CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (23 AĞUSTOS 2017)

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (23 AĞUSTOS 2017)CHP Genel Başkanı ..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (23 AĞUSTOS 2017)

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (23 AĞUSTOS 2017)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV’de yayınlanan "Kılıçdaroğlu Özel" programında Oğuz Haksever’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.



Oğuz HAKSEVER-
Belki kaçınılmaz olarak öyledir, siyaset biliminde her halde bir yeri vardır. Türkiye’nin siyasi ufkunda, Türkiye’nin kaderimizle bağlantılı ufkunda 2019 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bugün gündemde olan pek çok konu dönüp dolaşıp 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine değiyor. Siyasi her konu özellikle iktidarla ana muhalefet arasındaki her konu o cumhurbaşkanlığı seçiminin çekim alanına sürükleniyor. Bu ortamı önemli ölçüde 16 Nisan referandum sonuçları tetikledi. Tutuklanma olasılığının ortaya atılması, MİT tırları tartışması, adalet yürüyüşü, dış politika konuları, ekonomi, memura zam görüşmeleri, arada pek çok gündem maddesi var ve bunların pek çoğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çekim alanına sürükleniyor. Hatta adalet yürüyüşü günlerinde karavanda yemek yerken çekilmiş fotoğraf bile o çekim alanı içerisinde yer alabiliyor. Elbette o konuya da geleceğiz efendim. İyi akşamlar. Gündem Ana Muhalefet Liderinin söyleyecekleri ve 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Bu sözlerle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yayınımıza hoşgeldiniz diyoruz, teşekkür ediyoruz Sayın Genel Başkan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, sizlerde hoşgeldiniz Genel Merkezimize.

Oğuz HAKSEVER- Bizde yayınımızı CHP Genel Merkezinde yapıyoruz. Öncelikle çok farklı gelebilecek bir konu ama bugün görüntüleri izlediğimde sizi Şükrü Kızılot hocamızın cenaze töreninde gördüm. Ben hesap uzmanlığınıza bağladım ama onun da ötesindeymiş galiba.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yaklaşık 40 yıllık bir dostluğumuz vardı. Son derece zeki, çalışkan, sevecen, gerçekten de hayatında hiç kimseye kötülük yapmayı düşünmeyen, yüreğinde kin beslemeyen çok beyefendi bir insandı. Son derece saygılıydı insanlarla ilişkilerinde. Adeta kendisini topluma vakfetmiş bir kişiydi. Değişik paneller, konferanslar, kitaplar, yazılar, dergiler, bütün bunların hepsinin ana aktörüydü. “Yaklaşım” diye bir dergi var hala yayınlanır. 4 arkadaş bu dergi ilk daha çıkmadan önce ismi ne olmalı diye oturup konuşmuştuk, ismini öyle bulmuştuk “Yaklaşım” olsun diye. Sonra o dergi yaşıyor, hala yaşıyor. Kendi konusunda Türkiye’nin en önemli dergilerinden birisi vergiyi ve ekonomiyi işliyor.

Tabi Şükrü hocanın şöyle bir özelliği daha vardı. Vergi gibi son derece sevimsiz bir konuyu bütün toplumun ilgisini çekecek şekilde kaleme alması, topluma yansıtması, oradaki olumsuzlukları, eleştirileri bir şekliyle topluma maletmesi çok ama çok önemliydi. Bir akademik kimliği de vardı onun profesör sonradan oldu. Ama akademik kimliğinin ötesinde sıradan yurttaşın dahi okuduğu zaman rahatlıkla anlayacağı, olayların çarpıklığını çok daha rahat, güzel örneklerle anlatabileceği yazıları kaleme alıyordu. En son Hürriyet’in yazarıydı. Allah rahmet eylesin diyoruz tabi.

Oğuz HAKSEVER- Allah rahmet eylesin. Efendim gündeme gelince, MİT tırları tartışmasında tutuklanma olasılığı gündeme geldi ve Cumhurbaşkanı bu konuda son olarak kendini gündemde tutabilmek için buna benzer şeyler üretiyor, benim gündemimde böyle bir şey yok dedi. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Erdoğan ilginç bir insan aslında. Ama bir zaafı var Kılıçdaroğlu hastalığına mustarip. Miting olur Ey Kılıçdaroğlu günün 24 saati. Bir yerde toplantı olur Ey Kılıçdaroğlu. Bir yerde bir basın mensuplarıyla karşılaşır Ey Kılıçdaroğlu. Ya Kılıçdaroğlu ne yaptı Allah aşkına, ne yaptı? Bence bu hastalıktan kurtulması lazım. Şunu asla unutmaması gerekiyor. Eğer bu ülkede demokrasi olacaksa kesinlikle ben olacağım. Ha demokrasiyi kaldıracağım benim dışımda hiç kimse konuşmayacak diye bu sivil darbeyi o noktaya taşırsa o ayrı bir şey. 20 Temmuz’da yapılan sivil darbeyi o noktaya taşırsa, herkesi susturacağım, bütün sivil toplum örgütlerini susturacağım, siyasal partileri susturacağım diyorsa o ayrı bir şey. Becerebilir mi? Oturup düşünmesi lazım. Benim her söylediğime laf yetiştiriyor, güzel yetiştirsin hiçte bundan şikayetçide değilim. Çünkü o konuşmasa havuz medyasında ben hiç yer almayacağım hiç ama. O konuşunca çok şükür arada bir bizi de manşete taşıyorlar. Ama onları okuyanlar, o gazeteleri okuyanlar benim ne kadar haklı olduğumu attıkları manşetlerden de vatandaş görüyor ve diyor ki evet Kılıçdaroğlu burada doğruyu söylüyor. Hayatım boyunca hep doğruları söyledim, söylemeye de devam edeceğim.

Şimdi sürekli beni eleştirebilir, eleştirinin eğer belli bir düzeyi varsa ben buna saygı gösteririm. Ama düzeyi bazen aşıyor ve ben onun konuştuğu düzeyle ona hitap etmek zorunda kalıyorum ve bu benim ağırıma gidiyor. Örneğin size onu da rahatlıkla ifade edeyim. Yaptığı bir konuşmada Ey Kılıçdaroğlu korkak değilsen, ödlek değilsen, cesaretin yok falan gibi bir sürü laf etti, bir sürü ama. Bende kendisine gayet makul bir çağrı yaptım. Güzel beni suçluyorsun böyle, şimdi ben sana senin konuştuğun dille sesleniyorum. Ey Erdoğan, korkak değilsen, ödlek değilsen, cesaretin varsa gel karşıma kardeşim oturup iki insan gibi konuşalım. Üstelik benim söylediğim bir televizyonda değil senin söylediğin bir televizyonda olsun. Havuz medyasının dünya kadar televizyon var, senin televizyonların, gel karşıma. Bir şey daha veriyorum ona, bir marj daha veriyorum. Söz veriyorum bakın yine NTV’den de söz veriyorum Sayın Erdoğan’a. Sen yarım saat konuş ben 10 dakika konuşacağım. O her soruya yarım saat cevap versin, ben 10 dakika konuşacağım. Ben öyle fazla konuşmaya meraklı değilim. Bir şey söyleyeceğim, o kesinlikle susacaktır, cevap veremeyecektir. Cesareti yok. Cesaretin varsa gelirsin karşıma otur konuşuruz ne meydanlarda bağırıp duruyorsun. Bağırma. Ey Kılıçdaroğlu, Ey Kılıçdaroğlu. Evet Kılıçdaroğlu burada kardeşim. Kılıçdaroğlu aslanlar gibi duruyor, cesaretin varsa, senin deyimine göre korkak ve ödlek değilsen gelirsin buraya kardeşim otururuz hesaplaşırız.

MİT tırları; ne olmuş MİT tırlarına? Yani Enis Berberoğlu şimdi bizi radyodan dinliyor çünkü televizyonunda NTV yokmuş galiba. Bizi radyodan dinliyor. Ne olmuş Enis Berberoğlu’na? Suç mu işledi Enis Berberoğlu? Suç yok ki ne suçu? Rehin alınan bir kişi rehin alınan. CHP’ye operasyonun ilk ayağı. Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarıyla ilgili hiçbir şeyi yoktur. MİT tırları olayı Enis Berberoğlu olayından çok ama çok önce. Cumhuriyetin yazmasından çok ama çok önce bütün gazetelerde yer aldı. Bütün gazetelerde yer alan bir haber. Devlet sırrı mı olur? Herkesin bildiği devlet sırrı olur mu? Ben size sormak isterim gerçekten herkesin bildiği ve herkesin defalarca söylediği bir olay devlet sırrı olur mu? Ben gayet açık ve net söylerim, havuz medyasından da bir gazete manşetten vermişti teşekkür ederim onlara. Efendim Kılıçdaroğlu bu devlet sırrını daha önce açıklamıştı. Evet açıkladım. Evet açıkladım buradan söylüyorum. Suriye’ye silah götüren bir şoförün mahkemede verdiği ifadeyi Salı günü grup toplantısında okudum ve açıkladım. Türkiye Cumhuriyeti Devletini meşru bir devleti gayrimeşru bir olayın içine sokamazsınız. Buna hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Ayrıca bu bir devlet sırrı da değildir. Neden biliyor musunuz? Devlet sırrı olabilmesi için bunun o MİT tırlarının geçtiği yerlerdeki valilerinde haberinin olması lazım. Valilere denir ki, şu plakalı araçlar geçiyor, bunlar devlete ait araçlardır bütün emniyeti, güvenlik güçlerini uyarın bunlara müdahale edilmeyecek. Hiç kimsenin haberi yok. Ne oluyor? Siz kendinizi Adana’da savcı düşünün, Hatay’da savcı düşünün veya İskenderun’da savcı olarak düşünün. Nöbetçi savcısınız size bir ihbar geldi falan tırda silah taşınıyor diye. Ne yaparsınız siz? Müdahale etmez misiniz? Edersiniz, etmezseniz başınız belaya girer. Size söylenmiş mi şu plakalı araçlar devlete aittir sakın bunlara müdahale etmeyin diye bir bilgi gelmiş mi? Gelmemiş. Verilmiş mi? Verilmemiş. Emniyete, jandarmaya verilmemiş. Neresi bunun devlet sırrı oluyor? Bu birilerinin sırrıdır devletin sırrı değildir.

Ayrıca bir şey daha var. Komşunuzda yangın çıksa ne yaparsınız Allah aşkına? Komşunuzda yangın çıktı. Herhalde ilk yapacağımız şey elimize bir kova su alıp gidip yangını söndürmektir. Bunlar ne yaptılar? Komşudaki yangının üzerine bir kova benzinle gittiler. Milyonlarca insan öldü, hayatını kaybetti, sakat kaldı. Oraya silahı siz neye göre götürüyorsunuz? Neye göre götürüyorsunuz, hangi devlet sırrı? Türkiye Cumhuriyeti Devletini hiçbir hükümet gayrimeşru bir sürecin içine sokamaz, hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Burası hukuk devletidir. Burası eşkıya devlet değildir, hukuk devletidir.

Enis beyi içeri alıyorlar. Niye alıyorlar? Devlet sırrı. Ne devlet sırrı? Enis beyin hiçbir ilgisi yok bununla. Can Dündar’ın kitabını örnek gösteriyorlar. Buradan bütün vatandaşlarıma anlatıyım. Can Dündar kitabında diyor ki, flash diski solcu bir milletvekilinden aldım. İyide Enis bey o tarihte milletvekili değil. Boş dosyayla müebbet hapse mahkum edeceksiniz, iyi hal nedeniyle 25 yıl ağırlaştırılmış cezaya mahkum edeceksiniz. Bu ülkede adalet yoktur. Bakın bir daha söylüyorum. Bu ülkede adalet yoktur. Bu ülkede hiçbir vatandaşın can ve mal güvenliği yoktur. Örnek, adalet niye yoktur? Şunu çok duyarsınız değil mi? Falan kişi 300 küsur yıl mahkumiyetle yargılanıyor, savcı iddianamede yazıyor 300 küsur yılla hapis cezası verilsin diye. Bizim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu’da yanlış hatırlamıyorsam 428 küsur yılla yargılanıyordu.

Oğuz HAKSEVER- Evet öyle bir olay olmuştu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi düşünebiliyor musunuz 300 küsur yılla yargılanacaksınız, yargının sonunda beraat edeceksiniz. Allah aşkına aklın alacağı bir şey mi bu, mantığın alacağı bir şey mi bu? Ne adaleti, hangi adaletten bahsediyorsunuz? Savcı savcı değil, hakim hakim değil. Tabi bütün savcıları ve bütün hakimleri aynı kefeye koymuyorum. Gerçekten adaleti dağıtmak için çırpınan, emek harcayan, cumhuriyetin değerlerini korumak için çırpınan, emek harcayan savcıları başımızın üstünde taşıyoruz. Ama birileri iktidarın sopası niyetine, sopası olmak için birileri eğer kalkar da ya ne talimat geliyorsa ben o talimatı yerine getiririm. Sen talimat almaya başladığın andan itibaren ne savcı olursun, ne de hakim olursun.

Enis bey ne yaptı casus suçlandı? Kozmik odayı FETÖ örgütüne açan kimdi kozmik odayı? Devletin harim-i ismetine girdiler. Devletin bütün sırlarını, milyonlarca belgeyi FETÖ örgütüne teslim ettiler. Bunu yapan kimdi? Enis Berberoğlu mu? Casussa bütün bu bilgileri devletin en kritik bilgilerini, en kritik kozmik odada saklanan, devletinde üzerinde özellikle titrediği bu kozmik odaya kimse giremez. Hatta herkes giremez. Silahlı kuvvetlerden de önüne gelen kişi giremez. Bu odayı terör örgütüne açtınız. Açanlar kim? İktidar olanlar. Asıl casuslar kim? Bunlar değil mi? Peki yürekli bir savcı çıkıp bir dakika gelin beyler bu FETÖ örgütüne siz Fethullah Gülen terör örgütü diyorsunuz, bir terör örgütüne devletin kozmik odasını siz niçin açtınız, hangi gerekçeyle açtınız? Efendim işte bir milletvekiline, bir bakana suikast düzenlenecekti. Bakan neredeydi kardeşim o suikastin düzenlendiğini iddia ettiğiniz saatte? Manisa’daydı. Bu mudur Allah aşkına? Şimdi siz bütün bunları bırakmışsınız ondan önce yayınlanan yani Cumhuriyet yayınlamadan çok önce yayınlanan, üstelik bir gazetede değil bütün gazetelerde yayınlanan, ondan önce fotoğrafları yayınlanan, sonrada Cumhuriyette yayınlanan bir haber dolayısıyla diyorsunuz ki, işte biz Enis Berberoğlu’nu tutukladık efendim casusluktan dolayı devlettin sırlarını efendim bir gazeteye vermiş diye. Belge? Belge yok. Doküman? Doküman yok. Ne var? Birilerinin kulağına fısıldama var. Bununla olmaz.

Şimdi bir gazete söylüyor efendim Kılıçdaroğlu bu görüntüleri daha önce izlemişti. Evet izledim. Sadece o görüntüleri izlemedim ki ben…

Oğuz HAKSEVER- Sizin verdiğinizde ima ediliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Konuşacağım. Ben Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanıyım. Devletin her kanadından bize bilgi gelir her kanadından. Ben Erdoğan’ın izlediği milletvekili görüntülerini izlerken Erdoğan’ında görüntüye alındığı olayları da izledim. Bunu da izledim. Ama verilmedi. Verilseydi o görüntüler ben hemen ertesi gün basın toplantısı yapar açıklardım. Zaten bildiğimiz olaylar. Yani gizli bir olay değil ki bu. Hani gizli olurda dersiniz gizlidir. Bu herkesin bildiği şey. Valisi biliyor, kaymakamı biliyor, savcısı biliyor, bütün medya biliyor, gazeteciler biliyor, sokaktaki vatandaş biliyor bir kişi diyor ki hayır efendim bu devlet sırrıydı. Herkesin bildiği sır devlet sırrı olur mu? Hangi devlet sırrı?

Hadi vazgeçtim bunu ben söylüyorum diyelim. Bunun devlet sırrı olmadığını herkesin bildiğini Anayasa Mahkemesi söylüyor. Anayasa Mahkemesi devletin tepesindeki en yüksek, en yüce mahkeme söylüyor. Can Dündar, Erdem Gül davası dolayısıyla verdiği kararda söylüyor. Bu devlet sırrı değil diyor daha önce yayınlanmış bunlar diyor. Şimdi siz buradan CHP’ye nasıl ulaşabiliriz, nasıl operasyon yapabiliriz diye arkadan dolanıyorsunuz.

Oğuz HAKSEVER- Orada Kılıçdaroğlu ne söyledi? Ciddiye alıyorum tutuklanma olasılığını dedi ve her şeye hazırlıklı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sonra vazgeçti.

Oğuz HAKSEVER- Hala o görüşte misiniz diye soracaktım. Yani bunu kanaatinizi koruyor musunuz olabilir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce söyledim, darbe dönemlerinde hukuk çalışmaz. Hukukun üstünlüğü yoktur. Biz şimdi bir sivil darbe dönemini yaşıyoruz. Sivil bir darbe dönemini yaşıyoruz. Bu dönemde hukuk? Hukuk yok. Hukukun üstünlüğü yok. Yargı talimat alarak iş yapar. Savcı talimat alarak iş yapar. Size bir örnek veriyim. Bir savcının düzenlediği iddianameyi bir başka savcının iddianamesini alıyorsunuz Akıncılara bir başka ciddi iddianameyi alıyorsunuz ama o iddianameyi bu tarafa kopyalarken yanlış hatırlamıyorsam 3 önemli paragrafı almıyorsunuz, gizliyorsunuz. Niçin? Bir savcı niye gizler?

Oğuz HAKSEVER- Hangileri onlar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Akıncı Ana Üssü davasının…

Oğuz HAKSEVER- O 3 önemli paragraflar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok önemli. Bilseydim şuanda getirirdim ama ara verirseniz arada ben onları size ulaştırırım, getiririm. Darbeden söz eder, bir şekliyle devletteki bozulmadan söz eder. Ucu hükümete değecek şekilde bir sürü şeylerden söz eder. Bunlar özenle o iddianamenin içinden çıkarılır başka bir yere iki paragraf olarak konur. Niçin? Ben şunu da söyledim, savcılar 15 Temmuz darbe girişiminin araştırılmasıyla ilgili, araştırıyorlar malum ondan sonra iddianamelerini hazırlıyorlar. İddianamelere son şeklini vermeden önce Adalet Bakanlığı bu iddianameleri gözden geçiriyor son şeklini Adalet Bakanlığı veriyor dedim, diyorum, sözümün arkasındayım. Kanıtlamaya da hazırım. Arzu ederse Adalet Bakanı, arzu ederse Erdoğan. Hodri meydan. Bakın ne kadar değil mi rahat söylüyorum. Hepsinin belgesi var, hepsinin dokümanı var. Biz bir şeyi söylüyorsak onu oturup bakmadan gözü kapalı söylemiyoruz. Önümüze bir belge geliyorsa onu çek etmeden asla, bir çek edeceğiz bu gerçekten doğru mudur değil midir? Böyle bakıyoruz biz olaya. Peki biz bütün bunları niçin yapıyoruz? Bu ülkenin menfaati için yapıyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin menfaati için yapıyoruz. Bizim ülkemiz dünyanın en güzel ülkesi. Bizim ülkemizde hukukun üstünlüğü olmalı. Bizim ülkemizde yanlış şeyler yapılmamalı. Bizim ülkemizde devlet, hukuk ve liyakat sistemi içinde yönetilmelidir. Siz bunları yapmadığınız zaman hükümet olarak görevinizi yapmazsınız. Bir devleti bir çete yönetemez. Bir devleti halkın seçtiği, yüreğinde insan sevgisi olan, adaletten yana olan, hukuktan yana olan, hukukun üstünlüğünü savunan kişiler tarafından yönetilir ve devlette liyakat geçerlidir, liyakatin olması lazım.

Daha ilginç bir şey söyleyeyim size Oğuz bey. MİT Müsteşarlığı Darbeleri Araştırma Komisyonuna bir yazı yazdı. Söylediği şeylerden birisi çok önemli aslında devlette liyakat sistemine uyulmalı diye. Ne demektir bu? Bugün devlette liyakat sistemi yoktur demektir. Buna uyun diye çağrı yapıyor. Liyakati çökertirseniz bütün bunların hepsi olur.

Oğuz HAKSEVER- Efendim ve o fotoğraf, adalet yürüyüşü günlerinde karavanda kızınızla yemek yerken fotoğraf çekildi, fanilalı bir fotoğraf. Fotoğrafı çeken Selahattin Sönmez’in ifadesiyle içeri girdi, sizinle herhangi bir iletişimde bulunmadan fotoğraf çekti, birkaç poz daha aldı giyinirken çıktı. Hikayesini sizden dinleyebilir miyiz? Bir izin durumu olmuştur herhalde önceden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Adalet yürüyüşü pek çok kişinin ezberini bozdu. Önce inanmıyorlardı, ya 69 yaşında bir adam 450 kilometre yol yürür mü mümkün değil Kızılcahamam’da durur. Sonra? Efendim Kızılcahamam’da değil de Bolu’da falan durur, yokuşu çıkamaz falan. Sonra? İzmit gişelerde biz bunu durdururuz, İstanbul’a giremez. Ezberlerin tamamı bozuldu. Adalet yürüyüşüne benim düşündüğümden de çok büyük toplumsal destek geldi. Çünkü bu ülke adalete susamış. Bugün bu ülke insanının yüzde 73’ü adalete güvenmiyor. Rakam veriyorum yüzde 73’ü adalete güvenmiyor, adaletin olmadığına inanıyor. İşiniz olsa mahkemede adaletle sonuçlanır mı diye soruya yüzde 73’ü hayır diyor. Yüzde 18’i evet diyor. Evet diyen yüzde 18’inde hiçbirisinin işi mahkemeye düşmüş değil. Bu sadece sıradan sokaktaki vatandaşın görüşü değil. Buyurun gidin avukatlardan yapın, buyurun gidin mahkemelerde, hakimlerde yapın. Aynı sonuçlar çıkıyor.

O nedenle bizim yürüyüşümüz sadece Türkiye’de değil bütün dünyada ses getirdi.

Oğuz HAKSEVER- Yani o olay üzerinden yürüyüşe mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Ve gölgede 40 derecede yürüdüm. Siste yürüdüm, yağmurda yürüdüm, asla ödün vermedim kararlılıkla yürüdüm. Bir davaya inanıyordum bu memlekette adalet olsun. Benim için mi? Hayır. Benim adaletle bir sorunum yok çok şükür. Mahkemelerle de bir sorunum yok benim. Ama bu ülkenin insanının adalete ihtiyacı var. Hani İranlı bir bilgenin dediği gibi dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susamışlığını gidermeye yetmez diyor. Adalet bu kadar önemli. Bu ülkenin insanı adalet istiyor. Yürüdüm tabi. Her gün 3 veya 4 gömlek değiştirdim. 4 tane ayakkabı değiştirdim. Tabi yemek yemem gerekiyordu, o sıcakta belli aralıklar veriyordum. Gelip hemen üstümü çıkarıyordum. O fotoğrafa bakın, o fotoğrafta yapmacıklı topluiğne ucu kadar bir şey göremezsiniz yapmacıklı. Kızımla yemek yiyorum. Ve o fotoğraf Anadolu’dan sıradan bir ailenin fotoğrafıdır aslında bir Genel Başkanın fotoğrafı değil. Ben o şartlarda yetiştim. Ben saraylara özenen bir insan değilim. Ben evimde huzur içinde oturmak istiyorum. Ben o yemeği kızımla beraber huzur içinde yiyorum huzur içinde. Ben tarihe not düşüyorum. Hangi koşullardan geldim ben milletvekili oldum, Genel Başkan oldum? Ben o tür koşullardan geldim. Benim yapmacıklı hiçbir şeyim yok. Ben halktan birisiyim, sıradan, sade halktan birisiyim. Evimde de öyle oturuyorum, dışarıda da öyleyim ben. Hala giderim abimle karşılaşırsam elini öperim, saygımı gösteririm. Babam rahmetli oldu o bizim babamız sayılır. Ablam var, annem rahmetli öldü, okuma yazma bilmezdi. Dolayısıyla yetiştiğim şartlar böyle.

Şimdi efendim bu “Vatandaş Kemal” diye manşet atıldı. Doğru ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. Sıradan bir vatandaşıyım aslında. Genel Başkanlığı bırakıyorum bir tarafa o ayrı bir şey. Ama sıradan bir vatandaşım. Kızıyor, köpürüyor. Ya niye köpürüyorsun arkadaş? O fotoğrafta ne var, ne var yani? Benim insanım böyle değil. Sen zaten kendi insanını unuttun arkadaş, sen kendi insanını unuttun. Sen Türkiye’de sade vatandaşın hangi konumda olduğunu bilmiyorsun sen. Herkesi sarayının etrafında sana yağ çeken insanlar gibi düşünüyorsun. Yok öyle bir şey, Türkiye’de öyle bir şey yok. Yok öyle bir şey. Kayseri’de gencecik bir adam işsizlik nedeniyle kendisini yaktı. Ey saray senin haberin var mı bundan? İşsizlik nedeniyle. Son 15 yılda kaç kişi işsizlik için başvurdu Türkiye İş Kurumuna? 24 milyonu aştı işsizlik için başvuranların sayısı. Buyurun gidin fındık üreticilerine bakın. Buyurun gidin hububat buğday üreticilerine bakın. Ben o insanların arkadaşıyım, ben o insanlarla beraberim. Ben onların hayat tarzını da, ben gider yer sofrasında otururum. Çünkü çocukluğumda öyle geçti yer sofrasında oturdum ben.

Oğuz HAKSEVER- Bilerek öyle bir mizansen olduğu söylendi Cumhurbaşkanı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim ne bilerek, böyle bir şey yok. Öyle bir mizansen falan yani. Zaten o karavanda kalıyorum. Zaten kızıyordu vay efendim birde akşamları karavanda kalıyor. Evet dedim karavanda kalıyorum. Gelen bütün gazetecileri de orada ağırladım buyurun gelin işte karavan bu, bizim sarayımızda bu. Yediğim yemeğe bakın. Eminim yediğim yemeğe bozulmuştur Kılıçdaroğlu niye yoğurt yiyor, niye şunu yiyor, bunu yiyor aç kalsaydı diye. Onun içinden öyle geçiyordur. Ekmeğimde naylon bir poşette duruyor. Ben böyle bir insanım. Huzur içinde oturmuşum. Çünkü ondan sonraki yürüyüşe kendimi ruhen, fiziken hazırlamam lazım. Şimdi siz kalkıyorsunuz bu fotoğraf üzerinden bana saldırıyorsunuz vay efendim atletliymiş. Ben adalet diyorum, o atlet diyor dikkat buyurunuz. Ben adalet diyorum, o atlet diyor. Evet arkadaş o atlet bendeydi, ben o atleti giydim. Evet çok sıcaktı, 40 dereceydi ben o atletle yemeğimi yedim. Kiminle? Kızımla beraber. Nasıl? Huzur içinde yedim. Görevini yapmış bir baba gibi, bu ülkenin sıradan bir vatandaşı gibi. Bakın o fotoğrafta asla kibir yoktur asla. Birilerine tepeden bakma asla yoktur. Sıradan, sade bir vatandaş. Sıradan sade bir vatandaş olmakla da gurur duyuyorum. Bu benim zaten görevim. Çünkü benim görevim o sıradan sade vatandaşın sorununu çözmek. Ben onun yaşantısını bilmezsem, ben onun sorunlarını bilmezsem ben onun derdine derman olamam. Böyle bakmak lazım. Ve kalktı bunun üzerinden birde Atatürk dersi vermeye kalktı.

Oğuz HAKSEVER- Evet Atatürk’ü hiç böyle yerken gördün mü? Tırnak içinde söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Atatürk’ü tanıyor mu acaba, biliyor mu Atatürk’ü? Atatürk’ün ne olduğunu biliyor mu? Atatürk 100 yılda bir toplumların yetiştirdiği ender kişilerden birisi ve o da Türkiye’ye nasip olmuştur. Bunu söyleyende ben değilim Churchill söylüyor. Milli kurtuluş savaşını vermiştir, bir Osmanlı paşasıdır. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiştir. Yemen’de, Filistin’de çarpışmıştır. Böyle birisidir. O da öyle, İsmet İnönü’de öyledir. Düne kadar Atatürk lafını ağzına dahi almazdı. Neyse en azından o fotoğrafı gördü de Atatürk’ü hatırladı.

Ben o sofrada kızımla beraber sade bir yemek yiyorum. Ben o sofraya kafasında külah sabahtan akşama hakaret eden kişiyi oturtmuyorum, oturtmamda zaten. Ama o oturtuyor. Herkes Atatürk’ü anabilir, senin Atatürk’ü anma hakkında ve yetkinde yoktur. Mustafa Kemal Atatürk’ü sen anamazsın. Ya külahlı adamdan sabahtan akşama kadar Atatürk’e hakaret eden o külahlı adamı masana oturtmayacaksın, Cumhurbaşkanlığı masasına birde oturtuyor. Sonrada kalkacak bana Atatürk’ü anlatacaksın.

Nadir Nadi rahmetli Kenan Evren’e derdi ki, ben gardırop Atatürkçüsü değilim. 12 Eylül döneminde bir başyazı yazmıştı ben Atatürkçü değilim diye. Ben Atatürkçü değilim diye yazı yazdı diye Cumhuriyette o sütuna bir süre yasak getirildi Nadir Nadi yazı yazamadı. Biz gardırop Atatürkçüsü değiliz. Biz Atatürkçülüğü; Atatürkçülüğün iki temel ögesi vardır. Bir; Gazi Mustafa Kemal Atatürk der ki, özgürlük ve bağımsızlık yani hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. Bayrağımın altında hür yaşayacağım, bayrağımın altında bağımsız yaşayacağım. İkincisi der ki, sen hürriyetini ve istiklalini korumak istiyorsan savaş meydanlarında kazandığın zaferleri ekonomik zaferlerle perçinleyeceksin diyor ki bağımsızlığın daim olsun. Atatürkçülük budur. Öyle onların dediği gibi Atatürkçülük falan yok öyle. Uyduruk bir sürü şeyi uyduruyorlar. Atatürkçülük budur. Bizde bunu savunuyoruz. Benim o sofram keşke Atatürk’ün sofrası olsaydı. Keşke Atatürk’ü de orada konuşabilseydik.

Dolayısıyla o sofra üzerinden bana saldırması elinden çok büyük bir kozu aldım ben. Orada sıradan vatandaş kendisini gördü orada, vatandaş Kemal’i gördü. Kendi evindeki gibi gördü. Efendim atletle oturulmazmış. Ya sen Adana’ya hiç gitmedin mi, Hatay’a gitmendin mi, Gaziantep’e gitmedin mi, Kilis’e gitmedin mi, Osmaniye’ye gitmedin mi, Mersin’e gitmedin mi? Arkadaş sen nerede yaşıyorsun ya? 40 derecenin altında git bak bakıyım ya o insanlar nasıl yemek yiyorlar? Nasıl yemek yiyorlar ya? Kendi insanından bu kadar habersiz olan birisi birde kalkıp bana ders vermeye kalkıyor. Yine kendisini davet ediyorum, açık ve net davet ediyorum. Korkmasın, çekinmesin bana ders verecekse vatandaşlık üzerine, bana ders verecekse Atatürk üzerine cesareti varsa onun deyimiyle ödlek değilse, onun deyimiyle korkak değilse gelir karşıma çıkar.

Oğuz HAKSEVER- Efendim adalet yürüyüşünün yarattığı bir iklim oldu kuşkusuz. Bunun devamında başka tema sözkonusu olabilir mi? Çanakkale’ye geleceğim ama önce bunu soruyum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olacak.

Oğuz HAKSEVER- Çalı dibi taşlıyorum ipuçları alabilir miyim diye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugünden söylemem doğru değil olacak. Biz belli bir stratejiyle gidiyoruz. Bu ülkenin insanına en çok özlem duyduğu şeyleri anlatacağız en çok özlem duyduğu adalet. Kız çocuklarımızın adına adalet diyoruz. Kurduğumuz siyasi partilere adalet diyoruz. Mahkemelere adalet dağıtan organ diyoruz. Adalet devletin temelidir diyoruz. Adalet bir kutup yıldızı gibidir yerinde sabit durur bütün kainat onun etrafında döner diyoruz. Adalet budur. Bu özlemi bu ülkenin insanına hatırlatacağız ve getireceğiz. Başka özlemleri de var bu ülkenin. Başka temaları da getireceğiz.

Oğuz HAKSEVER- Ve Çanakkale’deki olay, elbette onun içeriğini de alacağız ama tartışmalara geldiğimizde HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın partililere buraya destek verin Adalet Kurultayına Çanakkale’deki destek verin çağrısı iktidar tarafından eleştiri konusu oldu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye eleştiriliyor? Onlar bu ülkenin insanı değil mi? 6 milyon vatandaş yani HDP’yle ben ayrı partiyim ama ben bu ülkenin insanıyım ve ben insanlarım arasında hiçbir ayrım yapmam doğu, güney, kuzey, batı yapmam. 80 milyon benim başımın üstünde yeri vardır. 80 milyonun içinde Kürt kökenli vatandaşlarımda vardır, onlarında benim başımın üstünde yeri vardır. Yani onlar adalet demeyecek mi? Hayatımda bu kadar insanlık düşmanı bir söylem emin olun söylem duymadım ben. Adalet ya adalet söylüyoruz. Gelen kişiye bir dakika sen falan partidensin sen adaleti ağzına alamazsın mı diyeceğiz? Yani Adalet ve Kalkınma Partisinden AK Partiden bir vatandaşa sen adalet sözünü ağzına alamazsın bu söz bize ait midir diyeceğiz? Veya MHP’den veya ÖDP’den. Bunlarımı söyleyeceğiz? Bu ülkenin bütün insanlarını kucaklamamız lazım. Ötekileştirirseniz düşmanlaştırırsınız. Sarayda oturan zatın stratejisi bu. Ötekileştir ve düşmanlaştır. Niye düşmanız, niye daha rahat konuşmuyoruz, niye bir araya gelmiyoruz, niye birbirimizi sevmiyoruz? Efendim o ayrı partiden. Olabilir siyasi partiler yasası var.  

Oğuz HAKSEVER- PKK bağlantısı gündeme getiriliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim varsa gitsin tutuklasın. Benim tutuklama hakkım var mı? Yok. Yetkim var mı? O da yok. Bir PKK’lı gelirse bu devletin gücün var mı? Var. İstihbarat örgütü var mı? Var. Gelir yakalar. Alnında mı yazıyor birisinin PKK’lı mıdır veya başka bir örgüttendir. Ben bilmem. Adalet yürüyüşünde de dediler vay efendim işte PKK’lılar geldi. Polisler vardı orada dünya kadar polis vardı PKK’lı geldiyse gitsin tutuklasınlar arkadaş. Ama birisi adalet istiyor diye, adalet çağrısı yapıyor diye biz bu ülkenin 80 milyonuna da çağrı yaptık gelin adaleti istiyorsanız yürüyün dedik. Arzu ediyorsanız yürüyün dedik. Geldiler. Her görüşten, her siyasi partiden vatandaş geldi. Bu ne demektir? Her siyasi partiden vatandaş adalet istiyor. Efendim işte Selahattin bey destek verin. Gelirse oraya gelir. Ne diyoruz biz? Bir parti bayrağı olmayacak. Çünkü adalet sadece CHP’lilerin bir talebi değil ki 80 milyonun talebi. Adalet Kurultayı yapıyoruz hiçbir partinin bayrağı olmayacak. 80 milyon bütün vatandaşlar kim gelirse. Ha suçlu birisi gelirse e orada polis var, sivil polisler vardır biz tanımıyoruz gider yakalarlar.

Bir şey daha söyleyeyim Oğuz bey, adalet yürüyüşü sırasında içimize bazı provokatörlerde sokuldu vatandaşı tahrik eden. Biz onları böyle cımbızla alıp hemen dedik kusura bakma arkadaş senin burada yerin yoktur ayrıl git. Seni burada tutamayız. Bu bir adalet yürüyüşüdür. Bu yürüyüşün şöyle veya böyle bir kavgaya dönüşmesini, çekişmesi asla kabul etmeyiz. O nedenle bize taş atıldığında sadece alkışladık. O nedenle toplumun takdirini topladık. Evet biz kavga istemiyoruz. Kendi ülkemizde huzur içinde yaşamak istiyoruz. Siz farklı bir görüşten olabilirsiniz, bende farklı siyasi görüşten olabilirim. Ama bu bizim birbirimizin konuşmasına engel olmamalı, kavga etmemize neden olmamalı. Düşünce özgürlüğü var, düşünceyi ifade özgürlüğü var. Siz kalkıp efendim HDP şöyle bir partidir, MHP şöyle bir partidir, AKP şöyle bir partidir, CHP şöyle bir partidir, ÖDP böyle, Komünist Partisi böyle. Herkesin programı var, kendi görüşü var. Hepsine ben saygı duyarım. Yasalara göre kurulmuş mu? Kurulmuş. Yasadışı bir şey olduğu zaman bu devletin savcısı, güvenlik gücü harekete geçiyor mu? Geçer. Tarafsız davrandığı sürece hiçbir sorun olmaz. Hukuk çalıştığı sürece, adalet olduğu sürece bu ülkede huzur olur. Aksi halde gerginlik olur ve Türkiye çok daha kontrol edilemeyecek çok daha gergin noktalara sürüklenebilir.

Oğuz HAKSEVER- Çanakkale Adalet Kurultayından ne çıkacak efendim ne beklersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi adalet yürüyüşünde sadece yürüdük. Şimdi adaletten neyi bekliyoruz, eğitimde adalet nasıl olmalı, yargıda adalet nasıl olmalı, devlette adalet nasıl olmalı, yaşamda adalet nasıl olmalı? Adalet çok zengin bir kavram. Bir taşeron işçisi kadro sözü verildiği halde kadro alamamışsa sığınacağı en temel kavram adalettir. Bana söz verdiniz sözünüzü yerine getirin. Bir buğday üreticisi, bir çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor ve hala geçin yılın fiyatlarından senden ürün alacağım deniyorsa onunda yapacağı ve sığınacağı sözcük adalettir.

Bakın size bir şey anlatıyım. O rakamı da aldım ben çok ilginçtir…

Oğuz HAKSEVER- Ekonomiyi de geldik. Bu arada pek çok konu var ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Buna da hemen değineyim çünkü adaletle ilgili bu. Ne diyorlardı? Faizden şikayetçi. Sabah, öğle, akşam faizler çok yüksek, çok yüksek, çok yüksek. Ben size şunu söyleyeyim, AK Parti 15 yılda hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ödemediği kadar dışarıdan bir avuç faiz lobicisine dünyanın en yüksek faizini ödedi. 15 yılda ödenen faiz nedir biliyor musunuz yurtdışına? 142 milyar dolar. Faiz lobisine çalışan bir hükümet. Faizden şikayet ediyorlar değil mi faizler çok yüksek. Bu ülkeyi kim yönetiyor? Fransızlar mı yönetiyor, Japonlar mı yönetiyor? Siz yönetiyorsunuz. Faiz yüksekse düşür kardeşim niye düşürmüyorsun? Şikayet ediyorsun. Şikayet ediyorsan koltuktan ayrılacaksın. Faizi düşüren adam gelecek oraya. Sen faizi düşüremiyorsun. Bu söylediğim içerde ödenen faiz değil. Dışarıya ödenen faiz. Gelip spekülatörlerin burada kazanıp dışarıya götürdüğü. 142 milyar dolar. Çiftçiye destek veremiyor, fındık üreticisine veremiyor. Mazota zam yapıyor. Doğalgazla BOTAŞ zengin oldu, bir numara vergide. İsminin açıklanmasını istemedi niçin? Bir devlet kurumu daha iyi ya kazanmışsın. Çünkü vatandaşa doğalgazı kazıklayarak verdiler. Vatandaş öğrenmesin diye. Bunlar adalet istemeyecek mi? İsteyecekler. Ekonomide adalet, gelirde adalet, yaşamda adalet. Bütün bunların hepsi tartışılacak. 8 konu 4 gün boyunca tartışılacak ama 8 ayrı ana konu olacak, değişik siyasi görüşlerde, onun da altını özenle çiziyim. Çok değişik siyasi görüşlerde…

Oğuz HAKSEVER- Hatta eski AK Partililerde var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet onlarda var. Hepsi oturulacak tartışılacak. Uygar insanlar gibi tartışacaklar ve bizde çok şey öğreneceğiz. Hepsini takip edeceğim. Ayrıca çok sayıda küçük çalıştaylar yapılacak. Onlar medyaya kapalı. Diyelim ki bir konu oluyor o konu için oturulacak sendikacılıkta adalet diyelim o konu oturulacak orada bütün ayrıntılarıyla tartışılacak. Ama o işin uzmanları bir araya gelecekler. Eğitimde adaletin alt çalıştayları olacak.

Oğuz HAKSEVER- Sanki CHP’nin programı da bundan yararlanacak gibi bir izlenim…

Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’nin programı, CHP’nin parti seçim bildirgesi, CHP’nin Türk siyasal entelektüel birikimine katkısı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yoğunlukta ve bu kapsamda yapılan ilk çalışmadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yoğunlukta ve bu kapsamda yapılan ilk çalışmadır. Tamamı banda alınacak, tamamı kitap haline getirilecek. Her birisi akşam tabi yine özetler halinde medyaya servis edilecek.

Oğuz HAKSEVER- Cumhurbaşkanlığı seçimine gelmeden önce iki başlık var epey güncel olduğu için. Zaten hangi konu konuşulsa açılışta söyledim Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesine değiyor. Birincisi, en son Meral Akşener ve eski MHP’li arkadaşları, başka kesimlerden de yanılmıyorsam kurucular olacak. Yeni bir partiyi kuruyor. Bilmiyorum tabi başka bir parti ama ben haberci olarak sormadan edemiyorum. Siyaseti nasıl etkiler diye sorsam böyle bir parti?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siyaseti olumlu etkilemesini beklerim. Meral hanım, arkadaşları siyasete bir düzeyi getirirler. Bir kadının Genel Başkan olması ayrıca bizim siyasi kültürümüz açısından da çok önemlidir. Ekip arkadaşlarıyla beraber iyi bir program…

Oğuz HAKSEVER- Görüştünüz kendisiyle de çünkü.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi, ramazan sırasında görüşmüştüm bir akşam yemek yemiştik. Bu hayır bileşenlerini ziyaret etmiştim o dönem. Oturup biraz sohbet etmiştik, konuşmuştuk ama henüz o günlerde bir parti kurma yoktu. Sonradan parti kurmaya karar verdiler. Çok değişik çevrelerden partiye destek ekip arkadaşlarıyla beraber. Ben siyasi tarihimiz açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Kurmaya çalıştığı alanda bugün bir boşluk var. O boşluğu eğer doldurabilirse Türkiye bugün içinde bulunduğu girdaptan kurtulabilir. Kendisine başarı dilemek tabi benim görevim. Umarım başarılı bir performans ortaya koyarlar.

Oğuz HAKSEVER- Zekai Aksakallı Korgeneral olayı, İkinci Kolorduya Komutan olarak atandı. 15 Temmuz’un öne çıkan yani darbeye, darbe girişimine direnen komutanlarından biri olarak…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ömer Halis Demir’e vur talimatı veren.

Oğuz HAKSEVER- O da var. Ayrıca kaçırılmak istendi direndi, eşi yaralandı. Ardından bu İkinci Kolordu Komutanlığının pasif bir görev olduğu söylendi. Kırgın olduğu söylendi ama biz bilgide almıştık. Yani istifa hiç aklından öyle bir şey geçmiyor diye. Bu konuda bir değerlendirme yapmanız mümkün mü? Sonra Cumhurbaşkanı bir takım kademelerden geldi bende onayladım dedi. Aynı zamanda da olur böyle şeyler, bu tür durumlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi pasif bir göreve atandığı doğru. Özellikle Ortadoğu’da bütün bu olaylar yaşanırken özel kuvvetlerin başındaydı çünkü bütün bu olaylar yaşanırken. Onun oradan alınıp pasif bir göreve atanması ordu içinde huzursuzluk yaratacağı açıktır yani kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü siz bulunduğunuz bir görevden, aktif, etkin bir görevden alınıp da daha pasif bir göreve atanıyorsanız bir kırgınlık yaşamamak mümkün değil. Ayrılır mı, ayrılmaz mı onu bilmem. Ama ortada şu var, Yenikapı’da konuşurken orduya, adliyeye, yani kışlaya, adliyeye ve camiye siyaset girmesin demiştim. Bu üç yer siyasetin kaldıracağı yerler değildir. Şimdi üçünde de siyaset var. Camide de var, kışlada da var, adliyede de var. Bu devletin temeline dinamit koymaktır. Ordunun şöyle bir özelliği var. Rütbe esası vardır. Bir üst rütbenin verdiği emre alttan hiç kimse itiraz edemez koşulsuz ona uyar. Bu sadece bizim ordumuz için geçerli bir kural değil. Dünyanın bütün orduları için geçerli kuraldır. Sivil hayatta insanların tartıştığı gibi rahat tartışılamaz orduda. Komutan emir verir o emir koşulsuz yerine getirilir. Askerliğin kuralıdır bu. Siz orduya siyaseti soktunuz, kuralları bozdunuz, dengeleri altüst ettiniz. Yani liyakati dinamitlediniz. Zaten Balyoz, Ergenekon’da orduyu perişan etmiştiniz.

Bakın size bir örnek anlatıyım. Ergenekon, Balyoz olayında bütün neredeyse orduda komutan bırakmadılar tamamını darbeci diye içeri aldılar. O zaman ben yine itiraz ediyordum. Yine bana darbeci diyorlardı. Ey Kılıçdaroğlu sen darbecisin, darbecileri savunuyorsun diye. Sonra ne oldu? Bütün bunların kumpas olduğu meydana çıktı. Kendileri itiraf ettiler kumpas diye. Bunların çoğu ağırlaştırılmış, bir değil birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapse, idama. İdam olsaydı tamamı şuanda belki de idam edilmişti. Peki kumpas çıktıktan sonra ne olacaktı, bu idam edilenler ne olacaktı? Bu faturayı kim ödeyecekti? O davaların savcısı kimdi? O davaların savcısı hesap verdi mi? Zekeriya Öz kaçtı. İyide birde başsavcı vardı. Zekeriya Öz’ü kovalıyoruz aman yakalayalım da gelsin Türkiye’de hesap soralım. Zekeriya Öz’e kurşun geçirmez makam arabasını veren adam nerede? Asıl FETÖ’cü o değil mi? Sen kalkacaksın bu davaların savcısıyım diyeceksin, Zekeriya Öz’e her türlü desteği vereceksin, kurşun geçirmez arabanı tahsis edeceksin, orduyu darmadağın edeceksin sonra dönüp diyeceksin ki bu Kılıçdaroğlu var ya Kılıçdaroğlu bu Kılıçdaroğlu FETÖ’cü. Ya akıl ya akıl mantık ya. Akıl tutulması mı var? Hayatımda böyle bir düzenbazlık görmedim. Emin olun yok görmedim yani, tanıkta olmadım böyle bir şeye. Böyle bir rezalette görmedim. Hesap vermesi gereken adam hesap sormaya kalkıyor. Ya sen önce bir hesabını ver ondan sonra gel hesap soralım tamam eyvallah. Gel karşıma tartışalım. Korkuyorsun gelmiyorsun, cesaret edip gelmiyorsun. Niye bağırıyorsun kardeşim o zaman? Gel, devletin bütün arşivleri sende, devletin bürokrasisi sende, iktidarda sen varsın, bütün bakanlar emrinde. Ben yalnız geleceğim arkadaş gel bakalım konuşalım. Hangi konuyu istiyorsa, bakın altını çiziyorum hangi konuyu istiyorsa şu konuyu alırsam Kılıçdaroğlu sıkışabilir diyebilir o konuyla gelsin. Çünkü benim hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yok. Her şeyin hesabını veririm niye vermeyelim. Varsa hatamda kabul ederim bu benim hatamdı derim. Hata insana özgüdür varsa bir hatam söylerler evet ya burada benim bir hatam var derim yani. Ama şimdi sen devleti yöneteceksin, devletin ipini çekeceksin, kozmik odayı bir terör örgütüne teslim edeceksin, en mahrem bilgileri milyonlarca bilgiyi ve belgeyi götürüp onlara teslim edeceksin, kalkacaksın Enis Berberoğlu’nu casus diye suçlayacaksın. Akıl, mantık var, din var iman var, vicdan var. Böyle bir rezalet olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Ve buna da adalet diyecek. Efendim hakimler bağımsız biz onlara müdahale edemeyiz. Geçiniz onları, onları geçiniz. Biz onların nasıl bağımsız olduklarını çok iyi biliyoruz. Hakim vicdanına göre karar veriyor bunlar serbesttir diyor vay sen misin bunları serbest bırakan. Hakimleri alıyorlar görevlerine son veriyorlar. Bu hakim nasıl verecek? Ama gelip şurada tıkanıyorlar. Adil Öksüz’ü niye serbest bıraktınız? Orada tıkanıyorlar. Orada koro halinde bağırıyorlar Kılıçdaroğlu FETÖ’cü. Ya FETÖ’nün en imamını kim serbest bıraktı, kim telefonlarla konuşmasına izin verdi, kim GPS cihazını tekrar ona iade etti? Ve bu adam ayrıldıktan sonra neden izlenmedi? Bunun FETÖ’nün imamı olduğu ondan önce, bakın 15 Temmuz’dan önce hazırlanan iddianamelerde var. İddianamelerde ismi geçiyor. Bu soruların hiçbirisine cevap alamıyorum. Onun için diyorum bir gelsin şöyle ben bu soruları soruyum milletin önünde bir cevap versin bakalım.

Oğuz HAKSEVER- Tamda reklam anonsu kulağıma geldiğinde durdunuz efendim. FETÖ ağzıyla konuşuyor diye eleştiriliyorsunuz o da var ama reklamdan sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesiyle başlayacağız. 

Devam edecek...
Kaynak: chp.org.tr
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER