CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA ŞOFÖRLER VE SERVİS ODALARI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA ŞOFÖRLER VE SERVİS ODALARI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ CHP Genel Başkanı Kemal K..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA ŞOFÖRLER VE SERVİS ODALARI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA ŞOFÖRLER VE SERVİS ODALARI TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu memleketi biz sokakta mı bulduk? Elin oğlu demokrasisini geliştiriyor biz demokrasiyi yok ediyoruz, niçin? Demokrasisi gelişmemiş, hukukun olmadığı hiçbir ülke büyümemiştir. Dünyanın en büyük 10 ülkesine bakın, Amerika hariç hepsi parlamenter sistem. Peki, dünyanın en fakir 10 ülkesi? Tamamı başkanlık sistemi, Başkan çok zengin, vatandaş sürünüyor. Çünkü bu sistemde Başkan hesap vermez, kimse Başkana hesap soramaz.” dedi.

Bursa Şoförler ve Servis Odaları Temsilcileriyle bir araya gelen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:

ÜLKENİN GÜNDEMİNDE ÇİFTÇİLERİN, SANAYİCİNİN, İŞSİZİN SORUNU YOK, TAŞERON İŞÇİSİNİN SORUNU YOK

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, sizlerle beraber olmaktan son derece mutluyum. Ülkenin gündeminde esnafın sorunları yok. Ülkenin gündeminde çiftçilerin sorunu yok, sanayicinin sorunu yok, ülkenin gündeminde işsizin sorunu yok, ülkenin gündeminde taşeron işçisinin sorunu yok ama ülkenin bir başka gündemi var hepimizi meşgul eden anayasa değişikliği. Gönül ne ister? Bütün samimiyetimle söylüyorum. Gönül var olan sorunların çözülmesi için meclisin oturup çalışmasını ister. Yani esnafın sorunu, çiftçinin sorunu, emeklinin sorunu, sanayicinin sorunu, ihracatçının sorunu, taksi sürücüsünün, kamyon sürücüsünün, tır sürücüsünün sorunu. Aslında bunları çözmemiz lazım. Bunları çözmek için bir araya gelmemiz lazım. Ama biz şimdi bir anayasa değişikliği dolayısıyla yollara düşmüşüz anlatıyoruz. Esnafları yakından tanımam Maliye Bakanlığında Daire Başkanı olarak çalıştığım yıllardan başlar. Daha sonra Bağ-Kur Genel Müdürlüğü yaptım, esnafları biraz daha yakından tanıdım. Bütün odalarını, meslek kuruluşlarını bir şekliyle biliyorum. Esnafın kendi köklü bir kültüre sahip olduğunu da biliyorum. Esnafın kendisinin köklü bir kültürü var Ahi Evran kültürü. Ahlaki kurallarını da çok iyi biliyorum. Ülkeye bağlılığını da çok iyi biliyorum. Herkesin kazanması, herkesin işinin, gücünün olmasını esnaf kardeşimin istediğini de çok iyi biliyorum.

MİLLET KAVRAMI BİZİM TARİHİMİZE AĞIRLIKLI OLARAK AMASYA TAMİMİYLE GİRMİŞTİR

Şimdi biz bir başka gündemle toplandık. Bana diyorlar ki, neden büyük mitingler yapmıyorsun? Konuşacağımız konu miting konusu değil arkadaşlar. Konuşacağımız konu şu; demokrasi. Size tarihimizden örnek vereceğim değerli arkadaşlarım. 1919 Amasya Tamimi yayınlanır. Konusu şudur; “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır”. Millet kavramı yoktur o zamana kadar. Millet kavramı ağırlıklı olarak Amasya Tamimiyle bizim tarihimize girmiştir. Sonra? Erzurum kongresi. Tek adam yoktu. Erzurum kongresi adı üstünde kongre. Bölgenin insanları, bölgenin kanaat önderleri bir araya gelmişler konuşuyorlar. Türkiye işgal altında, Osmanlı işgal altında kendi ülkemizi, devletimizi nasıl kurtarırız kararlar alıyorlar. Sonra Sivas Kongresi. Yine tek adam yok. Yine orada kanaat önderleri, toplumun ileri gelenleri oturuyorlar Sivas Kongresinde de kararlar alıyorlar memleketi nasıl kurtaracağız diye. Kuvva-i Milliyeciler var bir araya geliyorlar bunun üzerinde çalışıyorlar. Yine tek adam yoktur. Hatta Tıbbiyeli Hikmet vardır genç bir doktor, öğrenci. Çıkar Gazi Mustafa Kemal’e manda tartışmaları yapılırken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e şunu söyler, “Mandacılığa karşıyız, siz mandayı savunursanız size karşıyız” der. Bu kadar açık, bu kadar net söyler.

Sonra? 23 Nisan 1920 Ankara’ya gelir, meclis kurulur. Orada da tek adam yoktur. Meclis vardır oturur hep beraber Türkiye’nin geleceği açısından ciddi önce anayasa kabul ederler, sonra bir başka anayasa değişikliği gündeme gelir. Sonra milletvekili nasıl olacak, nasıl çalışacak, meclis nasıl toplanacak, hangi kararları alacak bütün bunların tamamı parlamentonun güveni altında olur. Bizim meclisimizin bir özelliği vardır Türkiye Büyük Millet Meclisinin. Nedir özelliği? Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel özelliği dünyada örneği olmayan fakat bizim gerçekleştirdiğimiz Milli Kurtuluş Savaşını meclisin yönetmesidir. Meclis yönetmiştir Kurtuluş Savaşını. O nedenle adı Gazi Meclistir. 1924 anayasası görüşülürken Mustafa Kemal Atatürk’e meclisi fesih yetkisi verilmek istenir. İki genç milletvekili kürsüye çıkarlar derler ki, “Biz meclisin fesih yetkisine karşıyız. Bizi buraya Gazi Paşa değil, bizi buraya millet getirdi. Milletin getirdiği, milletin oluşturduğu bir meclisi bir kişi çıkıp ben feshediyorum diyemez” ve büyük bir oy çoğunluğuyla reddedilir. Arada bir sürü maceralar yaşadık. Kimimiz hatırlarız, kimimiz hatırlamayız. Darbeler oldu, başka dönemler oldu ama Türkiye Büyük Millet Meclisi hep ayakta kaldı.

DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEM Mİ, TEK ADAM REJİMİ Mİ?

Şimdi yeni bir anayasa değişikliği getiriyoruz. Temel özelliği nedir? Temel özelliği şu; demokratik parlamenter sistemden, yani 141 yıllık parlamento geleneğinden vazgeçiyoruz tek adam rejimine dönüyoruz bir kişi her şeye karar versin diyoruz. Buna karar vereceğiz. Bunun siyasi partilerle ilgisi yoktur arkadaşlar. A partisi, B partisi, C partisiyle ilgisi yoktur. Bu tamamen demokratik parlamenter sistem mi, tek adam rejimi mi? Bu ikisinden birisini tercih edeceğiz. “Evet” diyen, “Hayır” diyen oturup konuşmak, oturup kendi vicdanında bunu tartmak zorundadır neden “Evet”, neden “Hayır” diyeceğiz. Bu kadar basit. Zor bir soru değil aslında. Tercihimiz de zor bir tercih değil. Tek adam rejiminden yanaysa “Evet” diyecek. Olur mu öyle şey demokratik parlamenter sistem olsun diyorsa “Hayır” diyecek bu kadar basit.

Demokratik parlamenter sistemin özelliği nedir? Bugün yaşadığımız, kurduğumuz ve yaşatmaya çalıştığımız demokratik parlamenter sistemin özelliği nedir? Temel özelliği şudur; devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili bütün kararları meclis alır. Mesela vali olmanın nitelikleri kim vali olacak? Meclisten kanun çıkar. O niteliklere uygun devlet vali tayin eder, hükümet vali tayin eder. Müsteşar kim olacak? Öyle herhangi birisini bulup getirip Müsteşar yapabilir miyiz? Hayır. Meclis diyor ki, devlette liyakat esası vardır, birisi Müsteşar olacaksa en az 12 yıl devlette çalışmak zorunda ve üst kademelerinde çalışmak zorunda. Devleti iyi tanımak zorunda, üniversite mezunu olmak zorunda. Ondan sonra sen ancak onu müsteşar olarak tayin edebilirsin. Kuralı budur. Vali kim olacak, kaymakam kim olacak, müftü kim olacak, hakim vs. bunlara Türkiye Büyük Millet Meclisi verir, kanun çıkarır.

Şimdi yeni düzende deniyor ki, meclisin bu yetkisini elinden alalım gerek yok. Ne olacak? Bundan sonra bunu bir kişi belirleyecek. Müsteşar olmanın nitelikleri bir kişi belirleyecek. İsterse amcasının oğlu, isterse dayısının oğlu, ister ilkokul mezunu, isterse üniversiteyi bitirmiş doktora yapmış olsun. Bir kişi kuralı belirleyecek. Vali kim olsun derken büyükelçi kim olsun, genel müdür kim olsun. Bunları yine bir kişi belirleyecek. Ha diyebilirsiniz ki, ya doğru bu meclis neyle uğraşıyor bunlarla hiç uğraşmasın, devlette liyakat da ne demekmiş liyakat da olmasın bir kişi her türlü yetkiye sahip olsun istediğini istediği yere tayin etsin. Böyle düşünüyorsanız gidip “Evet” oyu kullanacaksınız. Evet bu değişiklik gerçekleşsin. Bu yanlıştır, doğru değildir diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız. Bunun partilerle ilgisi var mı? Hayır. A partisi, B partisi, C partisiyle ilgisi var mı? Hayır. Bu tamamen bir tercihtir. Demokrasiden yana mı, tek adam rejiminden yana mı bir tercih.

YENİ MODELDE ÇİFT BAŞLILIK GELİYOR

Belki bazı arkadaşlarımız şunu da düşünebilir. Biz rejimimizi niye değiştiriyoruz? Demokratik parlamenter sistem 141 yıldır geliyor bu gelenek niye değiştiriyorum? Bu soruyu sorabilirler. Bu soruyu ben kendime de soruyorum zaten, niye değiştiriyoruz? Ben bunun cevabını bulmuş değilim. Bir Allah’ın kulu da çıkıp bunun cevabını veremiyor. Şunu söylüyorlar, efendim bu değişikliği yapmamızın nedeni devlette çift başlılık olmasın. Devlette çift başlılık yok ki zaten. Cumhurbaşkanı var görevleri var anayasada yazılmış. Başbakan var görevleri var, kanunu var. Siyasi partiler, kanunu var. Büyükelçilik, kanunu var. Vali, kanunu var. Kaymakam kim olacak kanunu var. Herkesin görev alanı belirlenmiş. Esnaflar en iyi bilirler bunu. Taksi şoförü ne iş yapar? Taksi şoförlüğü yapar. Kaynak dersen, gel kaynak yap, der ki, doğal olarak ben kaynak ustası değilim kardeşim onu bilmiyorum. Bakkalın görevi ayrıdır, berberin görevi ayrıdır. Bunlar hem tarihsel birikim olarak gelirler, hem de yetişme tarzı olarak gelirler. Ben berberlik yapamam, doktorlukta yapamam, o alanda yetişmedim. Şimdi diyorlar ki, rejimi değiştireceğiz, tek adam rejimine geçeceğiz. Niçin ve hangi gerekçeyle? Çift başlılık. Yeni modelde çift başlılık geliyor. Diyeceksiniz ki, nasıl çift başlılık geliyor yeni modelde? Şöyle; Başkan seçilecek kişi aynı zamanda partisinin de Genel Başkanı olacak. Yani Türkçesi şu; Başkan tarafsız olmayacak, partisinin Genel Başkanı. Bu tercih doğruysa, yani hem Cumhurbaşkanı olsun, hem partisinin Genel Başkanı olsun, tarafsızlıkta ne demek tarafsızlığı da gerek yoktur diyorsanız gidip buna “Evet” oyu vereceksiniz. Hayır bu yanlıştır devletin başında olan kişinin tarafsız olması lazım deniyorsa gidip “Hayır” oyu kullanılacak.

Cumhurbaşkanı partizan mı olsun, tarafsız mı olsun? Sorulacak en basit soru budur ve bu basit soruyu kendi vicdanımızda, kendi aklımızda ölçeceğiz, tartacağız ve sandığa öyle gideceğiz. Partilerle ilgisi var mı? Hayır. Bugün Başkan A partisinden seçilir, 10 yıl sonra B partisinden seçilir. 20 yıl sonra bir başka partiden seçilir. Ama bu yetkilerin tamamını bir kişiye vermek, teslim etmek devletin geleceği açısından doğru mudur, yanlış mıdır buna karar vermemiz lazım. Kim verecek? Hepiniz vereceksiniz ben dahil. Hep beraber karar vereceğiz. Çift başlılık sadece tepede mi oluyor? Hem Cumhurbaşkanı, hem partinin Genel Başkanı iki şapkası olacak. Valiyi alalım ilde. Vali kimi temsil eder? Bugünkü yapı içinde vali aynı zamanda Cumhurbaşkanını temsil eder. Niçin? Çünkü hem devleti, hem hükümeti temsil eder vali. Peki il başkanı kimi temsil edecek? İl Başkanı da Cumhurbaşkanını temsil edecek. Neden? Partisinin Genel Başkanı. Beni kim temsil eder CHP’nin Genel Başkanını? CHP İl Başkanı. Binali beyi kim temsil eder? AKP’nin İl Başkanı. Devlet beyi kim temsil eder? MHP’nin İl Başkanı. Yeni model? Başkan hem Başkan Cumhuru temsil ediyor, hem de İl Başkanı da Cumhuru temsil ediyor. Çift başlılık sadece tepede değil, altta da çift başlılık oluyor. Dersiniz ki, bu çok doğru bir şeydir varsın çift başlı olsun. Gideceksiniz sandığa “Evet” oyu kullanacaksınız. Bu yanlıştır böyle bir şey olmaz diyorsanız sandığa gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız bu kadar basit. Partilerle ilgisi var mı bunun? Hayır partilerle ilgisi yok. Anayasa değişikliği hepimizi ilgilendiriyor. Beni ilgilendirdiği kadar benim çocuklarımı da, benim torunlarımı da ilgilendiriyor. Bir kişiye bu kadar yetki verdik ne olur?

ELİN OĞLU DEMOKRASİSİNİ GELİŞTİRİYOR, BİZ DEMOKRASİYİ YOK EDİYORUZ

Size bir soru daha. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin etsin mi, etmesin mi? Mesela, partinin Genel Başkanı aynı zamanda Başkan Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12’sini tayin edecek. Hakimler Savcılar Kurulunun 12 üyesinden 6’sını tayin edecek. Yani yargı siyasallaşacak. hakim yukarıya bakacak, vicdanına sormayacak, hukukun üstünlüğüne bakmayacak. Diyorsanız ki, varsın olsun canım ne olacak yani bir partinin Genel Başkanı da hakim tayin etsin. O zaman gideceksiniz “Evet” oyu kullanacaksınız. Böyle şey olmaz, hakimin bağımsız olması lazım diyorsanız gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız. Hakim bağımsız olursa ne olur, olmazsa ne olur? Asıl soru bu zaten. Bağımsız olursa ne olur, bağımlı olursa ne olur? Hukukun temel özelliği, hukukun üstünlüğü kavramının özelliği şudur; vatandaşı devletin gücü karşısında korumaktır. Hukukun üstünlüğünün temel amacı vatandaşı devletin gücü karşısında korumaktır. Nasıl korur? Diyelim ki, bizim esnaf odalarının bir yere ihtiyacı var olmuyor. Devlet dedi ki, ben size imkan sağlarım burayı kamulaştırıyorum. Bedel? Bedel 1 lira. Takdiri öyle yaptım diyecek. Toprak sahibi, bina sahi ne diyecek? Olmaz diyecek buranın değeri 1 lira değil, buranın 10 bin lira veya 5 lira. Ne yapacak? Gidecek dava açacak hakkını aramak için. Kamulaştırma kararını Başkan verirse o hakimi de oraya Başkan tayin ederse sizin davanıza nasıl bakacak? Sizin hakkınızı nasıl koruyacak? O yukarıya bakacak, kendisini tayin eden makama bakacak. Ne olacak? Vatandaş devletin gücü karşısında korunmayacak. Veya gittiniz herhangi bir devlet dairesiyle muhatap oldunuz işiniz olmuyor, yapmıyor işini. Açıyorsunuz Bursa milletvekiline telefon diyorsunuz ki, ya şu dairede bir işim var lütfen bakana söyleyin. Bakana söylüyor bakan bir türlü yapmıyor. Ne olacak? Bursa milletvekili çıkacak kürsüye ilgili bakana soracak diyelim ki, karayollarıyla, köy yoluyla ilgili bir şeyse çıkacak kürsüye diyecek ki, Sayın Bakan, Bursa’nın şu yolu yapılmadı, Kestel yolunda şöyle bir sorun var 5 yıldır çözülmüyor. Soru soracak. Bugünkü modelde Bakan kürsüye çıkıp bu soruya cevap vermek zorunda. Yeni modelde bu soruyu kimse soramayacak. Niçin? Çünkü sözlü soru yasak, kaldırıyorlar sözlü soruyu. Bakan da meclise gelip bu soruya cevap vermeyecek. Gensoru? Gensoru da olmayacak. Hükümet kuruluyor, yeni hükümet programı hazırlandı mecliste güvenoyu istenecek güvenoyu da yok o da bitiyor. Hiçbir bakan ve hiçbir Başkan yardımcısı milletvekili olmuyor. Milletvekillerinden birisi seçiliyorsa milletvekilliği görevinden istifa etmek zorunda, yani Meclisle Saray arasında kocaman bir duvar çıkıyor. Diyebilirsiniz bu çok güzel bir model o zaman gidip “Evet” oyu kullanacaksınız. Bu yanlış bir model böyle bir rezalet olur mu, biz milletvekilini Ankara’ya niye seçip gönderdik bizim sorunumuzu çözmek için diyorsanız o zaman gideceksiniz “Hayır” oyu kullanacaksınız bunun partilerle ilgisi yok arkadaşlar. Anlatmamın nedeni bu, esnaf kardeşlerime anlatıyorum, sanayici kardeşlerime anlatıyorum, çiftçi kardeşlerime anlatıyorum, şoförlere anlatıyorum, herkese anlatıyorum. Efendim sen işte falan partinin Genel Başkanısın bunu anlatmak zorundasın, evet anlatmak zorundayım. Ama bu memleket sadece benim memleketim değil arkadaşlar hepimizin memleketi. Ben anlatıyorsam siz de anlatacaksınız. Esnaf komşunuza anlatacaksınız. Bu memleketi biz sokakta mı bulduk? Elin oğlu demokrasisini geliştiriyor biz demokrasiyi yok ediyoruz, niçin? Bana şu örneği kimse veremez, demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke büyümemiştir arkadaşlar. Bir daha söylüyorum arkadaşlar, demokrasisi gelişmemiş, hukukun olmadığı ülke gelişmemiştir. Dünyanın en büyük 10 ülkesine bakın, dünyanın en büyük 10 ülkesi, Amerika hariç hepsi parlamenter sistem. Peki, dünyanın en fakir 10 ülkesi? Tamamı başkanlık sistemi, Başkan çok zengin, vatandaş sürünüyor. Çünkü bu sistemde Başkan hesap vermez, kimse Başkana hesap soramaz, bırakın hesap sormayı sözlü soruyu bile mecliste soramıyorsunuz. Hepiniz vergi veriyorsunuz değil mi? Hem devlete yük olmuyorsunuz hem devlete vergi veriyorsunuz ödediğiniz verginin hesabını soramayacaksınız. Oysa demokrasinin çıkış kaynağı ödenen vergilerin nerelere harcandığının hesabını sormaktır.

Şu soru aklınıza gelebilir, tamam da kardeşim, güzel anlatıyorsun da diyebilirsiniz peki, bu sistemin hiç aksayan yönü yok mu? Var. Bu sistemin aksayan yönleri de var. Nedir o yönler?

1. Sizde Ahi Evran’ın kuralları var değil mi, ahlaki kuralları? Tarihin derinliklerinden gelir Ahi Evran. Doktorların ahlaki kuralları var, avukatların ahlaki kuralları var, devlet memuru yemin içer göreve başlarken, siyasetçilerin ahlaki kuralları var mı? Siyasi ahlak kanunu var mı? Yok. En temel eksikliklerden birisi budur, siyasi ahlak kanunu çıkacak. Yeterli mi? Hayır.

2. Yüzde 10 seçim barajı var, kim getirdi bu yüzde 10 seçim barajını? Darbeciler. Yüzde 9,99 oy alsanız bir milletvekili bile parlamentoya sokamıyorsunuz. Kaç almanız lazım? En az yüzde 10 en az. Peki, yüzde 9 oy alan partilerin hakkı ne oldu? Milletvekili çıkarıyorlar mı? Hayır çıkaramıyorlar. Hani milli irade diyorduk. Bizim görüşümüz ne? Biz yüzde 1 oy alan partinin de Genel Başkanı meclise gelmeli ve konuşmalı, yüzde 1 oy alıyorsa gelsin mecliste konuşsun. Milli iradeyse temsil etsin, ne eksiği olur? Örneğin Saadet Partisinin Genel Başkanı yüzde 1 oy aldığı takdirde gelip meclis kürsüsünde konuşsa ne eksiği olur bunun, demokrasiye ne zararı olur veya Vatan Partisinin Genel Başkanı yüzde 1 oy aldı gelsin mecliste konuşsun. Milli irade dediğin bu, vatandaş oy veri mi? Verdi. Birisi yüzde 49 alır, öbürü de yüzde 5 alır. 5 alıyorsa 5 milletvekili gelsin. Ne olacak yani? Temsilse temsil. Bunu da biz savunuyoruz.

 “EVET” DEMENİN VEBALİ AĞIRDIR

Yurtdışı seçim çevresi, savunuyoruz. Yurtdışında 5-6 milyon vatandaşımız var değil mi? Oy kullanıyorlar. Milletvekili çıkarıyorlar mı? Çıkaramıyorlar. Onlar bizim vatandaşımız değil mi? Bizim vatandaşımız. Niye onlardan milletvekili gelmiyor? Onlardan da milletvekili gelmesi lazım, yurtdışı seçim çevresi o da gelsin, o ülkede yaşadığı derdi gelsin TBMM’de anlatsın. Bizim vatandaşlarımız değil mi? Bizim vatandaşımız. Buna benzer eksikliklerimiz var. Bunların tamamı giderilebilir ama hayır illa biz tek adam rejimi yaratalım, her şeye o muktedir olsun, her şeye o karar versin, bizim hiç düşünmemize bile gerek yok deniyorsa o ayrı bir tercihtir. Otoriter, tek adam rejimini o zaman hep birlikte savunmuş olacağız eğer bunu kabul ederseniz. Fatura kime çıkar? Samimi inancımı söyleyeyim, “Evet” demenin vebali ağırdır arkadaşlar, bakın samimi inancımı söylüyorum “Evet” demenin vebali ağırdır. Çocuklarımıza hesap veremeyiz, torunlarımıza hesap veremeyiz.

YENİ MODELDE BAŞKAN, İSTEDİĞİ ZAMAN OHAL İLAN EDEBİLİR

Can ve mal güvenliğinin olmadığı bir demokrasi olmaz, can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde kimse yatırım yapmaz, can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde gelecek kaygısı toplumun her tarafını sarar. Sanayiciyi düşünün yatırım yapacak, birisi gelir üç gün sonra el koyarsa mallarına ne olacak? Bakın size bir örnek vereyim, bugünkü düzenden örnek vereyim, OHAL olacak diyelim, olağanüstü hal. Önce Milli Güvenlik Kurulunda görüşülür sonra o tavsiye eder Bakanlar Kuruluna gelir, Bakanlar Kurulunda görüşülür, sonra Bakanlar Kurulu alır onu TBMM’ye getirir. TBMM’de 550 milletvekili oturur bu konuyu tartışırlar, artısı eksisi sonunda bir karar çıkar OHAL ilan edilecekse yetki verilir hükümete ve OHAL ilan edilir. Yeni modelde bunların hiçbirisi yok. Bir kişiye yetki veriyorsunuz Başkan, istediği zaman yarın sabah OHAL ilan edebilir. Olağanüstü Hal ilan edebilir bir kişi üç ay süreyle Olağanüstü Hal ilan edebiliyor. Peki, o bir kişi yanlış yaparsa kim düzeltecek? Düzeltecek hiçbir organ yok. Beşer şaşar, hepimizin hatası olabilir, yanlış da yapabiliriz. O zaman biz nasıl bu kadar yetkiyi bir kişiye teslim ediyoruz?

Annelere hep şu soruyu soruyorum, siz freni olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz? Hayır, diyorlar ama biz bu anayasa değişikliğiyle 80 milyonu freni olmayan bir otobüse bindiriyoruz. Nereye gideceği belli değil. Çünkü bütün geleceğimizi bir kişiye teslim ediyoruz. Olmaz, yanlıştır. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Bunun partilerle ilgisi var mı? Hayır. Bu hepimizin ortak sorunu, bayrak bizim bayrağımız, vatan bizim vatanımız, demokrasi bizim demokrasimiz, insanımız bizim insanımız. Nasıl yaşayacağız? Bir arada huzur içinde yaşayacağız.  Görüşleriniz farklı olabilir, partilerinizde farklı olabilir ama benim düşünceme benim gibi düşünmeyen insan saygı gösterecek, ben de o insanın düşüncelerine saygı göstereceğim. Beraber, demokrasinin varlık nedeni budur zaten. Bir kişiye yetki verip kim aksini düşünürse onu indireyim, kafasına sopayla vurayım. 21.yüzyılda bunlar olmaz. Hepimizin oturup düşünmesi lazım hepimizin.

Efendim “Hayır” çıkarsa kaos olur. Hiçbir şey olmaz, niye kaos olsun? Yani Sayın Cumhurbaşkanı 2019’a kadar seçilmedi mi? Seçildi. Kim seçti? Halk seçti. Görevinin başında. Binali Bey o da görevinin başında. Bakanlar, onlarda görevinin başında. Meclis, o da görevinin başında. O zaman ne kaosu çıkacak? “Evet” çıkarsa ne olur? Sonu belirsiz bir maceranın içine hep beraber sürüklenmiş olacağız. Tercih, yine milletin tercihi. Bu kadar büyük bir macerayı taşımaya hazır mıyız, değil miyiz soru bu? 80 milyonun aklımı önemli, bir kişinin aklı mı önemli? Buna bu tercihte bulunacağız. 80 milyonun hiçbir şey düşünmesine gerek yok, çalışmasına da gerek yok. Bir kişi tercih eder, bir kişi konuşur hepimizde ona uyarız deniyorsa bu da bir tercihtir ve bu tercihi birlikte yapmamız lazım.

ÜLKEMİZE KARŞI SORUMLULUĞUMUZ VAR

Bu anayasa değişikliği toplumun hangi sorununu çözüyor? Öyle ya bu da bir soru. Bir anayasa değişikliği var, toplumun bir sorununu çözmesi lazım, hiçbir sorununu çözmüyor. Terörü mü çözecek? Hayır. Ekonomide istikrar mı? Hayır. Taşeron işçinin sorunu mu? Hayır. Esnafın sorunu mu? Hayır. Bunlarla ilgili hiçbir düzenleme yok zaten.  Peki, bunlar anayasa değiştiği zaman bu sorunlar çözülecek mi? Hiç ilgisi yok, çünkü bunlar yönetim işi. Doğru karar alırsanız çözersiniz, yanlış karar alırsanız çözemezsiniz bu kadar basit.

Sizden isteğim, sorumluluğunuz var, ülkemize karşı sorumluluğumuz var. Sandığa giderken düşünün, arkadaşlarınızla tartışın, akıl süzgecinden geçirin, vicdanınızla ölçün, biçin, tartın ve sandığa öyle gidin oyunuzu kullanın. Ben başka bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü az önce de söyledim, bu memleket sadece benim memleketim değil ki hepimizin memleketi. Ben düşüneceğim, siz de düşüneceksiniz. Ben aklın süzgecinden geçireceğim, siz de geçireceksiniz. Ben vicdanımda ölçüp, biçip tartacağım, sizde vicdanınızda ölçüp, biçip tartacaksınız.

Ben 1982 yılında genç bir bürokratken İstanbul’da Fikirtepe’de gidip bir okulda 1982 Anayasasına “Hayır” oyumu kullandım. Bugün çocuklarıma ben o anaysa için “Hayır” oyu kullandığımı gururla anlatıyorum. Şimdi böyle bir fırsat bu ülkenin insanlarında var. Çocuklarınıza hayırlı bir işi yaptığınızı emin olun gururla anlatacaksınız. Emin olun gururla hafızanızda taşıyacaksınız. Emin olun aile tarihinizin en önemli gurur belgesi olacaktır, gurur vesilesi olacaktır. Çünkü diyeceksiniz ki biz her şeye karşın demokrasimize sahip çıktık, çok partili hayata sahip çıktık, tek adama değil TBMM’ye sahip çıktık ki o meclis Milli Kurtuluş Savaşını yönetti, o meclis Gazi Meclis, o meclis Kıbrıs Barış Harekatını yönetti, o meclis 15 Temmuz darbe girişiminde üstüne bombalar yağarken sabaha kadar çalıştı. Şimdi bu meclisi alıyoruz, bir tarafa koyuyoruz, bir kişiye bütün yetkileri veriyoruz. Taktir sizin. Bunları anlatmak için geldim. Dediğim gibi tek isteğim düşünün, tek isteğim kendi aranızda konuşun, tek isteğim tartışın ve sonuçta akıl süzgecinden geçirerek vicdanınızla ölçün, biçin, tartın ve sandığa öyle gidin.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.

 


Kaynak: chp.org.tr
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER