1. YAZARLAR

  2. Kasım Aydın

  3. Gün gelir hesap döner
Kasım Aydın

Kasım Aydın

imtiyaz Sahibi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gün gelir hesap döner

A+A-

Her şey zaman içinde planlandığı gibi gerçekleşmeyebilir.

Yeryüzünde her şey sürekli değişim içindedir.

Her an her şey değişebilir.

 İnsanın başına da türlü olaylar, durumlar gelebilir.

Bugün yetkili olan, yarın yetkisiz, sıradan biri olabilir.

Zengin, muhtaç hale gelebilir. Yani hayatta her şey zaman içinde planlandığı gibi gerçekleşmeyebilir. 

işte bu yüzden atalarımız.

" Sap döner, keser döner; gün gelir, hesap döner" demiş  

Bugün hiç alakanız yokken, "ÜÇ KURUŞ İÇİN"  savunduğunuz insanlar yarın sizin karşınızda olabilir.

“Keser döner, sap döner…

Gün gelir hesap döner” meselesi…

 

Bir dostumun her zaman anlattığı bir hikaye var. Hikayeyi her anlatışında öyle ballandırır, uzatır ki, sanki her defasında başka bir hikaye dinliyor gibi oluruz. Anlata anlata yılan hikayesine dönen hikaye şöyle:

“Ormanlar kralı aslan bir gün yolda yürürken karşısına bir ırmak çıkar. Derin ve deli gibi akan ırmağı normal birinin geçmesi mümkün değildir. Ama bu aslan olunca tabi ki mümkün. Aslan sağına bakar soluna bakınır, karşıya geçmek için dar ve sığ yer arar. En uygun yeri bulunca da karşıya geçmek için hazırlanırken, ayaklarının dibinde kıvrım kıvrım duran yılanı görür. İrkilir, bir adım geri çekilir.

“Hayrola, arkadaş senin burada ne işin var?” diye sorar, yılana.

Aslanı tanıyan yılan:

“Irmağın karşı kıyısına geçeceğim de, boğulmaktan korkuyorum” der.

Aslan:

“İyi o zaman, korkuyorsan geçme. Yoksa boğulursun” diye karşılık verir.

Ama yılan geçmeye kararlıdır.

“Ama sen, bana yardım edersen geçerim. Sana da minnet duyarım” diyerek, yardım ister, aslandan.

Aslan bir adım daha uzaklaşır yılandan. Düşünür.

Karşısındaki herhangi bir hayvan olsa yardım edecek ama bu bir yılan. Ne yapacağı belli olmaz. Zehrini akıttı mı vücuduna gidiş o gidiş, kimse kurtaramaz seni.

Korktuğundan değil ama temkinli olmak için kabul etmez, yılana:

“Kusura bakma, seni karşıya geçiremem. Aklına kötü bir şey gelmesin ama prensip meselesi” der.

Yılan çaresizlikten kıvranır durur. Bütün sevimliliğini takınarak,

“Yapma, etme aslan kardeş. Seninle bunca yıldır aynı ormanda yaşıyoruz. Bir kötülüğümü mü gördün..“ der.

“Hayır bir kötülüğünü görmedim ama..” diye karşılık verir, aslan.

“Eee, o zaman neden geçirmiyorsun? Sen, bana muhtaç olsan, ben, sana yardım etmez miyim?

“Orasını bilmem” der, aslan. “Hiç muhtaç olmadığım için, yardım edip etmeyeceğini kestiremiyorum. Belki de etmezdin.”

“Olur mu canım” der, Yılan. “Benden nasıl böyle bir şey beklersin. ‘Öl’ de senin için şuracıkta öleyim.“

“Yok canım ölmene ne gerek var. Sadece temkinli olmak zorundayım. Yoksa ormanlar kralı olur muydum, bugüne bugün.”

“Haklısın tabi. Bu dünyada babana bile güvenmeyeceksin demişler. Ama benim gibi zavallı bir yılandan sana ne zarar gelebilir ki. Bir yanlışımı gördüğün anda çeker kafamı koparırsın, olur biter. Benden sana hiçbir zarar gelmez, arkadaş.”

Aslan şöyle bir yılana bakar, bir pençelerine bakar. Yılan doğru söylüyor diye düşünür. Yanlış yaparsa, bir hamlede kellesini gövdesinden ayırırım diye geçirir içinden.

Sonra yılana döner, “Tamam” der.

Ardından kendi kendine övünür.

“Yalnız bedenime sımsıkı sarıl da, ırmak seni alıp götürmesin. Ben iyi yüzme bilirim ama seni bilmem, kayıp gidersin sonra..”

Yılan sevinçle aslanın bedenine dolanır. Birlikte suya girerler. Aslan pençelerini her ileriye atışta biraz daha karşı kıyıya yaklaşırlar. Irmağın ortasına geldiklerinde yılanı boğulma korkusu sarar, aslana biraz daha sarılır.

Aslan,

 “Korkma, başını suyun dışında tut yeter” diyerek, yılana cesaret verir.

Irmağın ortasını geçip, kıyıya doğru yaklaşırken, yılanın kötülük hisleri kabarmaya başlar. Aslana olan düşmanlığı depreşir. Yıllardan beri ondan korkusundan yeraltındaki deliklerde yaşadığı aklına gelir. Bu düşünceler içinde aslanın bedenini daha sıkı sarmaya başlar. Aslan soluk alıp vermede zorlanınca, başını yılana çevirip,

“Hayrola, yılan efendi, birden sıkmaya başladın. Korkudan mı yoksa başka bir şeyden mi acaba? diye sorar.

Yılan alaycı bir sesle:

“Neden korkacak mışım ki? Sen olmasan bir yolunu bulur yine geçerdim. Ama bu fırsatı bir daha elime geçirmem mümkün değil. Senden kurtulmayı düşünüyorum” diye karşılık verir.

Aslanı bir pişmanlık sarar. Yılanın yalvaran sözlerine kandığı için kendine öfke duyar. Ama korkmaz.

“Ama söz vermiştin. Yanlış yapmayacaktın. Şaka falan yapıyorsan vazgeç. Senin için iyi olmaz” diyerek uyarır.

Yılan ciddidir. Aslana karşı duyduğu korku, içinde tarif edilmez bir kin ve intikam alma hissi yaratmıştır. İşte şimdi intikam alma saati gelmiştir.

“Hayır, şaka falan yapmıyorum. Seni geberteceğim. Leşini de ırmak alıp götürecek. Zaten kıyıya da yaklaştık. Sen ölünce, ben bir sıçrayışta karşıya geçerim” der.

Aslan işin ciddiyetini kavrar. Yılanın şakası yoktur. Çünkü bedenini öyle bir sıkmaktadır ki, tıpkı mengene gibi. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olur.  Ve,

“Hayırlısı olsun. Demek beni öldüreceksin. O zaman beni yendiğin için seni tebrik etmek isterim. Uzat alnından öpeyim“ der.

Yılan zafer sarhoşluğuyla başını öne doğru uzatınca aslan bir hamlede kafasını kövdesinden ayırır.  Sonra kıyıya çıkar, biraz dinlendikten sonra kıvrım kıvrım duran yılanı ırmağa paralel uzatır. Ve karşısına geçip ona şöyle der:

“Ben öyle eğri büğrü arkadaş istemem. Olacaksan böyle dümdüz olacaksın..!”

Acaba kaçımızın böyle dümdüz arkadaşı var bilmem ki..

Dümdüz arkadaşlarla yol almanız dileğiyle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.