CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KAHRAMANMARAŞ’TA STK, DERNEKLER, İŞADAMLARI VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

 CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KAHRAMANMARAŞ’TA STK, DERNEKLER, İŞADAMLARI VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTUCHP G..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KAHRAMANMARAŞ’TA STK, DERNEKLER, İŞADAMLARI VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

 CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, KAHRAMANMARAŞ’TA STK, DERNEKLER, İŞADAMLARI VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Sabah, öğle, akşam, ikindi tek konuları var Kılıçdaroğlu. Kılıçdaroğlu size ne yaptı kardeşim, ne yaptı? Sabah konuşuyorlar, öğlen konuşuyorlar beni suçluyorlar. Diyorlar ki, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Eğer ben doğruları söylemiyorsam size büyük bir fırsat veriyorum. Topu topu 18 madde, 18 bin madde değil, gelin kardeşim bütün televizyonlar zaten emrinizde, gelin sizin istediğiniz televizyon kanallarına çıkalım, oturalım siz de konuşun ben de konuşayım. Vatandaş da kim doğruyu söylüyor, kim doğruyu söylemiyor öğrenmiş olsun” dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kahramanmaraş’ta STK, Dernekler, İşadamları Ve Muhtarlar Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
 

 
 

Değerli arkadaşlarım, sevgili Kahramanmaraşlılar beni sakin ve sessiz dinleyin. Burada bir parti propagandası yapmayacağım. Çünkü 16 Nisan’da sandığa gittiğimizde bir siyasi parti tercihinde bulunmuyoruz. Bir kişiyi seçmiyoruz. Yapmamız gereken 16 Nisan’da anayasa değişikliğine “Evet” mi diyeceğiz, “Hayır” mı diyeceğiz, yapmamız gereken bunu düşünmek. O nedenle sivil toplum örgütlerinin, siyasal partilerimizin temsilcileri var aramızda, meslek kuruluşlarının temsilcileri var ve çok sayıda muhtar arkadaşım var. Size bir partinin Genel Başkanı olarak değil, sizin gibi ülkesini seven, vatanını seven, demokrasiyi özümsemiş, bir yurttaş olarak konuşuyorum. Altını bir daha çiziyorum, bir partinin Genel Başkanı olarak değil, ülkesini seven bir vatandaş olarak size sesleniyorum.

İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İSTEDİNİZ DE, PARLAMENTER SİSTEM SİZE ENGEL Mİ OLDU?

Bir rejim değişikliğine gidiyoruz. Diyorlar ki rejimi değiştireceğiz. Ne olacak? Demokratik parlamenter sistemden vazgeçeceğiz, otoriter tek adam rejimine geçeceğiz, bunu savunuyorlar, bunu istiyorlar, şimdi ben size sormak isterim, 15 yıldır iktidardalar, tam 15 yıl. 15 yıldır arzu edip de çıkaramadıkları bir kanun var mı? Yok. Arzu ettiği kanunu çıkarıyorlar. Parlamentoda çoğunluk var mı? Çoğunlukları da var. 15 yıldır karar verip de çıkaramadıkları bir Bakanlar Kurulu kararı var mı? İstediği kararı çıkarabilirler, bütün Bakanlar kendilerine ait. Peki o zaman istediğin kanunu çıkarıyorsun, istediğin kararnameyi çıkarıyorsun o zaman bu rejim değişikliğine niye ihtiyaç duyuyorsun, hangi gerekçeyle rejim değişikliği istiyorsun? Efendim TBMM ayak bağı. Niye ayak bağı olsun? Milli irade ayak bağı olur mu Allah aşkına? Milli irade hepimizin iradesidir. 4 partinin de temsilcisi vardır, her vatandaşımızın bir şekliyle bir temsilcisi vardır. Yüzde 10 seçim barajı nedeniyle bazı partiler temsil edilmiyor, biz ona da karşıyız. Yüzde 10 seçim barajı kalkmalı, yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı da TBMM’ye gelmeli ve konuşmalı, biz bunu da savunuyoruz. Yani milli irade parlamentoya tam yansımalıdır.

Şimdi gündemimizde rejim değişikliği var. Şimdi sormak isterim, siz işsizliği önlemek istediniz de parlamenter sistem size engel mi oldu? 6.5 milyon işsizimiz var resmi kayıtlara göre, siz işsizliği önlemek için meclise bir kanun getirdiniz de birileri engel mi oldu? Yok böyle bir şey. Siz Türkiye’ye itibar kazandırmak, Suriye’deki iç savaşı bitirmek ve 4.5 milyona varan yabancılar ki, bunun 3.5 milyonu Suriyeli, bu Suriyelileri memleketlerine göndermek istediniz de, orada barışı sağlamak istediniz de birisi size engel mi oldu? Parlamenter sistem size mi engel oldu? Yok böyle bir şey. Siz ihracat yapıp ikiye, üçe katladınız da birisi size engel mi oldu? Tam tersine daha fazla ihracat yapın, daha fazla üretim yapın. Kim size engel oldu? Parlamenter sistem mi engel oldu? Yok böyle bir şey.

Çiftçi ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Bunun sebebi parlamenter sistem mi? Siz çiftçinin alın terinin karşılığını verdiniz de parlamenter sistem size engel mi oldu? Bir parti size engel mi oldu? Bir kişi size engel mi oldu? Bir kararname çıkarmak istediniz de birisi geldi size engel mi oldu? Yok böyle bir şey. Esnaf zor durumda, durumu iyi değil. Siz esnafın durumunu düzeltmek istediniz de birisi geldi size engel mi oldu?  Parlamenter sistem buna engel mi oldu? Esnafın durumunu düzeltmek için kanun getirdiniz de bu kanuna çıkıp birileri engel mi oldu? Yok böyle bir şey. Getirseler parlamentodan oy birliğiyle çıkacak. Aynı şekilde oteller boş, turist gelmiyor. Sebebi parlamenter sistem mi? Sebebi parlamento mu, sebebi millet mi? O zaman bu rejim değişikliğini niye yapıyoruz biz? Sanayici önünü göremiyor, yatırım yapmak istemiyor. Yapsam yatırım ya birisi gelse el koyarsa ne olacak diyor. Sanayicinin yatırım yapması için iyi bir iklim oluşturdunuz da birileri gelip size engel mi oldu? Parlamenter sistem geldi buna engel mi oldu? Yok böyle bir şey. Eğitim sistemi felaket. Hiçbir anne baba eğitim sisteminden memnun değil, hangi partiye sempati duyarsa duysun veya hangi partinin üyesi olursa olsun, hiçbir anne baba eğitim sisteminden memnun değil. Bunun sebebi parlamenter sistem mi? Siz eğitim sistemini düzelttiniz de birisi kalktı size engel mi oldu?

MİLLETİN SEÇTİĞİ MİLLETVEKİLLERİNİN YETKİLERİNİ NEDEN KISITLIYORUZ?

Bütün komşularımızla kavgalıyız. Suriye’yle, Irak’la, Libya’yla, Mısır’la, İran’la, Rusya’yla, en sonunda Avrupa Birliğiyle, bunun sebebi parlamenter sistem mi? Yani siz memlekete huzur getirdiniz de vatandaşlar hep beraber buna karşı mı çıktı? Siz bütün komşularınızla barış içinde yaşadınız da parlamenter sistem buna karşı mı çıktı? Hayır, öyle bir şey yok. O zaman niye rejimi değiştirmek istiyorsunuz, neden, hangi gerekçeyle değiştirmek istiyorlar? Efendim dolar yükseldi, bugün yine yükselmeye başladı. Siz ekonomide istikrarı sağladınız da parlamenter sistem engel mi oldu? Siz dolardaki hızlı yükselişi önlediniz de, birisi çıkıp size engel mi oldu? Engel olduysa söyleyin kim engel oldu? Hep beraber gidelim, üstüne yürüyelim. Parlamenter sistem çalışmıyorsa söyleyin. Ne iş yaptı parlamento ben size söyleyeyim, son bir ayda 100’ün üstünde kanun çıkardı. Hem de oy birliğiyle çıkardı. Avrupa Birliğiyle uyum yasaları binlerce maddelik kanun, tamamı parlamentodan oy birliğiyle çıktı. O zaman biz bu rejimi niye değiştiriyoruz? Milletin seçtiği milletvekillerinin yetkilerini neden kısıtlıyoruz? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp bana bunu anlatsın. Bir Allah’ın kulu desin ki, şu nedenle biz bu rejimi değiştirmek istiyoruz. Efendim çift başlılık var, çift başlılığı önlemek için biz bu rejimi değiştiriyoruz. Binali Bey’le Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Erdoğan arasında kavga mı var? Yok bir kavga, hatta espri olsun diye zaman zaman söylerim derim ki, Binali Bey 80 metre öteden Sayın Erdoğan’ı görse 80 tane düğmesi olsa 8 saniyede hepsini ilikler diyorum. Böyle bir şey yok. Nerede çift başlılık var, kaç tane Cumhurbaşkanı var? Bir tane var. Hani 3 tane cumhurbaşkanı olur da dersiniz ki burada çok başlılık var dersiniz. Bir tane var. Kaç tane Başbakan var? Bir tane var. Hani iki Başbakan olur da dersiniz çift başlılık var. Ama bu yeni rejim, önerilen yeni rejimde en tepe de çift başlılık oluyor. Neden? Hem Cumhurbaşkanı hem partinin Genel Başkanı iki şapkası olacak. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, Cumhurbaşkanı taraflı mı olsun, tarafsız mı olsun? Eğer Cumhurbaşkanı Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep tarafsız olmuştur. Taraflı olursa ne olur? 80 milyonu temsil edemez.

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI 80 MİLYONU TEMSİL ETMEZSE SONU FELAKET OLUR

Cumhurbaşkanlığı makamı nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Cumhurbaşkanlığı makamı hepimizin ortak paydasıdır. Gelmiş geçmiş bütün Cumhurbaşkanlarına hep saygı duyarız. Neden? Bayrağımızı temsil ederler. Neden? Vatanımızı temsil ederler. Sayın Abdullah Gül seçilmeden önce karşıydık biz Cumhuriyet Halk partisi olarak, ama seçildikten sonra hepimiz saygı duyduk, asla. O da tarafsızlığını korudu. Hepimiz saygı duyduk. Hala görüşürüz Sayın Abdullah Gül’le, hala ziyaret ederim arada bir görüşürüz. Neden? Cumhurbaşkanlığı yaptı. 80 milyonu temsil etti. Benim de Cumhurbaşkanım, sizin de cumhurbaşkanınız. Ama Cumhurbaşkanı bir partinin Genel Başkanı olursa sizi, beni, bir kısım vatandaşı temsil edemeyebilir. Kendi partisin mensuplarını temsil edecek o zaman. Bu doğru mu, yanlış mı arkadaşlar? Elimizi vicdanımıza koyup sandığa gideceğiz. Cumhurbaşkanı tarafsız olsun diyorsanız, Cumhurbaşkanı bayrağımızı temsil ediyor. Cumhurbaşkanı 80 milyonu temsil ediyor, dolayısıyla tarafsız olması gerekir diyorsanız 16’sında gideceksiniz “Hayır” oyunun altına mührünüzü basacaksınız bu kadar basit. Konumuz ne? Bu kadar basit, bunun partilerle ilgisi var mı? Yok. Şahıslarla ilgisi var mı? Yine yok. Dolayısıyla meseleyi bir parti meselesi gibi düşünmememiz lazım, bir şahıs meselesi gibi düşünmemiz lazım. Efendim diyorlar ki bu rejimi getiriyoruz daha hızlı karar alacağız, bizim güzel bir sözümüz vardır, acele işe şeytan karışır derler. Öyle değil mi? Niye söyleniyor bu söz? Yüce Rabbimizin bize verdiği en değerli hazine akıldır. O nedenle değişik yerlerde kutsal kitabımız der ki, “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” yüce Rabbimizin bize sorusu, aklınızı kullanmıyor musunuz? Aklımızı kullanacağız. O nedenle aklını kullan acele etme, acele işe şeytan bulaşır derler.

Şimdi bir kanun tasarısı meclise geldiğinde nasıl çıkar onu anlatayım size, diyelim ki muhtarları kaldıracak bir kanun tasarısı geldi. Bugünkü düzeni anlatıyorum, kanun meclise gelir ilgili komisyona gider, içişleri komisyonuna gider, muhtar temsilcileri, dernek başkanları oraya davet edilir. Onlara söz hakkı verilir ve onlar konuşurlar. Muhalefet ve diğerleri diyelim ki muhtarlara destek verirler ve bu kanun çıkmaz. Ama sizin söz hakkınız olur. Siz meclise gelip komisyonlarda, genel kurullarda değil, komisyonlarda görüşürsünüz. Düşüncenizi açıklarsınız. Yeni gelecek tek adam rejiminde siz sadece bir sabah Resmi gazetede muhtarlığın kalktığını görürsünüz. Çünkü meclise bu kanun gelmeyecek. Bu mu doğrudur, meclise bir kanun gelip orada görüşülmesi, tartışılması ve milli iradenin sonucu olarak çıkması mı doğrudur? Bütün muhtar kardeşlerim elini vicdanlarının üzerine koysunlar bir kişiye 80 milyon teslim edilemez. Bir Başkan olur, çok iyi bir insandır ama onun görev süresi dolar bir başka Başkan gelir o da Türkiye’yi felakete sürükler. Onun için kişilere endeksli değil, biz bir kanun çıkarmıyoruz, bir kanunu oylamıyoruz. Anayasa çıkarıyoruz, anayasayı değiştiriyoruz. O nedenle bu değişiklikle demokrasiden yana olan herkesin, ister ülkücü olsun, ister milliyetçi olsun, ister sosyal demokrat olsun, ister liberal olsun, ister mütedeyyin vatandaş olsun, isterse başka bir düşünceden olsun. Hepimizin oturup düşünmesi lazım, biz bu memlekette huzur içinde yaşamak istiyor muyuz, biz bu memlekette birlikte yaşamak istiyor muyuz? Biz bayrağımızın altında özgürce yaşamak istiyor muyuz? O zaman bizim can ve mal güvenliğimizin garanti altına alınması lazım, bizim can ve mal güvenliğimizi garanti altına alan kanunun adı nedir? Anayasadır. Anayasa ön sözünde der ki, “tasada ve kıvançta beraber olan bir milletin” der. Yani hem üzüntülü günümüzde hem sevinçli günümüzde bir arada olacağız. Bir yerde deprem mi oldu, hepimizin yüreği pıt pıt atıyor, hepimiz oraya yardıma koşuyoruz. Neden? Tasada beraberiz. Milli takımımız şampiyon mu oldu? Hepimiz sevinç içindeyiz. Neden? Sevincimizde de beraberiz. Millet olmanın temel özelliklerinden birisi budur. Ama tek adam rejiminde bu özellik parçalanabilir. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı 80 milyonu temsil etmezse sonu felaket olur. Herkes bir arayışa gider ve sonu felaket olur. Hepimizin düşünmesi lazım, ısrarla söylüyorum hepimizin düşünmesi lazım diye. Sandığa giderken ben falan kişiyi çok seviyorum o bunu söylediği için oyumu böyle kullanacağım. O bunu söylediği için oyumu böyle kullanacağım değil arkadaşlar. Kahvede oturun kendiniz konuşun birbirlerine sorun, anlatın nedir bu iş diye.

TEK ADAM HATA YAPARSA FATURASINI 80 MİLYON ÖDER

Dünyada bir örneği var mı mesela bu yeni gelen rejimin? Dünyada örnekleri var. Nerede? Suriye’de var tek adam rejimi, Irak’ta vardı tek adam rejimi, Libya’da vardı tek adam rejimi, Çavuşesku’da vardı Romanya’da tek adam rejimi, ne oldu bunlar? Hepsi gitti. Ama sadece tek adam gitmedi, kimler gitti? Binlerce kişi hayatını kaybetti. Milyonlar kişi hayatını kaybetti. Çoluk çocuk demeden, yurdunu vatanını terk eden binlerce kişi oldu.

Tek adam rejiminin özelliği şudur, tek adam hata yaparsa faturasını 80 milyon öder. Esad hata yaptı faturasını Suriye halkı ödedi. Saddam hata yaptı, Irak ödedi bedelini. Libya’da Kaddafi hata yaptı bütün Libya ödedi bedelini. O açıdan hepimizin dikkatli olması lazım, şunu da hiç kimsenin unutmaması lazım, teklik Allah’a mahsustur, şahsa, kişiye mahsus değildir.

Biz ne deriz? Akıl akıldan üstündür deriz. Bunun özü nedir? İstişaredir, danışmaktır. Bu hem inancımızda vardır hem insanoğlunun kimliğinin doğal bir sonucudur. Biz bir muhtar seçiyoruz değil mi? Tek başına muhtar her şeye yetkili mi köyde? Hayır, ihtiyar meclisi var, oturup beraber konuşurlar, kararları ortak alırlar. Apartmanda oturuyorsanız onu düşünün, apartmanda yönetim kurulu seçeriz bir de ayrıca ödediğimiz aidatlar doğru yere harcandı mı harcanmadı mı bir de denetim kurulu seçeriz. Yeni tek adam rejiminde denetim yoktur, denetim bitmiştir. Yoktur denetim. Size örnek anlatayım, bugünkü sistemde, bugünkü anayasal düzende diyelim ki Kahramanmaraş’ın bir köyünün yolu yapılmıyor veya çok arızalı, ne yapar köyün muhtarı? Açar telefonu der ki Sayın milletvekilim Allah aşkına şu Bakana bir sor ya bizim bu köyün yolu niye yapılmıyor? Milletvekili çıkar kürsüye TBMM’de de ki, Kahramanmaraş’ın şu köyünün yolu niye yapılmıyor Sayın Bakan çık bunu anlat. Bu soruyu sorma hakkı vardı anayasaya göre bakanında kürsüye gelip bu soruya cevap verme mecburiyeti vardır. Gelir kürsüye bakan, o soruya cevap vermek zorundadır.

MİLLİ İRADEYLE SARAY ARASINA DUVAR ÖRÜLÜYOR

Geliyorum tek adam rejimine, ayın 16’sında önümüze konulan anayasa değişikliğine bu milletvekili asla bu soruyu soramayacaktır çünkü yasaktır anayasaya göre, yeni değiştirilecek olan anayasa değişikliğine göre ve o Bakan da TBMM kürsüsüne çıkıp bu soruya asla cevap veremeyecek. Değerli arkadaşlarım demokrasinin güzelliği bir milletvekilinin bir vatandaşın sözünü kürsüden söylemesidir, demokrasinin güzelliği odur. Sadece muhtar değil herhangi bir vatandaş herhangi bir yoksul, bir fakirin derdini de çıkıp hesabını sorar ve Bakan kürsüye gelip onun hesabını verir. Tek adam rejiminde bunları kaldırıyoruz. Niye kaldırıyoruz? Hiçbir bakan ve hiçbir başkan yardımcısı milletvekili olmayacak tek adam rejiminde. Niye olmuyor? Bugün bakanların tamamı milletvekili Maraşlı milletvekili varsa Maraşlılar sevinirler. Bir dertleri varsa giderler Maraş’ın milletvekiline ve aynı zaman da bakanına derdini anlatırlar. Yeni rejimde eğer milletvekili seçilmişse ve o Bakan olmuşsa milletvekilliğinden istifa etmek zorundadır anayasa değişikliğine göre. Yani meclisle yani milli iradeyle saray arasına duvar örülüyor. Niye duvar örülüyor niye? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp bu doğrudur şunun için yapıyoruz desin.

NİYE 80 MİLYONUN AKLINI BİR KİŞİYE TESLİM EDİYORUZ?

Bugünkü anayasal rejime göre hükümet kurulur, gayet güzel. Gelir TBMM’den güvenoyu ister, hükümet programı tartışılır. Güvenoyu aldıktan sonra da hükümet görevine devam eder. Dayatılmak istenen ve 16’sında önümüze konulan tek adam rejiminde hükümet asla meclise gelmeyecek ve güvenoyu, hükümet programını okumayacak. Güvenoyu da istemeyecek. Peki siz demeyecek misiniz, biz bu milletvekillerini meclise niye seçip gönderdik, üstelik sayısını 550’den 600’e çıkarıyorlar. Niye gidiyor onlar? Hangi gerekçeyle gidiyorlar? Bunların hepsinin düşünülmesi lazım, soruyorum kendilerine kaç Başkan yardımcısı olacak kaç? Cevabı yok bunun, Başkanın takdirine bağlı, istediği kadar Başkan yardımcısı, kaç Bakan olacak? İstediği kadar, belki hiç Bakan da atamayacak. Başkanın taktirine bağlı. Peki, mevcut düzende mevcut rejimde kaç Bakan olacak kim karar veriyor? TBMM, her bakanlığın kanununu TBMM çıkarır. Her Bakanın görev alanının TBMM belirler. Yeni rejimde bir kişi belirleyecek. Sabah kalkar ben bu bakanlığı istemiyorum kapattım der. Bir tane kararname gönderecek resmi gazetede yayınlanacak. Önümüze konulan anayasa değişikliğini bu bağlamda çok iyi değerlendirmek ve konuşmak lazım, tek adam rejimini savunan arkadaşlarım da olabilir. Bütün yetkiyi bir kişiye verelim bakalım memleketi nasıl yönetiyor hep beraber görelim. Tarihten ders almayalım önemli değil, bu kadar adam öldü hiç önemli değil denebilir. Mademki Kahramanmaraş’tayız, mademki Kahraman unvanını alan bir ildeyiz. Mademki şehitleri Sütçü İmamların olduğu bir şehirdeyiz, size tarihimizden bir örnek vermek isterim, tek adamlığın ne sonuçlar doğurduğunu, Çanakkale Savaşını hepimiz biliyoruz değil mi? Her karış toprağında yüzlerce şehidimizin kanı olduğunu biliyoruz. 7 düvel geldi mi Çanakkale’ye? Geldi. Ta Avusturalya’dan geldiler mi? Ta Avusturalya’dan geldiler, Fransız’ı, İngiliz’i, Avusturalyalısı geldiler. 13-14 yaşındaki çocuklarımız orada şehit oldu. Ama Çanakkale geçilmez destanını yazdılar. Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı türküsünü dinlerken duygulanmayan bir vatandaşımız var mıdır? Ölmeden mezara koyun beni diye annesine hitap eden bir askerin duygularını duyduğumuzda, işittiğimizde, türküsünü dinlediğimizde hüzünlenmeyen var mıdır? Onlar bir destan yazdılar ve Çanakkale’yi geçirmediler 7 düvele karşı. Sonra ne oldu? 3 yıl sonra bir adama tek bir yetki verdiler. Gitti bir anlaşmayı imzaladı, o Çanakkale’yi geçemeyen bütün gemiler Çanakkale’yi geçtiler, geldiler Dolmabahçe’nin orada demirlediler ve İstanbul’u işgal ettiler. Bir adama yetki vermenin tarihimizdeki en önemli örneğidir. Gazi Mustafa Kemal’e 1924 Anayasası görüşülürken meclisi fesih yetkisi verilmek istendi. İki tane genç milletvekili kürsüye çıkar, derler ki “biz Gazi Paşayı seviyoruz, bu memleket için neler yaptığını da çok iyi biliyoruz, iyi bir komutan, iyi bir devlet adamı ama kimse kusura bakmasın, Gazi Paşa’da kusura bakmasın bizi buraya Gazi Paşa değil, bizi buraya millet getirdi. Milletin meclisini kimse feshedemez” der ve reddedilir. Şimdi, 1924 Anayasası görüşülürken Gazi’ye verilmeyen yetki şimdi bir kişiye vereceğiz. Niye veriyoruz? Yani niye 80 milyon aklını bir kişiye teslim ediyor? Niçin? Bana bir Allah’ın kulu çıkıp bunu anlatsın.

KILIÇDAROĞLU SİZE NE YAPTI KARDEŞİM?

Bir kişi isterse hemen hemen arzu ettiği her kişinin mal varlığına el koyabilir. Bir sabah kalktığımızda Kahramanmaraş’ta ben OHAL ilan ettim diyebilir. Şimdi Türkiye genelinde var. Bakın bu rejimle bizim parlamenter demokratik sistemle, rejimle tek adam rejimini sadece bir örnekle yine tekrar kıyaslamak isterim. OHAL nasıl ilan edildi, Olağanüstü Hal? Önce Milli Güvenlik Kurulu toplanıyor, o hükümete bir tavsiyede bulunuyor, diyor ki, Türkiye’nin sıkıntıları var Olağanüstü Hal ilan edilmesini hükümete tavsiye eder diyor, hükümet alır onu tavsiyeyi, kendi içinde görüşür Bakanlar Kurulu olarak, sonra TBMM’ye gelir, Olağanüstü Hal ilanı kararını TBMM verir. Yani milli irade verir. Tek adam rejiminde bir kişi yetkilidir ve o tek başına OHAL ilan eder. Ne Milli Güvenlik Kurulu, ne Bakanlar Kurulu, ne Başbakan hepsini atın çöp sepetine. Devlet bir kişiye teslim edilemez arkadaşlar, 80 milyon bir kişiye teslim edilemez. Ben bunları anlattığım zaman rahatsız oluyorlar.

MİLLETİN BU ZULME YETER DEMESİ LAZIM

Genelde beni takip ediyorlar ben ne zaman konuşmaya başlarsam, onlar da ona göre program koyuyorlar, benim saatime denk getiriyorlar ki televizyonlar bizi vermesin televizyonlar onları versin. Ve çıkıyorlar sabah, öğle, akşam, ikindi tek konuları var Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu size ne yaptı kardeşim ne yaptı? Sabah konuşuyorlar, öğlen konuşuyorlar beni suçluyorlar. Diyorlar ki, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Ben de kendilerine çok büyük bir fırsat veriyorum, arkadaş sevgili kardeşlerim eğer ben doğruları söylemiyorsam size büyük bir fırsat veriyorum topu topu 18 madde, 18000 madde değil 18 madde gelin kardeşim bütün televizyonlar zaten emrinizde, gelin sizin istediğiniz televizyon kanallarına çıkalım, oturalım siz de konuşun ben de konuşayım. Vatandaş da kim doğruyu söylüyor, kim doğruyu söylemiyor öğrenmiş olsun. Japonya yapıyor bunu, Fransa yapıyor, Amerika yapıyor, İspanya yapıyor, İtalya yapıyor. Biz niye yapmıyoruz? Niye kaçıyorlar? Onlar da çok iyi biliyorlar ki Kemal Kılıçdaroğlu doğruları söylüyor, onlar da bunu çok iyi biliyor. Ve sonuçta şu kanaate vardım, Kılıçdaroğlu olmasaydı onlar miting de düzenleyemezdi çünkü başka konuları yok, miting düzenlemelerinin tek nedeni benim. Öyle eşitsiz koşullarda bir referandum yapıyoruz ki değerli Maraşlı arkadaşlarım, o kadar eşitsiz koşullarda. Devletin arabalarını kullanırlar, devletin uçaklarını kullanırlar, devletin paralarını kullanırlar, devletin televizyonlarını kullanırlar, devletin forsunu kullanırlar geriye dönüp derler ki, biz yine mağduruz. Ne biçim mağduriyet bu, peki ya biz devletin parasını kullanmıyoruz, devletin forsunu kullanmıyoruz, devletin televizyonlarını kullanmıyoruz, devletin arabalarını kullanmıyoruz, devletin uçaklarını kullanmıyoruz, biz neye güveniyoruz? Allah’ımıza ve milletimize güveniyoruz. Mağdur olan biziz. Milletin bu zulme yeter demesi lazım, milletin hep birlikte şunu söylemesi lazım, Sayın Cumhurbaşkanı forsun var, araban var, uçakların var, Sayın Binali Yıldırım forsun var, arabaların var, uçakların var ya bu Kılıçdaroğlu’nun uçakları yok, parası, pulu devlet imkanı hiçbir şey yok. Bu Allah için yola çıktı, bu ülke için yola çıktı, doğruları anlatmak için yola çıktı. Artık bu zulme son verin demeniz lazım.

PARTİ DEVLETİ KURMAK İSTİYORLAR

Zulme karşı çıkmak zorundayız. Zalime karşı çıkmayanın dilsiz şeytan olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki, bir parti devleti parti devleti kurmak istiyorlar. Üstünlerin hukukunu, parti devleti kurmak istiyorlar. Cumhurbaşkanı partili, Başkan Yardımcıları partili, Bakanlar partili, savcılar partili, kaymakamlar partili, valiler partili herkes partili. Böyle bir devlet mi olur?

Aramızda memur sendikalarının temsilcileri de var. Onların da elinden her türlü yetkiyi alacaklar. Devlet memuru değil parti memuru yapmaya çalışacaklar. Yazıktır, günahtır bu memlekete, bu devlete. Evet demenin vebali ağırdır. Bir daha söylüyorum sevgili Kahramanmaraşlılar, evet demenin vebali ağırdır. Evet demenin hesabını kimse veremez. Ne çocuklarımıza bunun hesabını verebilir, nede başka birisine. O nedenle hepimizin düşünmesi lazım. Biz ne istiyoruz? Bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz. Benim gibi düşünmeyen insanında söz hakkı olmalı. O insanda arzu ediyorsa partisini kurmalı, arzu ediyorsa düşüncesini açıklayabilmeli.

BU İŞİN SAĞI SOLU YOK, BU İŞİN PARTİLERLE DE İLGİSİ YOK

OHAL ilan ettiler ne oldu? 1 milyondan fazla aileyi mağdur ettiler. Bank Asya’nın önünden geçeni devlet memuriyetinden attılar, Bank Asya’ya izin verene ses çıkarmıyorlar. Olur mu böyle vicdansızlık? Kim izin verdi ona? Hesap soracaksan ona sor. Darbenin üstünü kapatmaya çalışıyorlar izin vermeyeceğim. Allah izin verdiği sürece izin vermeyeceğim, 248 şehidin hesabını soracağım. Ben mağdur aile istemiyorum. Hiç kimse mağdur olsun istemiyorum. Ben bu ülkede adalet istiyorum. Sadece benim için değil, 80 milyon için de adalet istiyorum, 80 milyon için de hak istiyorum, zulüm istemiyorum, zalimlik istemiyorum. Hem zulmedeceksin, hem Müslüman geçineceksin. Bunu kabul etmiyorum. Benim vicdanım buna izin vermiyor. Kimsenin kimliğiyle uğraşmadım kimsenin. Herkes annesiyle, babasıyla gurur duyar. Kimsenin inancını siyasete alet etmedim, herkesin inancına saygı duydum. Kışlaya siyaset girmesin dedim, adliyeye siyaset girmesin dedim, okula siyaset girmesin, anaokuluna siyaset sokuyorlar yazık günahtır. Camiye siyaset girmesin. Camiye her görüşten insanımız gider. Sen camiye siyaseti sokarsan orada bölünme olmaz mı, ayrışma olmaz mı? Giderken sandığa elinizi vicdanınıza koyun ve oyunuzu öyle kullanın. Çocuklarınızı düşünün, nasıl bir Türkiye bırakacağız çocuklarımıza bunu düşünün. Bu işin sağı solu yok. Bu iş demokrasiyle ilgili. Bu işin partilerle de ilgisi yok. Bakın hiçbir tarafta bizim bayrağımızı görmüyorsunuz niçin? Partilerle ilgisi yok ki arkadaşlar. Her partiyi ilgilendiriyor. Hepimizin devleti koruması lazım, devleti. Niçin devleti? Devlet adil olmak zorundadır. Üstünlerin hukukunu kuruyorlar dedim hukukun üstünlüğünü değil. Ne demek hukukun üstünlüğü biliyor musunuz Sevgili Kahramanmaraşlılar. Hukukun üstünlüğü şudur; devlet çok güçlü bir aygıttır. Cumhurbaşkanı var, bakanlar var, hakimi var, savcısı var, jandarması var, polisi var, emniyeti var, istihbaratı var. Bunların hepsi var. Devlet bu kadar güçlüdür. Vatandaş devletin karşısında, bu gücün karşısında hep zayıftır. Ama eğer anayasayla vatandaşın hakkını güvence altına alırsanız vatandaş devletin gücü karşısında ezilmez. Ona hukukun üstünlüğü denir. Ve tarihte çok önemli bir örnek gösterirler. Almanya’da kral giderken bir çiftlik görür, çiftçiden burayı ister kral olarak, ben burayı istiyorum der. Çiftçi ben vermem der, burası bana ait der. Dedemden, babamdan kaldı ben çiftliğimi niye vereyim sana. Ben kralım der. Kim olursan ol der bu toprak bana ait ben vermiyorum. Satın almak istiyorum. Alamazsın der satmıyorum. Niye satmıyorsun, senin hakkını kim savunacak? Berlin’de mahkemeler var der. Benim hakkımı adalet savunacak diyor. Ve kral orayı almaz o çiftliğin arkasında sarayını yapar. O çiftçinin tarlasında da o günden kalan yel değirmeni hala yerindedir. Ve derler ki, işte hukukun üstünlüğü budur. Devletin kralın gücüne karşı vatandaşın hakkını koruyan hukuk hukukun üstünlüğüdür. Biz bunu istiyoruz. Garibanın da hakkını koruyacak, sanayicinin de hakkını koruyacak, memurun da hakkını koruyacak, diyelim ki, çiftçinin de hakkını koruyacak.

Getirilmek istenen rejimde şu var; partinin Genel Başkanı hem Başkan, hem hakim tayin ediyor. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse orada adaletten söz edilir mi, bağımsız yargıdan söz edilir mi? Partinin Genel Başkanı hakim mi tayin eder arkadaşlar? Yazık günah değil midir? Bu devlete yazık günah değil midir? Birikimlerimize yazık günah değil midir?

Bakın, tayin ederse ne olur? Diyelim ki, Kahramanmaraş’ın bir mahallesini kamulaştırdı, Başkan karar verdi burayı kamulaştırıyorum. Yetkisi var. Bir resmi gazetede kamulaştırıyor. Bedel? Bedeli 5 lira dedi metrekaresi. Tabi vatandaşlar isyan edecek bura 5 lira değil efendim buranın metrekaresi 100 liradır diyecek. Nereye gidecek? Hakime gidecek. Hangi hakime? Başkanın tayin ettiği hakim. O hakim kime bakacak, köylüye mi bakacak, vatandaşa mı bakacak, kendisini tayin eden adama mı bakacak? Kendisini tayin eden adama bakacak. Çünkü der ki bak benim kararıma uygun karar vermezsen kusura bakma yarın kendini Fizan’da görürsün. Çünkü yargı bağımsızlığı siyasi partinin tayin etmesi halinde bitmiş olur. Bütün bunları düşünün bütün bunları ve kararınızı öyle verin.

BU ÜLKEYE, BAYRAĞINIZA, VATANINIZA, ÇOCUKLARINIZA, TORUNLARINIZA KARŞI GÖREVİNİZ VAR

Sevgili muhtar arkadaşlarım, çoğunluğu sizlersiniz, sizler bulunduğunuz mahallenin ve köyün kanaat önderisiniz. Köyde bir sorun çıktığı zaman köylünün gelip ilk başvurduğu kişi sizsiniz. Çünkü der ki, bunu biz seçip buraya getirdik. Biz seçtiysek bizim derdimizle ilgilenmek zorunda.

Daha dramatik bir şey anlatayım. Getirilmek istenen yeni rejimde nedir bakın, Cumhurbaşkanı bir yere gittiği zaman yerine vekaletle Başkan Yardımcısı bakacaktır. Başkan Yardımcısı seçimle gelen birisi değildir, milletvekili de değildir. Bugünkü rejimde, demokratik parlamenter rejimde Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet eder. Neden? Çünkü TBMM Başkanı seçimle gelmiştir, milletvekilidir, bütün parti gruplarına karşı tarafsızdır. Niye vekalet eder? Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı da tarafsızdır. Onun için vekalet eder. Otoriter tek adam rejiminde Başkan gider yerine vekaletle bir başkası bakar ve seçimle gelmemiştir. Şimdi size önemli bir soru. Seçimle gelmeyenler Cumhurbaşkanlığı makamını ne zaman temsil etmişlerdir? Darbe dönemlerinde. Kenan Evren darbe yapıp geldi değil mi? Seçimle mi geldi darbe yaptı geldi. Yani biz darbe hukukunu perçinliyoruz. Darbecilerden yana tavır alıyoruz, onların anlayışıyla bir memleketi yönetmek istiyoruz. Yazıktır, günahtır.

Benim sorumluluğum var ben konuşuyorum, her gittiğim yerde anlatıyorum dilimin döndüğü kadar. Sizin de tek tek sorumluluğunuz var tek tek. Bu ülkeye karşı, bayrağınıza karşı, vatanınıza karşı, çocuklarınıza karşı, torunlarınıza karşı göreviniz var.

Dün Gaziantep’te Evet çadırını ziyaret ettim. Gencecik çocuklar vardı. Bir çocuğumuz dedi ki, niye 18 yaşına karşısınız, 18 yaşındaki çocuğumuz niye milletvekili olmasın? Kendisine şunu söyledim, hiçbir zaman 18 yaşındaki çocuğun milletvekili olmasına karşı çıkmadım. Ama 18 yaşındaki çocuk hem milletvekili olacak, hem ömür boyu askerden muaf olacak. Ben buna karşıyım kusura bakmayın. Garibanın çocuğu El Bab’a gidecek eksi 35, 40 derecede PKK’yla mücadele edecek bu Ankara’daki beylerin çocukları 18 yaşında milletvekili, ömür boyu askerlikten muaf. Ben bunu yemem dedim. Benim vicdanım kabul etmiyor. Evet benim vicdanım bunu kabul etmiyor. 600 milletvekili istemiyorum. 550 neyinize yetmiyor? Bu milletin sırtına 187 trilyonluk bir yükü daha yüklüyorsunuz. Hem yetkiyi elinden alıyorsunuz sayıyı artırıyorsunuz. Yetkisi alınan meclis bir bakıyorsunuz yetkisi alınmış efendim güçlü meclis olacak. Ne gücü? Eğer sayısal güçse sayıyı 1000 yapsaydınız o zaman dünyanın en güçlü parlamentosu olurdu. Eğer iş sayıya bakıyorsa. Güç sayıdan değil, güç akıldan kaynaklanır. Aklınız varsa gücünüz vardır. Budur.

Beni dinlediniz, güzel bir sohbetimiz oldu. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepiniz sağ olun, hepiniz var olun, hepinize şükran borçluyum.


Kaynak: chp.org.tr

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2017, 15:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER