1. YAZARLAR

  2. Kasım Aydın

  3. BAZI ŞEYLER ANLATILMAZ YAŞANIR
Kasım Aydın

Kasım Aydın

imtiyaz Sahibi
Yazarın Tüm Yazıları >

BAZI ŞEYLER ANLATILMAZ YAŞANIR

A+A-

Adamın biri gençliğinde çok aç gözlüymüş. Bir davete katılsa, bir yemeğe çağrılsa her zaman  yiyebileceğinden çok sipariş verir, karnı doysa da gözü hiç doymazmış. Gittiği her yerde abartılı bir şekilde yemek yeyip, karnını tıka basa doldurur, sonra da yediği yemekleri her önüne gelene ballandıra ballandıra anlatırmış, ‘şunu yedim, bunu yedim’ diye.

Çevresindeki kişiler bundan rahatsız olsa da o yedikleriyle övünür, ona, buna hava atarmış. Bu şekilde kendini tatmin eder, içindeki ezikliği yok etmeye uğraşırmış.

Çünkü çocukluğunda öylesine yoksulluk çekmiş ki, komşularının verdiği bir tas çorbayı tüm ailesinin paylaştığı günleri hiç unutamamış. Ama çektiği bu yoksulluktan da hiç kimseye söz etmemiş. İçinde dert olan yoksulluk nedeniyle çok hırslanmış, çok çalışıp, her yolu kendine mübah sayarak, zengin olmak istemiş.  Sonunda amacına ulaşmış ve varlıklı kişiler sınıfına dahil olmuş. Ama bir dilim ekmeğe, bir tabak çorbaya muhtaç yaşadığı günler içinde hep dert olmuş.

Zengin olunca aç gözlülüğü de yavaş yavaş kaybolmaya başlamış. Çünkü artık tüm ailesine ömür boyu yetecek kadar parası varmış. Hiçbir zaman aç kalma, yoksulluğa düşme riski yokmuş. Evinde de lokantalarda da sadece yiyebileceği kadar yemek sipariş verip, eski alışkanlıklarından kurtulmaya başlamış. Tabi bu arada hiç kimseye artık yediği yemekleri övünerek anlatıp, hava atmıyormuş. Çünkü çevresindeki herkes kendisi gibi aynı imkanlara sahipmiş ve yenilen yemekle övünmenin ne kadar ayıp bir şey olduğunu öğrenmiş. Geçmişte böyle davrandığı için de utanır olmuş.

Ama zaman gelmiş, aç kaldığı günlerden gururla söz etmeye başlamış. Artık geldiği noktaya, dişiyle, tırnağıyla çalışıp, çabalayarak çıktığını söyleyip, bu şekilde gururlanıyormuş. Örnek bir kişilik sergilemeye, çevresindekilere çalışma hırsı aşılamaya başlamış.

Bir gün kendisinden genç biriyle tanışmış ve birkaç görüşmeden sonra arkadaş olmuş. Hoş, sempatik bir adammış. Ne kendisi gibi çok zengin, ne de yoksulmuş. Ancak hoşuna gitmeyen bir huyu varmış. O da ne zaman bir araya gelseler gittiği davetlerden, orada yediği yemeklerden, içtiği içkilerden söz eder, adeta övünürmüş.

Bizim adam hep konuyu değiştirir, araya başka şeyler sokarmış ama genç arkadaşı, sözü döndürür, dolaştırır yine katıldığı davetlerde yediği çeşit çeşit yemeklere getirir, ağzından su akarak anlatırmış.

Bu arada kendisi gibi, yediği yemeklerden, içtiği içkilerden söz etmeyen bizim adama da arada sırada takılır,

“Senin yemekle aran pek iyi değil galiba. Ya da yiyorsun bizden saklıyorsun” dermiş.

Bizim adam,

“Hayır, ben hep böyleyim, zaten fazla bir şey de yemem. Canımın çektiğini yer, fazla bir şey istemem” diye karşılık verirmiş

Aç gözlü arkadaşı da o böyle konuştukça, yediklerini daha da abartarak anlatır ve sanki, sen yiyemiyorsun, bak ben ne güzel şeyler yiyorum’ der gibi hava atarmış.

Arkadaşının bu davranışı bizim adamı öyle çok üzer öyle çok üzermiş ki. Onun bu şekilde yediği yiyecekleri anlatması, bundan gurur duyması ve övünülecek bir olay gibi uzun uzun yemeklerden söz etmesini basitlik olarak görürmüş. Hatta arkadaşını bu nedenle ayıplarmış ama yüzüne karşı söyleyemez içine atarmış.

Aslında onu üzen şey arkadaşının bu şekilde davranması değil, kendisinin de onun yaşlarındayken öyle olmasıymış. Arkadaşı ne zaman yemek konusunu açsa, ne zaman yediği yemeklerden söz etse hemen gençlik günlerindeki açgözlü davranışlarını hatırlar, yiyebileceğinden çok fazla siparişlerle donattığı masalar gözünün önüne gelirmiş. Bu yüzden o günlerle, içinde bulunduğu zengin yaşamı kıyaslar, artık tatmin olduğu için utanırmış. Tabiki arkadaşı onun bu durumunu bilmediği için çok rahat davranırmış.

Sonunda bizim adamın içindeki utanç tıpkı, çocukluğunda yaşadığı eziklik günleri gibi ona acı vermeye başlamış. Bu acıyı yaşatan da onu derinlemesine tanımayan aç gözlü arkadaşı olduğu için bir gün, ona,

“Ben gidiyorum dostum” demiş.

Arkadaşı ne olduğunu anlamaya çalışırken o devam etmiş,

“Seninle buraya kadar. Çünkü senin gözün doyana kadar, ben ölmüş olacağım. Belki bir gün seninle arkadaşlığımı neden kestiğimi anlayacaksın ama bana anlatmaya fırsatın olmayacak. O zaman şunu düşünmeni isterim, karnındaki açlığın beyninde yarattığı duygu mu sana daha çok acı verdi, yoksa o duyguyu gidermek için yaptığın davranışları hatırlamak mı? Bunu unutma, bir gün mutlaka bunu düşüneceksin, o zaman beni hatırla, çünkü şimdiki gidişimin nedenini bulacaksın…

Tabi ki arkadaşı bizim adamın ne demek istediğini anlayamamış ve ona göre nedensiz olan bu gidişe de pek anlam verememiş… Arkasından bakmış kalmış…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.