Arınç: Zorunlu askerlik uygulaması sürecek

Gündemdeki konuları değerlendiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, zorunlu askerlik uygulaması devam edeceğini söyledi, askerlik sürelerinin yeniden düzenlenebileceğini açıkladı.

Arınç: Zorunlu askerlik uygulaması sürecek

Arınç, NTV canlı yayınında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bülent Arınç, bedelli askerlik konusundaki tartışmalara ilişkin, ''Adı üzerinde bedelli askerlik, bedelsiz askerlik değil. CHP'nin çok yersiz eleştirilerine dikkat edilmesini istiyorum. CHP'nin geçmişte verdiği bir teklif bedelli askerliğe yönelik değil, bedelsiz askerliğe yönelikti. Çünkü orada limitler kabul edilmiş ve bu limitleri ödeyenlerin askerlik yapmayacağı öngörülmüştü'' dedi.

MHP'nin itirazlarının da temelde elde edilecek miktarın hangi amaçla kullanılacağı ve kamuoyundaki bazı tepkilerle ilgili olduğunu ifade eden Arınç, ''Herkesin makul diyebileceği bir düzenlemenin yapılması isteniyordu. Biz buna dikkat ettik. Ancak MHP, 21 günlük askerlik süresinin de bir şekilde yaptırılmasında ısrarlı'' dedi.

Bedelli askerlikte herkesi tatmin etmenin mümkün olmadığını, yaş ve tutar konusunda farklı beklentilerin dile getirildiğini anlatan Arınç, bu konu üzerinde uzun süre çalışıldığını, hesap kitap yapıldığını ve ortalamanın esas alındığını söyledi.

Genelkurmay'ın veya TSK'nın asker ihtiyacıyla ilgili de ''Bu dikkate alınır ama siyasi kararı hükümet verir. Ona göre bir düzenleme yapar. Sayın Milli Savunma Bakanı genel kuruldaki görüşmelerde bu konuda 'asker ne dedi' diye soranlara, 'ne demesini bekliyorsunuz evet veya hayır demesinin Meclis'te yapacağımız kanunla ne ilgisi var' gibi çok güzel bir cevap verdi. Asker diyeceğini der, ihtiyacını bize bildirir, biz bütün bunları etraflıca dikkate alır ve bir hükümet olarak kararımızı veririz'' şeklinde konuştu.

-Vicdani ret...-

Arınç, vicdani ret konusuna ilişkin olarak da ''Bu konuda en son Sayın Başbakanımız bedelli, vicdani ret konusunda hiçbir düzenleme yapılmayacağını, bunu düşünmediğini ifade etti. Bir defa bedelli askerlik konusu hükme bağlanırken bunun yanında vicdani ret getirilmesi, siyasi açıdan da psikolojik ve moral açısından da doğru bir unsur değil'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, konuya ilişkin şunları söyledi:

''Şunu tespit edebilirim; bir defa Türkiye'de zorunlu askerlik var. Bunu kaldırmayı şu aşamada düşünmüyoruz. Yani zorunlu askerlik uygulaması devam edecektir, belki askerlik sürelerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir yasal çalışma yapılabilir. Bedelli askerlik, dövizle askerlik şartlar gerektirdikçe devam edecektir. Belki 3 sene sonra, 5 sene sonra bazı uygulamalar değişebilir ama zorunlu askerlik uygulamasından bu aşamada vazgeçmek durumunda değiliz. Zorunlu askerlik devam ettiği sürece 'ben şu şu sebeplerle askerlik yapmak istemiyorum' diyenlere uygulanan 2 hüküm var şu anda. Birisi halkı askerlikten soğutmak, ikincisi emre itaatsizlik.

Askeri Ceza Kanununda, Türk Ceza Kanunda bazı hükümler üstüste konulduğu zaman ve tekerrür ettiği zaman, bu sebeple cezaevinde sayısı az da olsa insanlar var, bu insanlar cezaevinden çıkamayacak noktaya geliyorlar. Çıkıp tekrar giriyorlar, devam eden suç noktasında.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de konsey kararlarını da Türkiye'ye ilettiği nokta buna bir yasal çözüm bulun. Çünkü özgürlüklerin kısıtlanmasının, hele hele bu sebeple kısıtlanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu iddia ediyoruz diyorlar. Bunda haklılık payı var, bunu dikkate almamız lazım.''

Arınç, Türkiye'nin aynı mahkeme kararlarına, aynı konsey kararlarına uyarak daha önce iç mevzuatta düzenleme yapıldığını anımsatarak, ''Yani vicdani ret veya bir başka isim koyun ben şu sebeple askerlik yapmak istemiyorum diyenlere, mesela Yahova şahitleri için de bu gerekliliktir. Onların da inancında askerlik yapmak, savaş yapmak, kan dökmek bunlar yoktur. Bunları ceza mevzuatındaki hükümleri yeniden gözden geçirmek suretiyle bir çözüme ulaştırabileceğimizi düşünüyorum'' dedi.

Arınç, kamu hizmetinin gündeme gelip gelmediğiyle ilgili soruya karşılık da ''Bizim o konuda şu tedbire yönelinecek veya ceza sürelerini şu şekilde değiştirebilecek diyeceğim somut bir öneri şu anda yok ama kapsamlı olarak düşünüyoruz. Bu suçlamalarla cezaevinde bulunan insanlara 'peki bunun karşılığında sen şu kamu hizmetini, şu kadar sureyle yap' da diyebiliriz veya kendilerine yöneltilen suçlamaları tecil veya idari para cezalarına dönüştürebilecek bir yasal düzenleme de yapabiliriz. Bu konu ham bir çalışma olarak elimizde devam ediyor ama sanıyorum ilk 6 ay içerisinde bunu sonuçlandıracağız'' yanıtını verdi.

''CHP'yi, İsmet İnönü'yü aklamaya çalışıyor. Hatta fırsat bulursa bu işi Celal Bayar'ın üzerine yıkma gayretleri de var''

Tutukluluka süreleriyle ilgili çekince ve kaygılarını daha önce dile getirdiği ifade edilerek, bu görüşlerinin kabinede nasıl değerlendirildiği ve bununla ilgili bir düzenlemenin gelecek günlerde söz konusu olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Arınç, tutukluluk süresine ilişkin görüşlerinin belli olduğunu vurguladı.

Konuya ilişkin sözlerinin, hukukçu kimliğinin kendisine verdiği bir sorumluluğun sonucu olduğun belirten Arınç, 25 yıl ceza avukatlığı yapmış biri olarak tutukluluğun istisna, özgürlüğün asıl olması gerektiğini bildiğini vurguladı.

Arınç, şöyle konuştu:

''Uzun tutukluluk sürelerinin sonunda mağduriyetlere yol açtığının da canlı tanığıyım. Dolayısıyla siyasi görüşümüz çok farklı olur, dünya görüşümüz çok farklı olur, kişisel birbirlerimize husumetlerimiz olabilir. Bunların hepsi bir tarafa. Bir insan tutuklandıktan sonra mutlaka davası açılmalı, kısa sürede yargılaması yapılmalı ve mahkeme bir sonuca ulaşmalıdır.

Yok mahkeme aylarca, yıllarca sürecek noktaya gelirse ki doğru değil, o takdirde o kişilerin tutuklulukla şahsi hürriyetlerinden mahrum edilmesinin ben yanlış olduğunu söylüyorum. Bu düşüncelerim sebebiyle en yakınımdaki kimseler tarafından da eleştirildiğimin farkındayım. Ama benim adım Bülent Arınç, yani inandığımı söylüyorum bu inandığımda da haklı ve doğru olduğuma güveniyorum.''

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Tutukluluk süreleriyle ilgili geçmişte zaten bir düzenleme yapıldı. 2006'da tutukluluk sürelerinin beş yıl ve on yılla sınırlandırıldığını biliyoruz. Sonra bunlar geçen yıl başından itibaren kendi yerlerine oturunca tahliyeler başladı. Bu tahliyelerde en çok dikkati çeken hususlarda filan Hizbullah sanığı dışarıya çıktı, filan cani dışarıya çıktı şeklinde. Belki kamuoyu bunların tutukluluk sıfatını taşıdığını bile unutmuştu. Aradan bu kadar süre geçtikten sonra bunlar ya berat etmiştir ya hüküm giymiştir diye düşünüyorlar. Yani cezaevindeki bir insana artık hükümlü gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Fakat arada uzun muhakeme süresi, Yargıtay'a gitmiş gelmiş, dosyalar bozulmuş, tekrar görülmüş. Bir de baktık ki on sene geçmesine rağmen bile bazı insanlar hala tutukluluk sıfatıyla içeride bulunuyorlar. O zaman CHP bunu, bazılarının milletvekili seçilmiş olması sebebiyle ant içemediler, yasama görevine başlayamadılar, 'bu insanlar artık tahliye edilsin' noktasına geldi. Yargıya böyle bir şey söylemek mümkün değil. 'Bunlar milletvekili seçildi siz bunları dışarı çıkarın'. Emsalleri var ama bu bir yargı kararıdır. Yargıya da kimsenin talimat vermesi söz konusu değil.

CHP dedik ki 'Ben bir kanun teklifi hazırlayacağım. Bunu Meclis'te çıkaralım. Bu insanlar aramıza dönsünler'. Ver bakalım teklifini. Teklif hala gelmedi. Aradan altı ay geçti. Çünkü böyle bir teklif vermeleri söz konusu değil. Süreleri daha aşağılara çekerseniz o zaman uyuşturucu baronlarının, üç beş kişiyi öldürmüş cinayet sanıklarının, falan terör örgütünün mensuplarının dışarı çıkması mümkün. Bunlara da evet diyecek misiniz? Kamu vicdanı bu konuda ne diyecek diye ince ince düşünüyoruz. Adalet Bakanımız bununla yatıyor, bununla kalkıyor. Doğru, objektif, herkes için geçerli ve kamu vicdanını yaralamayacak bir düzenlemeyi nasıl yaparız diye Adalet Bakanımızın büyük bir endişe taşıdığının ve büyük bir çalışma yaptığının ben şahidiyim. Ama kişiye yönelik bir tutuklama ve tahliye sebebi ortaya koymamız mümkün değil. O zaman şikeyle ilgili yaptığımız düzenlemede hangi itirazlar olacaksa şimdi yapacağımız düzenlemede de aynı itirazlar olabilir. Ancak öylesine genel, objektif kriterlerle tutukluluk sürelerini daha aşağıya çekebilecek bir ceza muhakemesi düzenlemesinin yapılması mümkün olabilirse bunu sanıyorum ki önümüzdeki süreçte değerlendireceğiz.''

-''Bu konuyu objektif bir sonuca bağlayacaksa parlamento bağlayacaktır''

Arınç, böylelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki dosyaların eritilmesinin de sağlanıp sağlanamayacağına ilişkin soruya ise ''Adil yargılama hakkının istismar edilmesi veyahut da gözetilmemiş olması Türkiye'yi sürekli meşgul edecek. Ve bu kararlar Türkiye üzerinde büyük bir yük meydana getirecek. Sadece mahkeme kararlarının bizi eleştirmesi veya tazminata mahkum etmesi değil aynı zamanda bu kararların uygulanmaması sebebiyle Türkiye'nin mahkum edilmesi de söz konusu olacak. Yani biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yargı yetkisini kabul etmişiz. Bunları uygulamak mecburiyetindeyiz. Dikkat edeceğimiz hususları da kendi yapacağımız iç düzenlemelerle ortaya koyacağız'' diye konuştu.

Bu konudaki düşüncelerini ortaya koymasının belki de birilerini çok mutlu ettiğini kaydeden Arınç, ''Mesela CHP'nin bazı sorumlu zannedilen milletvekilleri benim bu konuşmalarımı 'timsahın gözyaşlarına benzettiler'. Doğrusu onların bu konudaki sözleri beni çok yaraladı. Ben kendi şahsi, özgün, gönlümden kaçan düşünceleri ortaya koyuyorum. Hiç böyle timsahın gözyaşlarıyla filan ağlayacak bir insan değilim. Ama ben böyle bir yasal düzenlemeyi kendi elimle getirip birilerine hediye etmek niyetinde de değilim. Bu konuyu objektif bir sonuca bağlayacaksa parlamento bağlayacaktır. CHP'nin bu konuda yetkin, yeterli hukukçuları varsa boş durmasınlar. Bu düşünceler ışığında bir kanun teklifini önümüze getirirlerse bunun hukuki açıdan  doğru bulursak hiç tereddüt etmeyiz böyle bir düzenleme yaparız'' ifadelerini kullandı. 

-''Barzani'nin tavsiyesinin çok yalnız kaldığını düşünüyorum''-

Arınç, ''terör örgütü PKK'nın silah bırakması konusu ile bu konuda Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetiminin Başkanı Mesud Barzani'nin mesajlarının Türkiye Cumhuriyeti nezdinde nasıl karşılık bulduğunun'' sorulması üzerine de şunları söyledi:

''Bu yeni bir olay değil. Şu kadar yıldan bu yana PKK'nın silah bırakması, eylem yapmaz hale gelmesi, geri çekilmesi, mevsimsel sebeplerle yapılanların dışında biraz siyasi, biraz politik biraz da stratejik açıdan yani 'artık ben silah bırakıyorum veya eylem yapmıyorum. Türkiye'ye yönelik bir tehdit olmaktan çıkıyorum veya çıktım, çıkacağım' demesi önemli bir konudur. Çünkü ben biliyorum ki hem Irak Merkezi Hükümeti hem de Kuzel Irak'daki otonom yönetim PKK'nın varlığından da eylemlerinden de Türkiye'ye bir tehdit oluşturmasında da şu anda fevkalade şikayetçidir. Bize ifade ettikleri budur. Biz de onların bu konudaki samimiyetine güvenmek noktasındayız. Son aylarda örgüte yönelik pek çok başarılı operasyon yapılmasında ve çok iyi sonuçlar alınmasında bu anlayışın önemli bir katkısı olduğunu söylemek istiyorum. Dolayısıyla Barzani bu konuda bir talepte bulunmuş, bir tavsiye, bir telkinde bulunmuş ise ne kadar dinlerler bilmiyorum ama bu onun hem samimiyetini gösterir hem de örgütün silah bırakması konusunda kendilerinin de tavrını gösterir. Ama örgütün hangi kanallardan ve hangi etkilerle hareket ettiğini az çok bildiğimiz için sayın Barzani'nin bu konudaki tavsiyesinin çok yalnız kaldığını düşünüyorum. Umarım etkili olur.''

-Dersim tartışmaları-

Dersim tartışmalarına ilişkin sorular üzerine Arınç, yakın tarihin çok iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

''Bir ülke, bir halk, bir siyaset kurumu yakın tarihini iyi bilmek ve onunla iyi yüzleşmek zorundadır. Bu geleceğimize bakış açımız noktasında da faydalı olacak. Dersim ile başladı. Dersim ile başlamasının sebebi de CHP'nin iç sorunudur. Bu konuda sayın Onur Öymen'in, ona cevap veren sayın Kılıçdaroğlu'nun arkasında yaşanan olaylar bizi Dersim konusunda düşünmeye sevk etti.

1937,1938, 1939'larda sebepleriyle sonuçlarıyla nereden baksanız 70-80 sene önceki bir olaydan bahsediyoruz, milattan önceki bir geçmişten bahsetmiyoruz. Olay, siyasi bir olaydır. Dolayısıyla, siyaset kurumunun da siyasetçilerin de olay üzerinde fikir sahibi olmaları ve bunu açıklamalarından daha doğal bir şey olamaz.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bazı belgelere dayanarak önemli açıklamalar yaptığını ifade eden Arınç, Erdoğan'ın, ''Eğer benden bekleniyorsa, literatürde böyle bir izin ve imkan da varsa, ben devlet adına buradan özür diliyorum. Şimdi CHP kendi noktasında bu meseleye baksın ve kararını versin'' dediğini söyleyen Arınç, şöyle devam etti:

''Konu CHP'yi ilgilendiriyor, çünkü o tarihlerde tek parti rejimi var, CHP aynı zamanda devlet. CHP'li bakanların başbakanların o tarihlerdeki pek çok raporlarında bu eyleme karşı takındıkları tavır ve 13-14 bin insanın öldürülmesi karşısındaki raporlar ve bunların sonuçları var. Eğer bugün CHP bu olayı acı bir olay, trajik bir olay, bir facia olarak niteler, katliam olarak nitelendirilmesini ben de çok acı ve haksız buluyorum, ama 'yaşanan acı bir trajedi var, bu acı trajedide CHP'nin o tarihlerdeki sorumluluğu vardır' noktasına gelirse, bunu ifade etmekten kaçınmamalıydı.

Bu, bugünkü CHP'yi, halka bütünleşmek isteyen, halka tepeden bakmayan, sosyal demokrat bir CHP olarak, vatandaşıyla kucaklaşmayı, yakın tarihiyle yüzleşmeyi dikkate alan bir CHP'yi daha da büyütürdü. Ama geldiğimiz noktada görüyorum ki, kendisi de Tunceli doğumlu olan, kendisine zamanı geldiğinde 'Dersim'li Kemal Kılıçdaroğlu' diye hitap edilen bir insanın yaşanan bu olaydan dolayı üzüntü duyduğunu anlıyoruz, ancak bu olayı çok fazla önemsemiyor ve bu olaya isyan edenlerin sebebiyet verdiğini söylüyor. Ölüm sayılarıyla ve öldürme şekilleriyle ilgili bir endişesi de yok. Yani karman çorman bir zihin yapısına sahip. CHP'yi aklamaya çalışıyor. İsmet İnönü'yü aklamaya çalışıyor. Hatta fırsat bulursa bu işi Celal Bayar'ın üzerine yıkma gayretleri de var.

Yakın tarihçiler ve bu konuda yazılmış bütün kitap ve raporlarda Dersim'de yaşanan facianın bir insanlık faciası olduğunu hepimizin kabul etmesi lazım. Ama bugünkü Genel Başkanı ve CHP, tarihinden korkan, belki de utanıp, sıkılan bir haletiruhiye içerisinde. Sayın Başbakan kadar cesur ve kararlı değil. Buna kamuoyu ve halk vicdanı mutlaka bir değerlendirme yapacaktır.''

-Suriye ile ilişkiler-

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sorulması üzerine de Arınç, Suriye halkı ile tarihten gelen dostluk ve kardeşlik ilişkileri bulunduğunu ancak ''bugünkü yönetimin işlediği sorumsuzluklar, adam öldürmeler, kaçırmalar, sokakta silahların, tankların konuşması, insanların özgürlük talepleri veya farklı düşüncelerine karşı koyuşun herkesi üzdüğünü'' dile getirdi.

Türkiye'nin bunları Mart ayından bu yana takip ettiğini ve eski dostluklardan yola çıkarak ikazlarını yaptığını anlatan Arınç, Türkiye'nin taleplerinin hiç birisinin karşılanmadığını belirtti. Arınç, şunları kaydetti:

''Söz verildi, yerine getirilmedi. En son Türkiye Arap Ligi'nin aldığı kararları benimsedi. Ama milli ölçekte bunları nasıl uygulayacağız diye 9 maddeyle Suriye'ye karşı alacağımız önlemler ortaya çıktı. Bir defa şuna dikkat etmemiz lazım. Madem ki halkı seviyoruz, Suriye halkıyla bütünleşmiş durumdayız, halkın günlük hayatını zorlaştırmamamız gerekiyor. Mesela su veriyoruz Suriye'ye, suda kısıntıya gittiğimiz zaman Suriye'deki halk bundan zarar görecek, bir desimetre küp veya bir saniye bile akan suda kesinti yapmayacağız. İkincisi bizden elektrik alıyorlar, Suriye'yi karanlıkta bırakmaya bir niyetimiz yok, onda da bir kısıntıya gitmeyeceğiz. Ama devlet bazında bazı ilişkilerimizde, bu Merkez Bankası'yla olabilir, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği'ni askıya almak gibi olabilir, onları uygulayacağız. Mesela Eximbank, Merkez Bankası diğer kredilerin dondurulması gibi, Türkiye'ye maddi açıdan zarar verebilir, ithalat, ihracat noktasında da bu zararı görebiliriz. Ama Suriye halkı için doğru olanı yaptığımızı düşünüyoruz. Suriye'nin, Türkiye'nin bu haklı tavrına karşı bir yanlışlık yapmamasını dileriz. Çünkü bu önlemleri alırken Suriye halkını kardeş bilerek aldık, yönetimi ikaz etmek istiyoruz.''

Cumhurbaşkanımız aksaklık bulmuyorsa bu düşüncelerine rağmen yasayı imzalar

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa'da öngörülen değişiklikle ilgili, ''Sayın Cumhurbaşkanımız hukuki açıdan da bu konuyu uzmanlarına inceletiyordur. Eğer bir aksaklık bulmuyorsa bu düşüncelerine rağmen yasayı imzalar, yayımlanmak üzere gönderir, ancak geçmiş yasayla bugün çıkarılan arasında hukuki bakımdan çok tutarsızlıklar görüyorsa eminim bu konuya da dikkat edecektir'' dedi.

Başbakanın sağlık durumuyla ilgili soru üzerine Arınç, kendisiyle telefonda görüştüğünü belirterek, ''Bugün de kendisini çok sağlıklı buldum telefonda, çok mutlu oldum. Sağlık durumunun iyi olduğunu ifade etti. Kısmet olursa pazartesi günü Bakanlar Kurulu ile Ankara'da çalışmalara tekrar başlayacağını ifade etti. Bu çok kesin bir şey değil, ama kendisini çok iyi hissediyor'' dedi.

Bülent Arınç, Başbakanı şifa bulması için dualarıyla destekleyen binlerce insan bulunduğunu kaydederek, ''Hastanenin belki evinde ziyaretçi kabul etmemesinin tek sebebi de yoğun bir şekilde talepleri karşılamayacak olması. Çünkü insanlar onu görmek ona bu dilekleri bizzat iletmek istiyorlar. Ama şimdilik sakin bir şekilde dinlenmeyi kendileri arzu ediyorlar'' dedi.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye ziyaretiyle ilgili soruya Arınç, ''O görüşmenin yarın olması planlanmıştı, Ankara'da resmi törenle karşılanacaktı. Ama bu ifadesinden anlıyorum ki o görüşme Ankara'da olmayacak, ne şekilde bunu telafi edecekler bilmiyorum'' yanıtını verdi.

-Şike iddiaları-

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa'da yapılması öngörülen değişikliklerle ilgili soru üzerine de Arınç, yasanın seçimlerden hemen önce, geniş bir uzlaşıyla çıktığını anımsattı.

Daha sonra bazı şike iddialarıyla ilgili ciddi bir soruşturma başladığını ifade eden Arınç, şu değerlendirmelerde bulundu:

''Gözaltılar oldu, arkadan tutuklamalar oldu, henüz iddianamesi yazılmış ve dava açılmış değil. Bildiğim kadarıyla bu tutuklamaların üzerinden 3 aylık süre geçti. Hemen arkasından kulüpleri yöneten kişiler, futbol sektörüyle doğrudan alakalı insanlar, 'biz çok ağır bir kanun çıkarmışız, bunun uygulanması halinde kimse kulüp başkanlığı yapmak istemez, hatta taraftarlarla ilgili çok ağır hükümler var, kimse taraftarla karşı karşıya gelmek istemez, bunun sorumluluğunu hiçbir futbol yöneticisi üzerine almaz, bu ceza tehdidi karşısında da bu işler gitmez' diye şikayet etmeye başladı.

Bu aşamadayken bana soru soruldu. 'Bu kanun daha çıkalı iki ay oldu, henüz uygulamasına başlanıyor, feryat etmenin, iki ay önce alkışladıkları bir kanunun bugün aleyhinde bulunulması ve Meclis'ten değiştirilmesinin istenmesi çok etik değil, ben bunu doğru bulmuyorum' demiştim.''

Kanunun uygulanması halinde bazı sorunların çıkabileceğiyle ilgili görüşler ortaya konduğunu, siyasi partilerden birer temsilcinin katılımıyla kanun teklifinin Meclis gündemine getirildiğini anlatan Arınç, şöyle dedi:

''O zaman da dikkat çekti, üzerinde tartışıldı, komisyonda ve genel kurulda kabul edildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu imzalamak için 15 günlük süresi var. Henüz yeni başladı. Ama Sayın Cumhurbaşkanı Kırgızistan'a giderken kendisine sorulan soru üzerinde 'çalışmam lazım, içimize sinmeyen bazı konular var' diyerek, bir rezerv düşündüğünü ortaya koymuş oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız hukuki açıdan bu konuyu uzmanlarına inceletiyordur. Eğer bir aksaklık bulmuyorsa bu düşüncelerine rağmen yasayı imzalar, bunu yayımlanmak üzere gönderir, ancak geçmiş yasayla bugün çıkarılan arasında hukuki bakımdan çok tutarsızlıklar görüyorsa eminim bu konuya da dikkat edecektir.''

Haber Kaynağı : Haber7.com

Güncelleme Tarihi: 01 Aralık 2011, 15:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER