CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, AFYONKARAHİSAR’DA STK VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, AFYONKARAHİSAR’DA STK VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, AFYONKARAHİSAR’DA STK VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU  CHP Genel Başkanı Kemal Kı..

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, AFYONKARAHİSAR’DA STK VE MUHTARLAR TOPLANTISINDA KONUŞTU

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kendilerine söylüyorum, ben doğruları söylemiyorsam daha iyi ya, elinize kocaman bir fırsat geçti, gelirsiniz sizin televizyon kanalında oturur konuşuruz, beni mahcup edersiniz. Belki bu süreç çok daha rahat geçecek. Cesaret edip gelemiyorlar. Koskoca adamlarsınız nasıl ve niçin evet deneceğini vatandaşa anlatın. Anlatamıyorlar. Tek çareleri var, beni kötülemek. Ben de diyorum ki istediğiniz kadar kötüleyin arkadaş, ben doğruları söylemeye devam edeceğim.” dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Afyonkarahisar’da STK ve Muhtarlar Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Efendim öncelikle Afyon’da olduğum için çok memnunum. Milli Kurtuluş Savaşının yürütüldüğü topraklardayız. Bu topraklar şehit kanlarıyla sulanmış topraklar. Babalarımız, dedelerimiz mücadele etti, cumhuriyeti kurdu. Neresinden bakarsak bakalım birlikte yaşama arzumuz her dönem hepimizin gündeminde oldu. Ayrılık yapmadık, gayrılık yapmadık. Farklı düşünebiliriz, farklı kimliklerimiz olabilir, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayabiliriz. Ama bir arada yaşamak istiyoruz. Bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bir arada herkesin karnının doyduğu, herkesin işinin, aşının olduğu bir Türkiye’de huzur içinde yaşamak istiyoruz. Sadece biz mi, kendi aramızda mı? Hayır. Komşularımızla da huzur içinde yaşamak istiyoruz. İsteriz ki, hem dünyada barış olsun, hem Türkiye’de barış olsun. Bu sözü söyleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk savaş meydanlarından gelen bir kişidir. Barışın ve huzurun değerini en iyi o biliyor. Çünkü savaşın bir toplum için nelere malolduğunu en iyi bilen kişidir. Cumhuriyetimizi kurduk, demokrasimizi geliştirdik, dünyada hiçbir örneği olmayan bir olayı gerçekleştirdik. Nedir dünyada hiç örneği olmayan olay? Bir siyasi parti, bir tek parti kendi iradesiyle çok partili hayata geçti 1947 yılında. Kendi iradesiyle, zorlama yok, bir şey yok. Ama daha cumhuriyetin başından beri çok partili hayat bir özlem olarak duruyordu. Çünkü demokrasi içinde bir ülkenin büyüyeceğini hepimiz biliyorduk. Demokrasi içinde mücadele edersek bütün dünyaya örnek olacağımızı biliyorduk. 1923’te cumhuriyeti kurduğumuzda bütün İslam dünyası onlar da cumhuriyeti tercih ettiler, Türkiye’yi örnek aldılar. Demokrasiyi geliştirdik onlar da bizi örnek aldılar, Türkiye’yi örnek aldılar, biz de demokrasimizi geliştirelim dediler. Hep Türkiye örnek alındı. Şimdi bir yol ayrımına geldik.

BARIŞIN VE HUZURUN TEMELİ DEMOKRASİDEN GEÇİYOR
16 Nisan’da sandığa gideceğiz ve bir tercihte bulunacağız. Demokrasiyi mi istiyoruz, tek adam yönetimi mi istiyoruz? Bu tercihte bulunacağız. Bu tercihin sağı, solu yok, bu tercihin A partisi, B partisi yok. Bu tercihin efendim sosyal demokratlar, mütedeyyinler, milliyetçiler, ülkücüler, saadetçiler bunlarla da ilgisi yok. Bu tercih bir demokrasi tercihidir.

Dediğim gibi siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, yaşadığımız bölgeler farklı olabilir ama bir arada demokrasi istiyoruz, demokrasiyi istemek zorundayız. Çünkü barışın ve huzurun temeli demokrasiden geçiyor. Demokrasi ne demektir? Demokrasi önce düşünce özgürlüğü demektir. Benim görüşüm farklı, bir başka vatandaşın görüşü farklı olabilir, ama biz bir arada oturup düşüncelerimizi birbirimize aktarabilmeliyiz ne olacak. Ne diyordu dedelerimiz, atalarımız? Akıl aklıdan üstündür. Evet akıl akıldan üstündür. Benim görmediğim bir olayı bir başka arkadaşım görebilir. Benim yaptığım bir hatayı bir başka arkadaşım bana hatırlatabilir burada hata yapıyorsunuz diye. Bu neyle olur? Demokrasi içinde olur. Despot bir yönetimde bir vatandaş çıkıp kişiye sen hata yaptın diyemez, korkar, çekinir. O nedenle demokrasi önemlidir. Başka neden önemlidir demokrasi? Demokraside herkesin can ve mal güvenliği anayasal garanti altındadır. Devlet bir kişinin malvarlığına el koyduğu zaman onun değerini ona ödemek zorundadır, kamulaştırma... Ama kamulaştırmayı yaparken de kamu yararı varsa ancak kamulaştırma yapabilir. Kamu yararı yoksa devlet dahi kamulaştırma yapamaz. Önce kamu yararını ispat etmesi lazım. Demokrasi budur. Kaldı ki, kamulaştırma sonucu ödenen bedeli vatandaş eksik bulabilir, mahkemeye gidip dava açıp hakkını yine arayabilir. Demokrasi budur. Başka demokrasi nedir? Bizim haklarımızın teminat altına alınmış olması gerekir. Hakkı verirsiniz ama teminatı yoksa o hakkın hiçbir anlamı yoktur. Teminat altında olması lazım. Nedir teminat altında olan kural nedir, hangi kural benim haklarımı teminat altına alır? Bağımsız mahkemeler. Siyasetten bağımsız, hukukun üstünlüğüne inanan, hukukun üstünlüğüne göre vicdani kanaat veren bağımsız yargıda yatar. Bunlar bizim demokrasimizin daha doğrusu bütün dünyada demokrasilerin vazgeçilmezliğidir. Kurallar budur. Bu kurallar içinde gazeteler yayın yapar, bu kurallar içinde televizyonlar yayın yapar, bu kurallar içinde iş dünyası, iş adamı yatırımlarını yapar. Bu kurallar içinde Türkiye’ye yabancı sermaye gelir. Bu kurallar içinde Türkiye’den ithalat, ihracat olur. Bu kurallar içinde Türkiye’ye turist gelir, turist gider. Demokrasisi gelişmişse bir ülkenin ekonomik anlamda gelişmesinin de önü açılır.

Şimdi buraya kadar söylediklerimde evrensel kuralları dillendirdiğimi bilmenizi isterim. Yani bu kurallar Amerika’da da geçerlidir, Japonya’da da geçerlidir. Danimarka’da da geçerlidir, İspanya’da da geçerlidir. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde bu kurallar geçerlidir.

BİR KİŞİ KİŞİ HATA YAPTIĞI ZAMAN, 80 MİLYON ÇEKECEK
Şimdi biz, 1923’te cumhuriyeti kurduk, tek adam yönetimi yoktu. 23 Nisan 1920’de meclisi açtık tek adam yönetimi yoktu, meclis vardı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Başkomutanlık yetkisi sınırlı olarak verilmiştir TBMM tarafından. İlanihaye bir Başkomutanlık yetkisi verilmemiştir. Yine 1924 anayasası görüşülürken Gazi Mustafa Kemal’e Meclisi fesih yetkisi verilmemiştir, oy çokluğuyla reddedilmiştir. Gerekçe? “Bizi buraya millet gönderdi, Gazi Paşayı severiz ama Gazi Paşa bizi buraya getirmedi. Milletin iradesini herkes tanımak zorundadır” demiştir. Şimdi biz bir rejim değişikliğinin içine giriyoruz. Rejimi değiştireceğiz. Birinci soru şu; hangi gerekçeyle rejimi değiştiriyoruz? Bir Allah’ın kulu çıkıp makul ve mantıklı bir gerekçe açıklaması lazım. Denmesi gerekir ki, şu gerekçeyle biz demokratik parlamenter sistemden vazgeçiyoruz tek adam rejimine geçiyoruz. Makul bir gerekçe. Deniyor ki, devlette çift başlılık bitecek. Tam tersine devlet yönetiminde çift başlılık olacak. Nasıl? En tepedeki kişi hem Başkan olacak, hem de siyasi partinin Genel Başkanı olacak. Yani iki ayrı şapkası olacak. Yani “çift başlılık” söylemi asla doğru değil, “kaldıracağız” söylemi, asla doğru değil. Tam tersine bu anayasa değişikliği geçerse devletin tepesinde çift başlılık olacak. Belki bazı vatandaşlarım diyebilir olsun ne olacak yani tepede çift başlılık olsun. Kişi hem partisini temsil etsin, hem de Türkiye Cumhuriyetini temsil etsin. O zaman soru şu; bu kişi nasıl tarafsız olacak? Niteliği ne olacak? Meclise gelip ben tarafsız davranacağım diye nasıl yemin edecek? Ben tarafsız olamam. Neden? Ben bir partinin Genel Başkanıyım. Binali Bey tarafsız olamaz o da bir başka partinin Genel Başkanı. Devlet Bey tarafsız olamaz o da bir başka partinin Genel Başkanı. Temel Bey, Sayın Karamollaoğlu o da bir başka partinin Genel Başkanı o da tarafsız olamaz. Biz mecliste yemin ederken zaten tarafsızlık üzerine yemin etmeyiz, öyle bir kural yok. Tarafsızlık üzerine yemin sadece Cumhurbaşkanında var. O da partinin Genel Başkanı olunca ne olacak? Başka? İllerde kim temsil edecek Cumhurbaşkanını? İl başkanı mı, vali mi? İkisi de temsil edecek. Yani çift başlılık hem tepede var, hem altta var. Bunların tamamını düşünmemiz lazım. Tamamını düşünüp sandığa gitmemiz lazım. Bunların siyasi partilerle ilgisi yoktur değerli arkadaşlarım. Bunu lütfen sizler kanaat önderisiniz, kiminiz seçilerek geldiniz, herkese anlatmanız lazım. Doğrusu, eğrisi nedir, ne getirir, ne götürür onu hepimizin anlatması lazım. Mesele bir siyasi parti meselesi değildir. Mesele bir kişi meselesi değildir. Mesele memleket meselesidir, cumhuriyet meselesidir, vatan meselesidir, bayrak meselesidir, demokrasi meselesidir. Mesele budur. O kadar fazla yetkiler veriyoruz ki bir kişiye bu kişi hata yaptığı zaman hatayı 80 milyon çekecek.

Afyon’u düşünün, bölgenin yıldızı olarak tanımlıyoruz değil mi? Evet. Doğal kaynakları var mı? Var evet. Mermerinden tutun sıcak suyuna kadar. Şu soruyu Afyonlu kardeşlerim kendisine sordu mu acaba. Bizim bir ara nüfusumuz çok iyiydi, niye 100 bin nüfus düştü? 100 bin nüfus niye başka yerlere gitti? Bir dönem 7 milletvekili çıkarıyorduk neden milletvekili sayımız 5’e düştü? Bu nasıl bir yıldızlık? Cazibe merkezi olması gereken her alanda aslında -bunu inanarak söylüyorum- turizmde de, sanayide, tarımda, yumurtacılıkta sadece bölgenin değil, Ortadoğu’nun cazibe merkezi olması gereken bir Afyon neden geriye gidiyor? Bu sorunlarla ilgilenmemiz gerekirken, bu sorunları çözmemiz gerekirken neden bu sorunlara kulaklarımızı tıkayıp da başka sorunlarla ilgileniyoruz, neden rejimimizi değiştiriyoruz, hangi gerekçeyle değiştiriyoruz? Bereketli bir ova, sorunu var mı? Var. İşsizlik sorunu var mı? Var. Sanayicinin sorunu var mı? Var. Turizmcinin sorunu var mı? Var. Çiftçinin, tavuk üreticisinin, yumurta üreticisinin sorunu var. Bunlarla ilgilenmiyoruz başka bir şeyle ilgileniyoruz.

ÖYLE YETKİLER VERİYORUZ Kİ BİR KİŞİ TEK BAŞINA OHAL İLAN EDEBİLİYOR

Sorunları çözmek için ne yapmak lazım? Demokratik sistem içinde sorunlar çözülür. Bir ülkede demokrasi askıdaysa o ülkenin büyüme şansı sıfırdır. Dünyada örneği yoktur arkadaşlar. Bana dünyada demokrasisi olmayan ama gelişmiş bir ülke gösteremezsiniz. Doğal kaynak zenginliği olan Suudi Arabistan gelişmiş bir ülke midir? Hayır. Cezayir doğal kaynakları var, gelişmiş midir? Hayır. İsviçre’yi alın veya Japonya’yı alın, hiç madeni olmayan Japonya’yı alın, dünyanın en mükemmel asansörlerini yapıyor. Niçin? Demokrasisi geliştiği için. İşadamına, iş dünyasına demokrasi içinde yatırım yapma imkanı sağlandığı için. Can ve mal güvenliği imkanı sağlandığı için. Demokrasiyi askıya alıyoruz. Meclisin bir grup yetkisini elinden alıyoruz bir kişiye teslim ediyoruz. Öyle yetkiler veriyoruz ki, bir kişi tek başına OHAL ilan edebiliyor. Diyeceksiniz ki, bugünkü sistemde nasıl oluyor? Bugün de Türkiye’de OHAL var. Bugünkü sistemde şöyle oluyor; önce Milli Güvenlik Kurulunda toplanılıyor, karara bağlanıyor Türkiye’de olağanüstü hal var mıdır, yok mudur, ihtiyaç var mıdır, yok mudur? Hükümete tavsiyede bulunuyoruz OHAL ilan edin diye. Hükümet bakanlar kurulunda görüşüyor. Sonra nereye gidiyor? Sonra TBMM’ye geliyor. Sonra TBMM buna ya yetki verir veya yetki vermez. Yani kararı kim veriyor? Milli irade veriyor. 550 milletvekili veriyor. Yeni modelde bir kişi karar verecek ben OHAL ilan ediyorum 3 ay süreyle. Ne demektir OHAL? Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok demektir. OHAL budur. Gelip bir kişi bir kamu yetkilisi gelip sizin fabrikalarınıza OHAL sürecince el koyuyor mu bugün? El koyuyor. Yarın da OHAL olursa el koyar mı? Yine el koyar. Mahkemeye bile gidemiyorsunuz. Bir kişinin kararıyla. Bütün bu riskleri iş dünyasının düşünmesi lazım. Bütün ekonomik ve sosyal alanlarda karar başkan tarafından alınabilir yetki bu. Başka? Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili her türlü kararname çıkarma yetkisi veriyor. Afyon, Kütahya ve Eskişehir’i birleştirdim buraya bir bölge valisi tayin ettim. Yetkisi var mı? Var. Yetki vereceksiniz.

PARLAMENTOYLA BAŞKAN ARASINDA ÇİN SEDDİ GİBİ BİR DUVAR ÖRÜLECEK
Afyon’un milliyetçi damarının ne kadar güçlü olduğunu biliyorum. Büyük Ortadoğu Projesinin de Ortadoğu’ya hangi felaketler getirdiğini de herhalde ben de biliyorum siz de biliyorsunuz. Tek adam rejimlerinin Ortadoğu’da hangi felaketlere yol açtığını ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Buyurun Irak’a bakın parçalandı mı? Parçalandı. Buyurun Suriye’ye bakın parçalandı mı? Parçalandı. Buyurun Libya’ya bakın parçalandı mı? Parçalandı, Libya diye bir devlet kalmadı. Bir kişiyi kandırdığınızda, ikna ettiğinizde devleti 24 saat içinde ele geçiriyorsunuz. Çünkü bir kişiye o kadar yetki veriyorsunuz ki, tek başına en geç 24 içinde devletin bütün müsteşarlarını, bütün komutanlarını, bütün emniyet müdürlerini, bütün büyükelçileri tamamını görevden alabilirsiniz. İstediği bakanlığı kuracak, istediği bakanlığı kaldıracak. İstediği kadar Başkan Yardımcısı olacak. Bakan ya da Başkan Yardımcılarının hiçbirisi milletvekili olmayacak. Milletvekilinden Başkan Yardımcısı yaparsa,  milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalacak. O zaman bu 550 milletvekilini niye seçip gönderiyoruz? Şimdi sayı 600’e çıkacak. Niye gönderiyoruz? Parlamentoyla Başkan arasında kocaman bir duvar, Çin seddi gibi bir duvar örülecek. Bana çıkıp bir Allah’ın kulu bunun makul gerekçesini anlatsın.

Ne diyorlar? Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor diyorlar. Söylesinler ben hangi yanlış cümleyi kurdum, hangisi yanlış? Kendi ifadeleri. Evet diyor Başkan olacak, Başkan Yardımcıları da olacak bir, iki, üç, istediği kadar. Bakan? İstediği kadar. Ben de bunu söylüyorum zaten. Peki bugünkü modelde kaç bakan olacağına kim karar veriyor? Bugünkü modelde kaç bakan olacağına, hangi bakanlıkların kurulacağına TBMM karar veriyor. Meclisten bu yetkiyi alıyorsunuz. Doğru mudur, yanlış mıdır? Bunun siyasi partilerle ilgisi var mı? Hayır. Bu bir tercih meselesi, demokrasi meselesi. Millet meclisine mi güvenelim, 550 kişiye mi güvenelim bir kişiye mi güvenelim? 550 kişinin aklı daha mı iyidir, bir kişinin aklı daha mı iyidir? Buna karar vereceğiz. Afyonlu kardeşlerim de oturup düşünecekler buna göre karar verecekler. Ülkücüsü oturup düşünecek, milliyetçisi oturup düşünecek, sosyal demokratı oturup düşünecek, mütedeyyini oturup düşünecek, kadını oturup düşünecek, erkeği oturup düşünecek. Hep beraber oturup düşüneceğiz.

ÜSTÜNLERİN HUKUKU KURULUYOR
Annelere soruyorum, yine sorayım freni olmayan bir otobüse siz evlatlarınızı bindirir misiniz? Hiç kimse bindiremez. Freni olmayan bir otobüse ben niye evladımı bindireceğim. Freni olmayan bir sistem kuruyoruz. Çünkü üstünlerin hukukunu kuruyoruz üstünlerin hukukunu. Hukukun üstünlüğünü değil. Neden üstünlerin hukuku? Şunun için, yetki verdiğimiz kişilerin hiçbirisi hesap vermiyor, hesap vermeyecek. İşadamlarına sorayım bir şey söylediğiniz zaman hemen kapınız çalınır, vergi müfettişleri gelir, kamu görevlileri Sayıştay gelir, Odalar Borsalar müfettişler gelir, istedikleri kadar denetleme yaparlar. Peki yeni düzende üstünlerin hukukunda ne oluyor? Hiç kimse hesap vermiyor. Meclisten güvenoyu bile istenmiyor. Sözlü soru önergesi bile milletvekilinin verme hakkı olmuyor. Sözlü soru önergesi. Böyle bir düzen olur mu?

CESARETLERİ VARSA GELİRLER!
Kendilerine söylüyorum, ben doğruları söylemiyorsam daha iyi ya, elinize kocaman bir fırsat geçti, gelirsiniz sizin televizyon kanalında oturur konuşuruz, beni mahcup edersiniz. Belki bu süreç çok daha rahat geçecek. Cesaret edip gelemiyorlar. Koskoca adamlarsınız nasıl ve niçin evet deneceğini vatandaşa anlatın. Anlatamıyorlar. Tek çareleri var, beni kötülemek. Ben de diyorum ki istediğiniz kadar kötüleyin arkadaş, ben doğruları söylemeye devam edeceğim. Doğruları söylemek benim görevim. Cesaretleri varsa gelirler, oturur konuşuruz. Ben de konuşurum onlar da konuşurlar. Ben de söylerim onlar da söylerler. Hatta kendilerine şu teklifi de yaptım. Siz yarım saat konuşun, ben 15 dakika konuşayım. Ben ona da razıyım. Yeter ki, millet yan yana oturduğumuzda kimin doğru, kimin yalan söylediğini öğrensin. Evinde oturup televizyonu açsın öğrensin orada. Alman’ı bunu yapıyor, Fransız’ı yapıyor, Amerikalısı yapıyor, Danimarkalısı yapıyor, Japon’u yapıyor bize gelince biz gelmeyiz. Niye gelmiyorsun kardeşim? Madem sen doğruları söylüyorsun, madem haklı olduğuna inanıyorsun, madem millet bunu yapsın diyorsun, gel beni mahcup et. Ben de diyeyim ki, ya ben bunu bilmiyordum kusura bakma deyim. Gelmiyorlar, gelemiyorlar.

Bakın, daha vahim bir şey söyleyeyim. Konuşmamın başında söyledim dünyada örneği olmayacak şekilde çok partili hayata kendi irademizle geçtik. Ne darbe oldu, ne şu oldu, ne bu oldu çok partili hayata geçtik. Güzel mi? Güzel. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları mı? Evet siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları. Peki şimdi neden bir dayatmayla karşı karşıyayız ve neden bir baskıyla toplum karşı karşıya? Diyeceksiniz ki, nasıl bir baskı var. Devletin forsunu kullanıyorlar, devletin arabalarını kullanıyorlar, devletin uçaklarını kullanıyorlar, devletin parasını kullanıyorlar, devletin bütün imkanlarını kullanıyorlar, beni üzen bir de çıkıp meydana diyorlar ki biz mağduruz. Peki biz? Devletin uçağını kullanmıyoruz, forsunu kullanmıyoruz, arabasını kullanmıyoruz, parasını kullanmıyoruz, imkanlarını kullanmıyoruz, valisini, kaymakamını kullanmıyoruz. Bizim güvencemiz ne? Bizim güvencemiz Allah’ımız ve halkımız arkadaşlar. Allah’a güveniyoruz ve bu milletin ferasetine güveniyoruz. Bu millet demokrasiyi seviyor. Sağcısı, solcusu hiç fark etmez. Hep beraber yaşayacağız, hep beraber demokrasiyi savunacağız. Demokrasiye geçerken yeter söz milletindir denmişti. Bu süreç, o süreçtir arkadaşlar. Hep beraber diyeceğiz ki, yeter söz milletindir artık. Bunu söylemek zorundayız.

Efendim bu çıkarsa terör bitecek onu söylüyorlar. 15 yıldır iktidardasınız, siz terörü bitirdiniz de destek vermeyen bir parti mi var? Hangi kanunu getirdiniz de terör yüzünden mecliste reddedildi? Ne dedinizse destek verdik, yeter ki bitirin terörü, ne söylediyseniz. Dokunulmazlıklar kalksın terör bitecek. Hay hay buyurun kaldırın dedik gene oy verdik. Efendim bu çıkarsa ekonomide istikrar olacak. Ekonomide istikrar için 15 yıldır engel olan ne sizin önünüzde? Hangi kanunu çıkaramadınız, hangi kararı alamadınız? İstedikleri kanunu çıkarıyorlar, istedikleri kararı alıyorlar. Sorun nedir biliyor musunuz? Sorun kötü yönetimden kaynaklanıyor.

BÜTÜN ALANLARDA ÖMÜR BOYU DOKUNULMAZLIK
Şu örneği vereyim. Bir; dünyanın en gelişmiş 10 ülkesine bakın, Amerika dışında tamamı parlamenter sistem. Dünyanın en fakir 10 ülkesine bakın tamamında Başkanlık sistemi. Başkan çok varlıklı, halk sefalet içinde. Biz birinci ligde olmayı mı arzu ediyoruz, üçüncü ligde olmayı mı arzu ediyoruz? Birinci ligde olacaksak güçlü demokratik bir parlamenter sistem olması lazım. Üçüncü ligi biz tercih ediyoruz, ne gerek var büyük devlet olmaya, biz de birilerinin sömürgesi olalım, onlar üretsinler biz de onların mallarını kullanalım deniyorsa üçüncü ligdir yerimiz arkadaşlar. Hepimizin düşünmesi lazım birlikte. Bu işin sağı, solu, bu işin partisi yok. Bu iş memleket meselesidir. Birlikte yaşama irademizi ortaya koyacağız. Demokrasi hepimiz için geçerli. Benim için de geçerli, benim gibi düşünmeyen insan için de demokrasi geçerli. Bizim için üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü geçerlidir. Üstünlerin hukukunu yapıyorlar nasıl? Tek adama her türlü yetki. Hiç hesap vermeme. Sadece kendisi için değil, yardımcıları ve bakanları içinde ömür boyu dokunulmazlık. İnkar etsinler bakıyım ömür boyu dokunulmazlık getiriyorlar mı getirmiyorlar mı? Ömür boyu dokunulmazlık. Sadece kendi görev alanıyla ilgili değil, bütün alanlarda ömür boyu dokunulmazlık getiriliyor. İnsaf ya, milletvekili dokunulmazlığı öyle değil mesela. Biz milletvekiliyiz, dokunulmazlığımız var mı? Var. Milletvekilliği biter dokunulmazlığımız kalkar,  savcı bizi çağırır gel bakayım kardeşim sen milletvekiliyken şunu şunu yapmıştın, hesabını ver. Veririz. Ama bu modelde Başkan, Başkan Yardımcıları, Bakanlar ömür boyu dokunulmaz. Dokunmak için ne gerekiyor? 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. 400 milletvekilini nereden bulacaksın? Bu ne demektir? Ömür boyu kimse bunlara dokunmayacak demektir. İster yolsuzluk yapar, ister caddede giderken silahı çeker birisini vurur hiç fark etmez. Bu düzen adil bir düzendir deniyorsa “Evet” oyunu kullanın. Hayır bu düzen olmaz arkadaşlar, böyle bir şey olmaz bize demokrasi gerekiyor, demokrasiye ihtiyacımız var deniyorsa herkes gidip huzur içinde “Hayır” oyunu kullanabilir huzur içinde, rahatlıkla. Demokrasiden yana tercihimizi kullanmalıyız.

ÇOCUKLARINIZA, TORUNLARINIZA BUNUN HESABINI VEREMEZSİNİZ
Efendim “Hayır” çıkarsa kaos olur diye söylüyorlar. Hiçbir şey olmaz niye kaos çıksın? Sayın Cumhurbaşkanı yerinde kalacak, Başbakan yerinde kalacak, bakanlar yerinde kalacak, meclis zaten yerinde, görevinde. Bir şey değişmeyecek ki. “Evet” çıkarsa sonu belirsiz bir maceranın içine koskoca Türkiye Cumhuriyeti sürüklenmiş olacak. Onun vebali ağırdır.

Anneler, özellikle size söylüyorum “Evet” oyu kullanmanın vebali ağırdır. Çocuklarınıza, torunlarınıza bunun hesabını veremezsiniz. 12 Eylül darbe anayasasına gittim ben İstanbul’da genç bir bürokratken İstanbul Fikirtepe’de “Hayır” oyu verdim. Bugün “Hayır” oyu verdiğim için çocuklarıma gururla bunu anlatıyorum. Sizler de çocuklarınıza, torunlarınıza “Hayır” oyu, demokrasiyi kaldırmak istediler ben izin vermedim “Hayır” oyu kullandım diyeceksiniz ve bu gururu çocuklarınıza, torunlarınıza aktaracaksınız.

Dolayısıyla son derece mutluyum. Bu algıyı, bu düşünceyi geniş kitlelere sizlerin aracılığıyla yayacağız ve anlatacağız bütün annelere. Birlikte çalışacağız sevgili anneler birlikte. Demokrasinin güvencesi sizsiniz. Siz nasıl çocuklarınıza sahip çıkıyorsanız, demokrasiye de öyle sahip çıkın. Çocuğunuz üniversiteye demokrasi sayesinde gidecek, orada okuyacak. Biz demokrasi sayesinde yolları, köprüleri, fabrikaları yaptık. Demokrasi sayesinde büyüdük, bütün İslam dünyasının yıldızı olduk. Demokrasi sayesinde çok partili hayat parlamenter demokratik sistemle İslam dünyasının yıldızı olduk mu? Yıldızı olduk. Peki niye bundan vazgeçiyoruz, hangi gerekçeyle vazgeçiyoruz? Hangi gerekçeyle bir kişiye bu kadar yetkiler veriyoruz? Hepimizin düşünmesi lazım. Sonu belirsiz bir maceranın içine Türkiye sürüklenmemeli. Akıl var, aklı kullanacağız. Yüce Rabbimiz ne diyor? Aklınızı kullanmıyor musunuz diyor. Bir yerde değil Kur’anda, birden fazla yerde. Aklınızı kullanmıyor musunuz? Akıl kullanacağımız yerde bütün aklımızı bir kişiye emanet etmek ne kadar doğrudur? Niye ben aklımı kullanmayacağım, siz niye aklınızı kullanmayacaksınız? Evde karar alırken karı koca bir araya gelirler değil mi? Ya bir daire alırlar, ya bir yerde bir şeyler yaparlar, çocuklarını gönderirler, oturur konuşurlar değil mi evde? Apartmanda oturanları düşünün aidat ödüyoruz değil mi, bir yönetim kurulu seçiyoruz, birde denetim kurulu seçiyoruz. Apartmanda hem yönetim, hem denetim kurulu var ki ödediğimiz aidatlar doğru yere harcanıyor mu, harcanmıyor mu bunu birisi denetlesin. 80 milyonluk Türkiye’de 80 milyon vatandaş yeni doğmuş çocuktan başlayarak vergi ödeyecek denetimi yok arkadaşlar. Hesabını kimse soramayacak. Ama kendisi denetleyecek. Birisi bir şey yaptı mı Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumunu gönderecek her türlü denetimi yaptıracak. Baskı aracı olarak kullanacak. Ne dedik? Üstünlerin hukukunu oluşturuyorlar, hukukun üstünlüğünü değil. Üstünlerin hukuku nedir biliyor musunuz? Egemenlerin hukukudur. Üstünlerin hukukunun olduğu bir ülkede bir mazlumlar vardır, bir de egemenler vardır. Mazlumlar egemenler tarafından sürekli baskı altında tutulurlar ve bizim yüce dinimiz derki, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Hepinizin oturup düşünmesi lazım. Bu söylediklerimin tamamı 18 madde içinde yazılıdır.

HAKSIZLIKLARA “DUR” DEMENİN TARİHİ 16 NİSAN’DIR
Aramızda muhtar arkadaşlar var. Şunu söyledim, Başkan bir gün kalktı dedi ki, ben bütün muhtarlıkları kaldırıyorum, bir kararname... Bunu çarpıtmak için şöyle söylüyorlar, Kılıçdaroğlu dedi ki, muhtarlıkları ve belediyeleri bir kararnameyle kaldırırız. Ben böyle bir şey demedim. Belediye lafını onlar ilave ediyorlar, belediye yetkisi yok. Muhtarlık yetkisi var. Muhtar kardeşlerim, bir sabah kalkarsınız, birisi yapmaz da bir başkası yapar. O olmaz da bir başkası olur, gelir derki muhtarlıkları kapatıyorum bir kararnameyle. Peki mevcut düzende nasıl oluyor bu? Mevcut düzende muhtarlıkları kapatmak için meclisten kanun çıkarmak lazım. Meclisten kanun çıkmazsa muhtarlıklar kapanamaz. Gelecek düzende bir kararnamelik işiniz var. Bir sabah kaldırdım. Meclisi fesih yetkisi olan muhtarlığımı kaldırmayacak? Muhtarların üzerine baskı yapıldığını da biliyorum. Kaymakamlar tarafından, valiler tarafından baskı yapıldığını da biliyorum. İş dünyasına baskı yapıldığını biliyorum. Konuşmayın dediklerini biliyorum. İlla çıkın meydanlarda “Evet” deyin. Bu baskıların yapıldığını da biliyorum. Ama egemenden yana, güçlüden yana, zalimden yana tavır almak bizim inancımızda da, bizim kültürümüzde de yoktur. Yeri, zamanı gelir bu millet haksızlıklara dur demesini bilir. Dur demenin tarihi 16 Nisan’dır değerli arkadaşlar.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Hepinize “demokrasisi gelişmiş, insan hakları gelişmiş bir ülkede yaşamayı Allah bize nasip etsin” duasını yaparak sözlerimi bitiriyorum. Teşekkür ederim değerli arkadaşlarım. 



Kaynak: chp.org.tr

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.