diye. Onlar diyorlar ki, rantiyeye çalışanlar diyorlar ki, biz zaten esnafı bitireceğiz, esnafı bitirdiğimize göre banka kurmaya gerek yok. Biz ne diyoruz? Alın teri dökenden yana biz ne diyoruz? Çalışandan, üretenden yana biz ne diyoruz, emekten yana biz ne diyoruz, sabahın köründe dükkanını açıp müşteri bekleyen esnaf için biz ne diyoruz? Senin kira stopajını kaldıracağız, kira stopajı belasından seni kurtaracağız ve esnaf bakanlığını kurup senin bütün sorunlarını çözeceğiz.

İKİ DEV PROJEYLE ANADOLU’YU ŞAHA KALDIRACAĞIZ

Bir başka gerçekle daha karşı karşıyayız, nedir o gerçek? Hepimizin gözleri önünde ve hepimiz yaşıyoruz. Anadolu’nun içi boşalıyor, nüfus azalıyor Anadolu’da. Anadolu’da en çok içi boşalan illerden bazılarını okuyum. Ağrı, Amasya, Artvin, Bilecik, Çankırı, Çorum, Erzurum, Kars, Kütahya, Muş, Sivas, Tokat, Yozgat, Aksaray, Kırıkkale, Ardahan. Erzurum bir dönem doğunun Paris’i olarak tanımlanırdı. Yozgat kokulu yeşil mercimeğiyle dünya markasıydı Yozgat. Kırıkkale sanayinin geliştiği bir kentti Kırıkkale. Kars hayvancılıkta bölgenin lideriydi, bölgeye hükmederdi Kars. Bugün buralarda fabrikalar kalmadı ve insanlar işsiz ve geleceklerini büyük kentlerin varoşlarında arıyorlar. Biz ne yapacağız? Anadolu’yu şaha kaldıracağız Anadolu’yu. Anadolu’nun içini dolduracağız Anadolu’nun. Anadolu’yu mahzun bırakmayacağız Anadolu’yu. O Kuvayı-milliye hareketinin gözbebeği olan Anadolu’yu yeniden şaha kaldırmak Muharrem İnce’nin de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da namus borcudur.

İki dev projeyle Anadolu’yu şaha kaldıracağız. Şimdi o iki dev projeyle ilgili 6 dakikalık bir filmimiz var sonra diğer alanlara gireceğim. Hep birlikte izleyelim arkadaşlar.

SİZ 16 YILDA YAPAMADINIZ, BİZ 5 YILDA YAPACAĞIZ

Bir gerçekle karşı karşıyayız. Bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim, biz ürettiğimiz projelerle Türkiye’ye çağ atlatmak istiyoruz, ürettiğimiz projelerle orada filmde küçük bir çocuk gördünüz, hayatından mutlu bir çocuk gördünüz, onun geleceğini inşa etmek bizim namus borcumuzdur. Onun gelecekte güçlü olmasını sağlamak bizim namus borcumuzdur. O çocuk büyüdüğünde, büyük kentlerin varoşlarında heba olmamalıdır. O iyi bir eğitim almalıdır, o iyi bir iş bulmalıdır, o katma değeri yüksek bir fabrikada çalışmalıdır. Belki o bir bilim insanı olacaktır, belki bir sanat insanı olacaktır. Biz onun önündeki bütün engelleri kaldırmak zorundayız. Bu iki dev proje son kuruşuna kadar hesaplanmıştır. Neyin nasıl yapılacağı son kuruşuna kadar bellidir. Eleştirecekler efendim bunu nasıl yapacaksınız diye. Siz yapamadınız 16 yıl denediniz, 16 yılda yapamadınız 5 yılda yapacağız bunları 5 yılda!

Bu iki dev proje sadece Türkiye’nin değil, Kafkasların, Ortadoğu’nun, Balkanların da güvencesi olacak. Bu bölgeyi bir barış iklimine dönüştüreceğiz. Çünkü bu iki dev proje sadece Türkiye’de değil, Kafkaslarda, Ortadoğu’da ve Balkanlarda da katma değer yaratacak. Bütün insanlar bir araya gelecekler. Herkes bu projelerden yararlanmış olacak. O nedenle proje üretiyorsak sadece Türkiye için değil, bölge için, bölgenin lideri olmak içinde proje üretiyoruz. Bütün yurttaşlarımın bu gerçeği bilmesini isterim. Hedefimiz ne? Hedefimiz Türkiye’yi bölgesinde 21.yüzyılın lideri yapmak. 21.yüzyılda Türkiye’yi dünyanın en önemli saygın ülkelerinden birisi haline getirmek.

Değerli arkadaşlarım, ekonomide bunları yapacağız. Ayrıntılar bizim seçim bildirgemizde var, kısaca özetledim. Eğitimde ne yapacağız? Öyle ya bir toplumun geleceğini belirleyen temel öge eğitimdir. Bir Çin bilgesinin sözleriyle bu konuya girmek isterim. Bu Çin bilgesi hepinizin bildiği şu önemli vurgulamayı yapar, 1 yıl sonrasını düşünüyorsan pirinç ek, 10 yıl sonrasını düşünüyorsan meyve fidanı dik, 100 yıl sonrasını düşünüyorsan insanı eğit. Neden dedim konuşmamın başında önümüzdeki 50 yılı, 100 yılı düşünmeyen insanlar Türkiye’yi yönetmeyi hak etmiyorlar. Önümüzdeki 50 yılı, 100 yılı düşünen insanların Türkiye’yi yönetmesi lazım. Hangi projelerle, hangi dev projelerle Türkiye’yi bölgesinin ve dünyanın lideri yapacak? Bunlarla yola çıkarsanız olur, bunun yolu eğitimden geçiyor.

ÇOCUKLARIMIZIN YÜZDE 90’I NİTELİKSİZ OKULLARA GİDİYOR

Eğitim, 16 yılda 14 kez eğitim politikası değişti. Anneler çocuklarını hangi okula göndereceklerini bilmiyorlar. Anneler çocuklarının hangi sınava gireceklerini bilmiyorlar. Bir politika yok bir politikasızlık var. Eğitim bir kişinin iki dudağına teslim edilmiş durumda. Oysa eğitim ciddi bir iştir. Sadece bir kişinin değil, bir partinin, bir grubun da tekeline bırakılamaz eğitim. Türkiye’nin geleceği sözkonusu. 21.yüzyıldaki o hızlı değişim, dönüşüm sözkonusu. O hızlı değişime ve dönüşüme ancak eğitimle ayak uydurabilirsiniz. Bir ülkeyi geri bıraktırmak için o ülkeyi işgal etmenize gerek yok. Yapacağınız tek şey var eğitim sistemini bozacaksınız. Eğitim sistemini bozarsanız, o ülkeyi geri bıraktırırsınız. Bugün batının egemen güçleri bilinçli olarak hükümeti de etkileyerek Türkiye’nin eğitim sistemini baştan sona bozmuşlardır. Düzeltmek Sayın Muharrem İnce’nin ki, öğretmendir ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun boynunun borcudur. Bunları düzelteceğiz.

Şu 16 yılın sonunda geldiğimiz noktaya bakın. Çocuklarımızın yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyor. Sevgili anneler, sevgili babalar, özellikle sizlere söylüyorum, çocuğunuzu düşünüyorsanız size söylüyorum, o çocuğun geleceğini düşünüyorsanız size söylüyorum. 16 yıl iktidara getirdiniz, 16 yılın sonunda bu ülkenin çocuklarının yüzde 90’ı niteliksiz okullara gidiyor. Siz hak ediyor musunuz bunu? Hak ediyoruz diyorsanız oy vermeye devam edin, hak etmiyoruz benim çocuğumda nitelikli okullarda okumalı diyorsanız yönünüzü Cumhuriyet Halk Partisine döndüreceksiniz ve bize bakacaksınız yönünüzü.

EĞİTİM, EVRENSEL DEĞERLERİ DE İÇEREN MİLLİ BİR POLİTİKADIR

Değerli arkadaşlarım, eğitim aynı zamanda millidir. Evrensel değerleri de içeren milli bir politikadır. Dolayısıyla bizim eğitim konusunda çok daha ciddi ve tutarlı politikalar geliştirmemiz lazım. Fazla eleştirmeyeceğim, herkes biliyor zaten. Biz eğitimde ne düşünüyoruz, ne yapacağız eğitimde? Sayın Muharrem İnce Cumhurbaşkanı, parlamentoda Cumhuriyet Halk Partisi olduğu zaman biz eğitimde neleri yapacağız? Çocuklara analitik düşünme ve sorgulama yeteneği kazandıracak bir eğitim politikası uygulamaya koyacağız. Bu birinci kuralımız. İkinci kuralımız, çocuklarımızın sorun çözme kapasitesini büyütecek, geliştirecek bir eğitim politikası izleyeceğiz. Üçüncüsü, eğitime okul öncesinden başlayacağız. Batılı gelişmiş ülkeler daha çocuk anne karnındayken eğitimi düşünüyorlar.

Biz o kadar geriye düştük ki, bırakın mevcut eğitim sistemini bile allak bullak ettik. Okul öncesi eğitimden başlatacağız. Bütün mahallelerde ücretsiz kreşler açacağız. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu bütün yerlerde kreşimiz var. Şimdi bunu Türkiye genelinde yaygınlaştıracağız. Çocuk oralara gidecek ve bu kreşlerin tamamı ücretsiz olacak. Dördüncü kuralımız, ilköğretimde eğitimi tam zamanlı yapacağız. Yani çocuk sabah evden çıkacak, servis aracına binecek, okuluna gidecek. Akşama kadar okulunda kalacak, akşam servis aracına binecek ve evine gelecek. Sabah kahvaltısı okulda. Çocuk ayrıca evde sabahın köründe kahvaltı yapmayacak. Okula gelecek, arkadaşlarıyla beraber sabah kahvaltısı yapacak, arkadaşlarıyla beraber öğle yemeği yiyecek, arkadaşlarıyla beraber oynayacak, dersini alacak, öğretmeniyle bir arada olacak, akşamda huzur içinde aile çocuğunu evde karşılayacak. Dolayısıyla bunları gerçekleştireceğiz.

Yine beşinci kuralımız, birleştirilmiş sınıf uygulamasına bu ayıba da son vereceğiz. 21.yüzyıldayız hala birinci, ikinci, üçüncü sınıflar bir oda da öğretmen tarafından eğitiliyorlar. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar, 21.yüzyıldayız. rantiye sınıfının eğitimle sorunu yok. Niçin? Dünyanın parasını kazanıyorlar, çocuklarını Londra’ya, çocuklarını Amerika’ya eğitime gönderiyorlar. Peki garibanın oğlu nereye gidecek? İşçi Ali’nin oğlu, işçi Mehmet’in oğlu nereye gidecek? İşsizlikten dışarı çıkamayan Muhammed’in oğlu nereye gidecek, Ökkeş’in oğlu nereye gidecek? O çocuklara çağdaş bir eğitim zemini hazırlamak benim boynumun borcudur ve ben bunu yapacağım.

Taşımalı eğitim. Taşımalı eğitime son vereceğiz altınca maddemiz.

Yedinci maddemiz, yurtsuz öğrenci kalmayacak üniversiteler dahil. En geç iki yıl içinde hiçbir anne, baba çocuğum yurtta kalacak mı, kalmayacak mı, yurt bulacak mı, bulmayacak mı diye bir telaşa kapılmayacak. Birer kişilik, ikişer kişilik odalar, geniş bant internet erişimi, sıcak, soğuk su her şeyi olacak. Çağdaş, modern yurtlar yapacağız.

Ve sekizinci maddemiz, nitelikli okul, niteliksiz okul ayıbına son vereceğiz. Bütün okullar nitelikli okul olacak bütün okullar. Bütün okullarda öğretmenler nitelikli öğretmen olacak. Ne demek niteliksiz okul?

Efendim dokuzuncu maddemiz, iş garantili eğitim. Teknoloji liseleri açacağız. Bütün organize sanayi bölgelerinde teknoloji liseleri açacağız. Buraya giden çocuklarımız en az 6 yıl okuyacaklar. Üçüncü sınıftan itibaren kendi alanlarıyla ilgili fabrikalarda staj yapacaklar. Sigorta primlerini devlet ödeyecek, mezun olduklarında işleri hazır olacak. O çocuklarımız katma değeri yüksek ürün üretecekler teknoloji liselerinde. Dolayısıyla hiçbir organize sanayi bölgesinin yöneticisi, hiçbir fabrikanın yöneticisi ben nitelikli eleman arıyorum ama bulamıyorum diyemeyecek. Nitelikli eleman teknoloji liselerinde yetişmiş olacaktır.

HİÇBİR ÖĞRETMEN YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA MAAŞ ALMAYACAK

Onuncu maddemiz, atama bekleyen öğretmen ayıbı. Bir yıl içinde 180 bin öğretmeni atayacağız. Bir yıl içinde 180 bin öğretmen. Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen ayıbı var. Biri bir lira alıyorsa, diğeri beş kuruş alıyor. Bu ayıbı da kaldıracağız. Öğretmen öğretmendir. Öğretmendir ve kadroludur, ne demek sözleşmeli öğretmen. Dünya kadar öğretmen var dışarıda atama bekliyor. Bu ayıbı da kaldıracağız.

Onikinci maddemiz, hiçbir öğretmen yoksulluk sınırının altında maaş almayacak hiçbir öğretmen. Bütün öğretmenler yoksulluk sınırının üstünde maaş alacaklar. Efendim parayı nereden bulacaksınız diyorlar. Rantiyeye para buluyorsun milyarları ödüyorsun, tefeciye para buluyorsun milyarları ödüyorsun öğretmene yoksulluk limitinin üzerinde maaş vermek, aylık vermek Muharrem İnce’nin de Kılıçdaroğlu’nun da namus borcudur yapacağız bunu. Öğretmen hepimizin saygı duyduğu bir kişi. Öğretmenlere 3600 ek gösterge, polisler, din insanları ve hemşireleri de 3600 ek gösterge. Biz bunu söylediğimizde vay efendim siz bunu nasıl söylersiniz. Şimdi büyük bir memnuniyetle izliyorum ki kendi vaatleri arasına almışlar. Bizim kanun teklifini kabul etseydin kardeşim niye kabul etmedin. Polislere 3600 ek gösterge verin diye Anayasa Mahkemesine gittik, sen avukatlarını gönderdin Anayasa Mahkemesine sakın vermeyin diye. Elinden tutan mı var, kararname çıkarıyorsun, üniversite hocalarını atıyorsun, çıkar bir kararname 3600 göstergeyi herkese ver bizde seni alkışlayalım. Niye 24 Haziran’dan sonra? Dolayısıyla bizim vaatlerimizin iktidar partisinin seçim bildirgesine girmesi bizi sadece ve sadece mutlu eder ve bu başka bir gerçeği, başka bir tabloyu toplumun önüne koyar. Nedir o tablo? Cumhuriyet Halk Partisi ne düşünmüşse, neyi uygulamaya koymuşsa, neyi vaat etmişse bunlar kuruşu kuruşuna hesaplamışlardır ve tamamı doğrudur. Evet vallahide billahi de tamamı doğrudur.

ÖĞRETMENLERİN DE AYRI KANUNU OLACAK

Ondört, öğretmenleri toplumun en saygın kişileri yapacağız. Nasıl? Öğretmenleri devlet memurları kanunundan çıkaracağız. Öğretmenler meslek kanunu diye ayrı bir kanun çıkaracağız. Öğretmenler hakimler, savcılar gibi onların nasıl ayrı kanunu varsa, öğretmenlerin de ayrı kanunu olacak. Öğretmen toplumun içinde gezerken herkes onun öğretmen olduğunu bilecek. Çünkü çevresindeki herkesin ona saygı gösterdiğini herkes görmüş ve öğrenmiş olacak. Diyojen’in çok güzel bir sözü var. Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum diyor. Evet bütün öğretmenler sizin önünüzde saygıyla eğiliyorum. Ve hiç kimse bir başka gerçeği unutmasın. Bütün peygamberler öğretmendir. O nedenle öğretmenlere saygımız sonsuzdur.

Onbeş, 24 Kasım öğretmenler gününde öğretmenlere ayrıca birer maaş ikramiye verilecek. Efendim nasıl verilirmiş? Bal gibi verilir. Rantiyeye değil, öğretmene vereceğim. Rantiyeye değil üretene vereceğim. Öğretmen ne üretiyor? Öğretmen bilgi üretiyor. Öğretmen ne yapıyor? Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırıyor. Öğretmen ne yapıyor? Toplumu eğitiyor. Öğretmen ne yapıyor? Katma değeri yüksek ürün üretecek olan çocukları yetiştiriyor. Öğretmen ne yapıyor? Bilim insanı yetiştiriyor. Öğretmen ne yapıyor? Sanat insanı yetiştiriyor. Öğretmen ne yapıyor? Tarlada neyi ne zaman ekeceğini bilecek çiftçi yetiştiriyor. Öğretmen ne yapıyor? Toplumun saygısını kazanan sanatkar yetiştiriyor, esnaf yetiştiriyor. Dolayısıyla biz öğretmenlere saygı duyacağız.

YÖK’Ü KALDIRACAĞIZ

Üniversiteler demokratikleşecek, baskıdan kurtulacak. Üniversitelerin bilimsel özerkliği olacak. Bir, bilimsel özerklik. İki, üniversitelerin yönetsel özerkliği olacak. Üç, üniversitelerin mali özerkliği olacak. Bu üç özerkliğin olmadığı bir üniversite, üniversite değildir. Ayrıca bütün üniversitelerde öğrenciler üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olacak bütün gençler. Şunu söylüyorlar, efendim üniversite öğrenci üniversite yönetiminde görev alır mı? Bu üniversite öğrencisi vali oluyor, kaymakam oluyor, polis oluyor, emniyet müdürü oluyor, üniversite yönetimine efendim bu beceremez. Beceremeyen sizlersiniz. Üniversite öğrencisi genç arkadaşım üniversite yönetimine girecek, üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olacak. Bir darbe kurumu olan YÖK’ü kaldıracağız. Yerine Yüksek Öğretim Koordinasyon ve Planlama Kurumu olacak.

İNSAN KAYNAKLARI BAKANLIĞI KURACAĞIZ

Bir başka gerçek, onların bilmediği ve görmediği ve anlamadığı bir başka gerçek. OECD’nin bir çalışmasından bir bölümü okuyorum. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün yani OECD’nin yaptığı çalışmadan bir bölümü okuyorum. Bugünün çocuklarının yüzde 65’i çalışma yaşına geldiklerinde, günümüzde henüz tanımlanmamış, icat edilmemiş işlerde çalışacaklar. Ne demektir bu? Bilimde, teknolojide ve dijital dünyadaki hızlı değişimi anlatıyor. Bugünün çocukları çalışma yaşına geldiklerinde, henüz icat edilmemiş alanların yüzde 65’inde çalışacaklardır diyor çalışma yaşına geldiklerinde. Yani bugün okuyor, bugün çalışıyor, dersini yapıyor ama çalışma yaşına geldiğinde öğrendiklerinin tamamının eskidiğini görüyor veya yok olduğunu görüyor. O zaman ne yapacağız? ‘Yaşam boyu eğitim’ diye bir kavram var. Bunun için de kurumsal bir yapı oluşturmak gerekiyor. İnsanların eğitilmesi gerekiyor, benim eğitim aldığım alan yok olduysa, bana çalışmak için açılması gerekiyor. Bunun için insan kaynakları bakanlığı kuracağız ve dolayısıyla insanlar hayatın her alanında okuyacaklar ve kendilerini yaşama hazırlayacaklar.

İNSANA İNSAN OLDUĞU İÇİN DEĞER VERECEĞİZ

Bir başka sorun alanımız toplumsal barış. İsterseniz adına Kürt sorunu deyin, isterseniz doğu ve güneydoğu sorunu deyin. 35 – 40 yıldır çözülemeyen bir sorun. Tek sorumlusu siyasilerdir. Güvenlik güçlerini kimse suçlayamaz. Sorumluluğu üstüne alıp sorunu çözemeyenler, sorunu Silahlı Kuvvetlere, Emniyete havale ettiler. Sorunu çözecek olan siyasilerdir. Sorunun çözüm adresi de TBMM’dir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Çok sık kullandığım bir cümle var. İnançlar üzerinden siyaset yapmayacağız, kimlikler üzerinden siyaset yapmayacağız, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmayacağız. İnsana insan olduğu için değer vereceğiz. Bütün canlılara nasıl değer veriyorsak ve saygı duyuyorsak insana da saygı duyacağız ve baş tacı yapacağız insanı. İnsanın sorunlarını çözmek siyaset kurumunun temel görevidir. Biz hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz hiç kimseyi. Her vatandaşa eşit davranacağız, eşit vatandaşlığın kuralı budur. Ben hangi haklara sahipsem, Hakkari’deki de, Rize’deki de, Tekirdağ’daki vatandaşta aynı haklara sahip olacak. Hiç kimse kimliğinden ötürü, inancından ötürü dışlanmayacak, ötekileştirilmeyecek.

16 YILDIR ÇÖZEMEDİLER SÖZÜMÜZ SÖZ 4 YIL İÇİNDE ÇÖZECEĞİZ!

Şimdi size net ve açık bir soru soruyorum. Bu sorunu kim çözer? Bu sorunun cevabı pek çok vatandaşın kafasında soru olarak kalabilir, herkesin kendine göre bir görüşü olabilir. Ama sorunu kim çözer ben size söyleyeyim, cevabı çok basit. Terörle mücadele ederken ödün vermeksizin demokrasiye inanan, birlikte huzur içinde yaşamayı savunan kişi çözebilir. Terörle mücadele konusunda ödün vermeyeceksin, demokrasiye inanacaksın, huzura inanacaksın, birlikte yaşamaya inanacaksın ki sen bu sorunu çözebilesin. O sorunu 16 yıldır çözemediler sözümüz söz 4 yıl içinde çözeceğiz!

Sorunu çözmek için 4 temel ilkemiz var. Bir, bu sorunu çözmek için yola çıkanlar samimi ve dürüst olacaklar. Ben bu sorunu çözmeye kararlıyım diyecek. Birinci kuralımız bu. İkinci kuralımız, gizli kişisel bir ajandaya sahip olmayacaksın. Ya bu sorunu şöyle çözersem oyum artar, şöyle yaparsam şöyle olur derseniz, yani bir önyargıyla yola çıkarsanız, yine bu sorunu çözemezsiniz. Üçüncüsü, millete hesabını veremeyeceğiniz vaatlerde, angajmanlarda bulunmayacaksınız. Açık ve net olacaksınız. Kapalı kapılar ardında başka şey, kapının önünde başka şey söylerseniz, bu sorun yine çözülmez. Açık ve net olacaksınız. Dört, millete her aşamada bilgi vereceksiniz. Beş, bütün bunları yaparken demokrasiye inanacaksınız, birlikte yaşamaya, huzurlu yaşamaya inanacaksınız. Bunları yapacaksınız. Eğer bunları yapabilirseniz, Türkiye’de bütün bu sorunları çözebilirsiniz. Biz bu sorunları çözmeye azimliyiz ve kararlıyız. Bütün arkadaşlarımın bunu çok açık ve net bilmesi lazım.

YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ

Bir diğer sorun alanımız dış politika. Değerli arkadaşlarım, dış politika bir devlet politikası olmak zorundadır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana da hep bir devlet politikası olmuştur. Yani iktidarı, muhalefeti, sivil toplum örgütleriyle birlikte bir devlet politikası olarak dış politika oluşturulmuştur. Ve bu dış politikanın ana ekseni Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çizilmiştir. Yurtta barış, dünyada barış. Başka bir ülkenin iç işlerine müdahale etmeme. Bu kadar açık, bu kadar net. Bu kural Türkiye Cumhuriyeti için getirilmekle beraber bu kural bugün dünyanın bütün saygın ülkeleri tarafından aynen uygulanmaktadır. Biz bu kurala uyacağız. Dış politikayı yine akılcı yöntemlerle oluşturacağız. Bütün komşularımızla barış içinde yaşama hedefimiz var. Bunları yapacağız. 16 yılda izlenen bu politika bozuldu. Maceracı ve kavgacı bir dış politika izlendi. Mezhepçi bir dış politika izlendi ve bu Türkiye’nin başına büyük belalar açtı. 3,5 milyon Suriyeli geldi 30 milyar dolar parayı Suriyeliler için harcadık. Türkiye bunu hak etmiyor, bölgede bunu hak etmiyor. Arap kardeşlerimiz, Ezidi kardeşlerimiz, Kürt kardeşlerimiz, Türkmen kardeşlerimiz o bölgede büyük acılar yaşadılar. Oysa onlarla ortak kültürümüz var, ortak tarihimiz var. Kavgayı değil barışı öne çıkardığımız zaman kazanan sadece ve sadece Türkiye olacak. Bu süreçte Dış İşleri Bakanlığı tamamen devre dışı bırakılmıştır. Dışişleri Bakanlığının şuanda Türkiye’de hiçbir fonksiyonu yoktur.

Değerli arkadaşlarım, dış politikada büyük başarısızlıklar yaşıyoruz ve biz bunları aşmak zorundayız. Ne yapacağız? Bir, 1 yıl içinde bütün komşularımızla barışacağız. İki, Filistinlilere vize uygulanıyor, Filistinlilere uygulanan vizeyi kaldıracağız. Filistinli gelecek, Türkiye’ye istediği gibi gelecek. İsrail’den İsrailli vatandaşlar nasıl geliyorsa Filistinli vatandaşlarda Türkiye’ye aynı koşullarda gelecekler. Üç, bizim onurumuzu zedeleyen bir anlaşma yapıldı, gece yarısı 01.30’da yapıldı, parlamentoda yapıldı Mavi Marmara anlaşması. O anlaşmayı iptal edeceğiz. 9 vatandaşımızın hakkını ve hukukunu sonuna kadar arayacağız. AB’yle ilişkileri düzelteceğiz kesinlikle. AB fasıl mı açacakmış, fasıl açmayacakmış bunları hiç beklemeyeceğiz hiç ama hiç. Ne gerekiyorsa tam demokrasi için bütün kuralları oturup kendi özgür irademizle yapacağız. Bunlar bekliyorlar AB dayatsın ben yapıyım. Birisi dayatmadan iş yapamıyor musun kardeşim sen, illa birisi dayatacak mı iş yapacaksın? Bu mecliste oturacağız tam demokrasinin kuralları neyse tamamını geçireceğiz, tamamını yapacağız.

ORTADOĞU BARIŞ VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI KURACAĞIZ

Ve önemli bir şeyi gerçekleştireceğiz. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kuracağız. Kısa adı OBİT, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı. Bu teşkilatın kurucuları 4 devlet olacak. Türkiye, İran, Irak ve Suriye. 4 devlet barış içinde yaşayacak. Bugün 4 devletin içişlerine egemen güçler müdahale ediyor. Bu 4 devletin aklı yok mu, bu 4 devletin devlet adamları yok mu, bu 4 devlet bir araya gelip kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteye sahip değiller mi? Biz bunu yapacağız. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kuracağız, 4 devlet bir araya gelecek Ortadoğu’yu bir barış denizine, bir barış ummanına döndüreceğiz. Bu bölgenin en güçlü ülkeleri bu 4 ülke olacak. Eğer 4 ülke böyle bir potansiyeli ve böyle bir örgütlenmeyi hayata geçirdikleri zaman siyasal olarak, ekonomik olarak, sosyal olarak ve kültürel olarak büyük bir işbirliğinin önü açılacaktır.

OHAL’İ KALDIRACAĞIZ

Ve değerli arkadaşlarım, bir diğer sorun alanımız demokrasi. 81 milyon vatandaşıma sesleniyorum, Thomas Jefferson’ın bir sözüyle başlamak istiyorum, önemli bir düşünürdür. Şöyle der, “Halk hükümetten korktuğu zaman tiranlık yani diktatörlük, hükümet halktan korktuğu zaman özgürlük vardır”. Ne kadar güzel değil mi. Şimdi vatandaşıma soruyorum, sen telefonla konuşurken rahat konuşabiliyor musun? Beni dinliyorlar diye bir endişeye kapılıyor musun? Eğer korkuyorsan ve endişen varsa bu ülkede diktatörlük vardır, korkmuyorsan rahat konuşuyorsan bu ülkede özgürlük vardır.

YARGI, BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLACAK

Biz ne yapacağız? Cumhurbaşkanı Muharrem İnce, parlamentoda en büyük grubu olan Cumhuriyet Halk Partisi olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu demokrasi konusunda ne yapacak? İşbirliği yapacağız demokrasi konusunda, ne yapacağız? Bir, kesinlikle olağanhalüstü uygulama kalkacak yani OHAL yok olacak, kaldıracağız OHAL’i. İki, siyaseti kirlilikten arındıracağız, siyasi ahlak kanunu çıkacak, siyaset kirlilikten arınacak. Yolsuzluk yapanlar, köşeyi dönenler, ihaleye fesat karıştıranların TBMM’de yeri yoktur ve olmayacaktır, bunu yapacağız. Türk hukuk sistemini darbe hukukundan arındıracağız. 12 Mart, 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği bütün uygulamaları devre dışı bırakacağız. Dört, devlette liyakat sistemini egemen kılacağız, kuralları olacak. Beş, yargı bağımsız ve tarafsız olacak. Hakimler Yüksek Kurulu, Savcılar Yüksek Kurulu ayrı ayrı olacak. Bakan ve müsteşar bu kurullarda yer almayacak. Savcı hakimin yanına duruşmada oturmayacak. Savcı avukat hangi düzeydeyse, savcı da o düzeyde olacak.

Cumhurbaşkanı dahil hiçbir makam denetimsiz olmayacak, her makam denetlenecek. Madem milletin parasını harcıyorsun hesabını vereceksin. Sayın Muharrem İnce “Ben Cumhurbaşkanı olduğumda, benim de hesaplarım, benim de uygulamalarım denetlensin” diyor. Peki sen niye korkuyorsun, sen niye denetimden korkuyorsun, niye denetimden kaçıyorsun? Sende çık söyle ben bu milletin parasını harcıyorum her kuruşun hesabını vereceğim desene. Diyemiyor, diyemez, söyleyemez. Yedi, herkesin can ve mal güvenliği olacak. Sekiz, suçüstü halleri hariç tutukluluk esas olmayacak. Serbest yargılansın insan niye tutukluyorsunuz, niye hapse atıyorsunuz? Atıyorsunuz hapse iddianame yok ortada aylardır, yıllardır iddianame yok. Böyle demokrasimi olur? Kaldıracağız.

MEDYA ÖZGÜR OLACAK

Dokuz, medya özgür olacak ve özgürlüğü evrensel etik kurallar çerçevesinde sınırlanacak. Özgür bir medya, evrensel etik kurallar içinde rahatlıkla haber yapabilecek. Medya sahipleri öyle medya dışında başka bir alanla uğraşmayacak. Devletten ihale alayım, onun lehine yazı yazıyım, havuz medyası oluşturayım. Bunu tarihe gömeceğiz, bu ayıbı tarihe gömeceğiz. Medya sahibi sadece ve sadece gazetecilik, televizyonculuk yapacak, başka bir işle uğraşmayacak. Medya çalışanlarının tamamı zorunlu olarak sendikalı olacak. Çünkü haberi yazan gazeteci patronuna karşıda özgür olabilmeli. Devletle vatandaş arasındaki güven ilişkisini yeniden inşa edeceğiz. Gizli tanık uygulamalarına, muhbir uygulamalarına izin vermeyeceğiz. Güçlü bir parlamenter demokratik sistem olacak ve lider sultasına son vereceğiz. Cumhurbaşkanı tarafsız olacak ve Cumhurbaşkanı 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanı 3 bin kişilik koruma ordusuyla gezmeyecek. Sayın Muharrem İnce bugün nasıl geziyorsa, Cumhurbaşkanı seçildiğinde de aynı koşullarda gezecek.

BARIŞ AKADEMİSYENLERİ EN KISA SÜREDE ÜNİVERSİTELERİNE GERİ DÖNECEK

Kanun hükmünde kararname uygulamalarına son vereceğiz onbeşinci maddemiz. Barış akademisyenleri en kısa sürede üniversitelerine geri dönecek. Onaltı, yargıya erişimin önündeki bütün engelleri kaldıracağız. Bütün mağdurlar mahkemelere başvurabilecekler. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldıracağız onyedinci maddemiz. Emeklilere de sendika kurma hakkı vereceğiz. Onsekizinci maddemiz, şehitler ve gaziler arasında ayrım yapıldı, Türkiye bu ayıbı kaldıramaz. Bu bizim vicdanlarımızı sızlatan bir ayıp. Şehitler ve gaziler arasındaki ayrımı kesinlikle kaldıracağız. Şehit şehittir, şehit yakını başımızın üstünedir, gazi gazidir. Ne demek gazi malul sayılmıyor. Böyle bir uygulama mı olur? 15 Temmuz gazisi, 15 Temmuz şehidi ayrı, diğer şehitler, gaziler ayrı. Onlara sağlanan imkan ayrı, bunlara sağlanan imkan ayrı. Bu ayıbı kaldıracağız ve şehit yakınları ve gaziler yüksek kurulu oluşturacağız. Böylece şehit yakınları ve gaziler bir makama başvuracaklar ve sorunları o makamda çözülecek.

ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLER YÜKSEK KURULU OLUŞTURACAĞIZ

Bu kurumun önemi şu değerli arkadaşlar, bugün bir gazi gidiyor sosyal güvenlik kurumuna başvuruyor, o diyor beni ilgilendirmez milli savunma bakanlığına gideceksin. O diyor beni ilgilendirmez aile ve sosyal yardım bakanlığına gideceksin, o diyor beni ilgilendirmez çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığına gideceksin ve sonunda havlu atıyor gidecek yer bulamıyor. Bir makam olacak ve doğrudan doğruya oraya başvuracak ve bütün sorunları orada çözülecek.

MUHTARLIKLAR KURUMSALLAŞTIRILACAK

Ondokuz, muhtarlıklar kurumsallaştırılacak. Demokrasinin temeli olan muhtarlıklar kurumsallaştırılacak. Muhtarın yeri olacak, muhtarın elemanı olacak ve muhtarın bütçesi olacak ve bütün sosyal yardımlar muhtarlar eliyle dağıtılacak başka birisiyle değil. Muhtarlar. Çünkü mahallesinde kimin fakir olup olmadığını en iyi bilen kişi bu ülkenin muhtarlarıdır.

Yirmi, 8 Mayıs 1991 tarihinde parlamentoda kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. Bunu uygulamaya koyacağız.

Yirmibir, toplumsal yaşamda kadın – erkek eşitliği diye çok kullanırız, bende söylerim sizde söylersiniz, kadınlar söyler, gençler söyler, yaşlılar söyler, efendim kadın – erkek eşitliği sağlansın diye. Ama bir türlü sağlanmıyor. Bunu sağlamak ve uygulamaya geçirmek için bir kadın bakanlığı kuracağız.

TBMM’DE GENÇLİK İHTİSAS KOMİSYONU KURACAĞIZ

Yirmiiki, TBMM’de Gençlik İhtisas Komisyonu kuracağız. Gençlere olağan şüpheliler muamelesi yapılmayacak, Cumhuriyet Halk Partisinin olduğu bir yerde gençler özgürleşecek ve düşüncelerini özgürce ifade edebilecekler. Hiçbir genç düşüncesinden ötürü tutuklanıp hapse atılmayacak.

Yirmiüç, din ve vicdan özgürlüğü olacak. Camiye, kışlaya ve adliyeye siyaset girmeyecek.

Yirmidört, toplumsal uzlaşma ile yeni bir sivil anayasa yapacağız toplumsal uzlaşmayla. Hep dayatmalarla oldu, askerlerin dayatmaları oldu, başka çevrelerin dayatmaları oldu, biz ilk kez bir toplumsal uzlaşmayla sivil bir anayasayı hayata geçirme kararlılığındayız.

Bunları yaparsak ne olur? Hepsini yaptığımız zaman bir Türkiye’yi düşünün, önce şu olur, dünyada hiçbir ülke dönüp Türkiye Cumhuriyetinin yetkililerine sizde demokrasi yoktur diyemez. Bundan daha değerli ne olabilir? Dünyanın bütün devletleri Türkiye Cumhuriyetine bakacaklar, “Evet, bu ülkede demokrasi var” diyecekler. En değerli şeylerden birisi, burada “İnsan hakları var” diyecekler, “Kadın – erkek eşitliği var” diyecekler. İnsana değer veriliyor burada diyecekler, çevreye değer veriliyor burada diyecekler. Demokratik bütün kurallar çalışıyor diyecekler ve demokrasi konusunda Türkiye büyük bir çıtayı atlamış olacak.

İki, Türkiye beton ekonomisinden üretim ekonomisine geçecek. Bir daha söylüyorum, bu kurallar uygulandığında, bu projeler uygulandığında Türkiye beton ekonomisinden üretim ekonomisine geçecek. Her alanda üreteceğiz, sanattan, kültürden tutun, çiftçinin tarlasından tutun, besicinin çalışmalarından tutun fabrikalara kadar herkes üretecek. Ve dolayısıyla katma değeri yüksek ürün üreten bir Türkiye gerçeğiyle hep birlikte karşılaşacağız.

ASGARİ ÜCRET NET 2200 LİRA OLACAK VE VERGİSİZ OLACAK

Ve üçüncüsü, dış politikada izlediğimiz barışçıl bir uygulama Türkiye’ye büyük itibar kazandıracak. Biz Ortadoğu’nun, Kafkasların ve Balkanların en çok yatırım yapan ülkesi olacağız. En çok Türkiye’ye buralardan döviz akışı olacak. Biz Suriye’nin de, Irak’ın da, İran’ın da, Balkanlarında, Kafkaslarında gelişmesine katkı vereceğiz, büyümelerine katkı vereceğiz. Bizim projelerimizle bu bölge merkezinde Türkiye olmak üzere dünyada yeni bir eksen olarak ortaya çıkmış olacak. AB karşısında devasa bölgesinde lider yeni bir güç olarak çıkacak ortaya Türkiye. Eğitimde çağı yakalayan ve çağı aşan bir Türkiye’yi yakalamış olacağız. Türkiye bölgesinin bilim ve teknoloji merkezi olacak. Güçlü bir sosyal devleti inşa edeceğiz. Güçlü bir sosyal devlet. Asgari ücret net 2200 lira olacak ve vergisiz olacak.

En düşük emekli aylığı, bunu da yeni duyuyorlar büyük bir ihtimalle dudakları uçuklayabilir. En düşük emekli aylığı 1500 lira olacak. Diyeceksiniz ki bu rakam çok mütevazi, mütevazi olduğunu biliyorum ama 1500 liranın altında aylık alan emekli sayısını biliyor musunuz? 1 milyon 644 bin kişi. 1 milyon 644 bin kişiye nefes aldıracağız 1500 lira vermekle ve iki maaş ramazan, kurban bayramında iki maaş ikramiye iddiamız, vaadimiz aynen devam ediyor.

Bütün bu projelerden sonra hayatın olağan gelişimi özel sektörün yarattığı istihdam alanından bağımsız olarak ek 4 milyon 210 bin kişiye istihdam yaratacağız. Ve Türkiye bölgesinin en güçlü ülkelerinden birisi olacak. Ne demiştik? Millet için geliyoruz, rantiye için değil. Ne demiştik? Milletin huzuru ve refahı için geliyoruz. Millet için geliyoruz ve millet için çalışacağız.

Hepinize, bütün Türkiye’ye selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Biz millet için varız, toplum için varız, çocuklarımız için varız, gençlerimiz için varız, kadınlarımız için varız, huzurlu bir Türkiye için varız, beraber barış içinde huzur içinde yaşamak istiyoruz. Alevi’si, Sünni’si, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Arnavut’u kim olursa olsun yeni bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Geliyoruz, millet için geliyoruz.

Hepinize şükran borçluyum.


Kaynak: chp.org.tr
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER