Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan Fon Düzenlemesi’ne karşı hazırladığı kapsamlı Muhalefet Şerhi’ni kamuoyuna açıkladı. Yasanın anayasaya açık aykırılıklar taşıdığını ve skandalın gerçek boyutlarını gizlemeyi amaçladığını vurgulayan CHP’li milletvekilleri; iktidarın tasfiye sürecini dar bir yasal düzenleme sorununa indirgediğini, skandalın arka planındaki siyasi ve bürokratik bağlantıların açığa çıkarılması için TBMM bünyesinde bağımsız uzmanların da yer alacağı bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerektiğini belirttiler.
CHP’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu muhalefet şerhinde şu ifadelere yer verildi:
“SKANDAL SADECE 131 FONLA SINIRLI DEĞİLDİR, BORSADAKİ 100 MİLYAR DOLARLIK KAYIP GÖRMEZDEN GELİNİYOR”
Tasfiye halindeki 131 fon, toplam fon sayısının %4,6’sını, toplam portföy değerinin ise %7,7’sini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu süreç fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Fon skandalı yalnızca tasfiye kapsamındaki 131 fona yatırım yapan yaklaşık 455.758 kişiyi etkilememiştir. Söz konusu hesaplamalarda, yaklaşık 7 milyon yatırımcıyı ilgilendiren borsadaki kayıplar dikkate alınmamış, halka açık şirketlerin piyasa değerindeki kaybın 100 milyar dolara ulaştığı belirtilen kayıplardan söz edilmemektedir.
“KAMU KAYNAĞI KULLANILMAYACAĞI İDDİASI İNANDIRICI DEĞİLDİR”
Getirilen geri ödeme planını da eleştiren CHP’li sözcüler; etki analizinde yer alan "Ayrıca, tasfiye işlemleri kamu bütçesine yük getirmeden yürütülecektir" şeklindeki ifadenin inandırıcı olmaktan uzak olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
Etki analizindeki hesaplamalarda doğrudan ve dolaylı etkilerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dâhil edilmesi düşünülen veya tahmin edilen; ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında el konulan veya konulacak ya da müsadere edilen veya edilecek malvarlığı değerlerinin miktarı konusunda da herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.
“GEREKLİ OLAN ÖZEL DÜZENLEME DEĞİL GENEL YASAL DÜZENLEMEDİR, MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”
Adalet ve Kalkınma Partisi yaşanan fon skandalını detaylı bir şekilde araştırıp, sorumluları açığa çıkarmak, Mecliste bir komisyon kurmak yerine tasfiye sürecini dar tanımıyla bir yasal düzenleme sorununa indirgemektedir. Fon krizi karşısında bir daha bu ve benzeri dolandırıcılığın yaşanmaması için özel, istisnai değil genel bir yasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Mevcut Kanun Teklifi bu kapsamda yeterli değildir.
Bu soygun sürecinin tüm ayrıntılarının ortaya çıkması için bünyesinde bağımsız uzmanların da olduğu özel bir komisyon oluşturulmalıdır. TBMM’de Meclis Araştırma Komisyonu kurulması, sorumlu kamu görevlileri ve siyasi bağlantıların incelenmesi, fonlardan hukuka aykırı çıkarılan değerlerin geri alınması ve zararın kamuya yüklenmemesi talepleri birlikte ele alınmalıdır.
“TASFİYESİ TAMAMLANAN 66 FONDAKİ YOLSUZLUKLARIN SORUŞTURULMAMASI KISMİ ÖRTÜLÜ AFTIR”
Yasanın görüşülmesi sırasında; "Bu 131 fonun 66 adedinin, tasfiyesinin tamamlanacağının öngörüldüğü, geri kalan 65 taneyle ilgili sürecin yürüyeceği gibi bir tablonun söz konusu olacağı" yönünde açıklamalar yapıldığına dikkat çekilen muhalefet şerhinde şu ifadelere yer verildi:
Tasfiye sürecinin başından bugüne A1 Portföy Yönetim Şirketi AŞ, Bulls Portföy Yönetim Şirketi AŞ ve Pardus Portföy Yönetim Şirketi AŞ'nin yönetimindeki 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 binin üzerindeki kişiye toplam yaklaşık 40,8 milyar lira tutarında ayni ve nakdi tasfiye işlemlerinin Ziraat Bankası tarafından tamamlandığı ifade edilmiştir. Söz konusu açıklamalar çerçevesinde kanun teklifi kapsamının geriye kalan 65 yatırım fonu ile ilgili olacağı anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenleme ve açıklamalardan; tasfiyesi tamamlanmış olan fonlarda (18.10.2026 tarihi itibarıyla 66 adet fon) gerçekleşen geçmiş dönem yolsuzlukları ile ilgili herhangi bir işlem yapılmayacağı, bunların yöneticileri hakkında herhangi bir idari ve cezai soruşturma açılmayacağı gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu aynı zamanda kısmi nitelikte örtülü af anlamına gelmektedir.
“SPK SKANDALIN BİR PARÇASIYKEN GENİŞ YETKİLERLE DONATILMASI DOĞRUDAN YANLIŞTIR”
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) skandalın bir parçasıyken bu kadar geniş yetkilerle donatılması doğru değildir. Kanun teklifi, yatırımcıların kayıplarının tamamının karşılanmasını güvence altına almamaktadır.
Kanun teklifi, yatırımcılara yapılacak ara ödemeler için bir milyon TL üst sınırı öngörmektedir; ancak bu tutar, her yatırımcıya bir milyon TL ödeneceği anlamına gelmemektedir. Yapılacak geri ödemelerde kamu kaynaklarının kullanılacağı aşikârdır. Fonların tasfiyeleri sırasında kamu kaynağının kullanılmayacağı veya kullanılmadığı yönündeki açıklamalar inandırıcı değildir. Fonların tasfiyelerinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu kaynağı kullanılmaktadır. Fon krizinin başladığı ve devam ettiği süreçte Türkiye Varlık Fonu kaynaklarının piyasalara müdahale ederek bazı işlemler yaptığı bilinmektedir.
“YASA ANAYASA’NIN EŞİTLİK, HUKUK DEVLETİ VE YASAMA YETKİSİ İLKELERİNE AYKIRIDIR”
İktidar tarafından verilen kanun teklifinin Anayasa'ya açık aykırılıklar içerdiğini, buna rağmen bu aykırılık iddialarının iktidar tarafından yok sayıldığını belirten CHP’li üyeler, muhalefet şerhine şu hukuki tespitlerle devam etti:
Ödeme dışı bırakmanın sınırları, gerekçeli karar zorunluluğu ve etkili yargısal denetim yeterince açık değilse mülkiyet hakkı, masumiyet karinesi ve hak arama özgürlüğü bakımından hukuki tartışmalar doğurabilecektir. Bu nedenle, ödeme dışı bırakma kararlarının gerekçeli olması, ilgili kişiye itiraz imkânı verilmesi ve nihai ödeme hakkının hangi koşullarda kesinleşeceği hususlarının Kanun Teklifiyle açıklığa kavuşturulmasında yarar görülmektedir.
6362 sayılı Kanunun 104. maddesi idari yaptırım alanındadır; 106 ve 107. maddelerdeki suçlarla aynı hukuki nitelikte değildir. Kurulun idari tespiti ile ceza yargısının suçluluk kararı ayrılmalıdır. Ödeme dışı bırakmanın bireysel gerekçesi, bildirimi ve yanlış tespitin telafisi konusunda madde metninde düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir.
Madde metninde yer alan düzenlemelerde Sermaye Piyasası Kuruluna; varlık tespiti ve nakde çevirme, değerleme, fon pay sahipliği mutabakatı, ara ve nihai ödeme ile dağıtım sırası gibi birbirine bağlı tasfiye aşamalarının yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak geniş ölçüde sınırı belli olmayan takdir ve düzenleme yapması konusunda yetki verilmesi; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan "Hukuk Devleti" ilkesine, Anayasa’nın 10. maddesinde tanımını bulan "Kanun Önünde Eşitlik" ve yasama yetkisinin TBMM’ye ait olduğunu belirten 7. maddesine aykırılıklar taşımaktadır.