Gamze Şengel Taşcıer: "Emekliyi Yoksullukla Yöneten Bir Anlayışla Sürdürülebilir Bir Ekonomi Kurulamaz"
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı Gamze Şengel Taşcıer, Türkiye’de emekli aylığı hesaplama rejimine ilişkin "Mesele emeklilerin talepleri meselesi değildir. Mesele, iktidarın Türkiye’de nasıl bir ekonomi-toplum ilişkisi kurmak istediği meselesidir. Emekliyi yoksullukla yöneten bir anlayışla sürdürülebilir bir ekonomi kurulamaz. Sosyal güvenlik, bütçeyi rahatlatmak için daraltılan bir alan olarak görüldüğü sürece, kriz kalıcı hale gelir. Emeklilik sistemi ya sosyal devletin omurgası olur ya da yoksulluğun kurumsal mekanizmasına dönüşür. Bugün gelinen noktada tercih ortadadır. Değişmesi gereken de tam olarak budur" dedi.
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Şengel Taşcıer, Türkiye’de emekli aylığı hesaplama rejimine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Şengel Taşcıer'in açıklaması şöyle:
"Emekli aylığı hesaplama rejimi, sosyal devlet iddiasının fiilen askıya alındığı en somut alanlardan biridir. Bugün milyonlarca emeklinin yaşadığı geçim krizi, tesadüflerin ya da kaçınılmaz koşulların sonucu değildir. Bu tablo, yıllara yayılan bilinçli tercihlerle oluşturulmuş bir gelir daraltma ve sorumluluktan kaçma siyasetinin ürünüdür. 2000 yılında 4447 sayılı kanunla başlayan, 2008 Ekim ayında 5510 sayılı kanunla derinleşen, 2013’te yapılan intibak düzenlemesiyle iyice içinden çıkılmaz hale gelen süreç; emeklilik sistemini bugünkü sefalet düzenine dönüştürmüştür. Yapılan her düzenleme, bir öncekini düzeltmek yerine yeni bir eşitsizlik katmanı yaratmıştır. Sonuçta tek ve ortak bir emeklilik rejimi kurulmamış; farklı tarihlerde çalışanları ve emekli olanları birbirinden koparan karma bir yapı inşa edilmiştir.
"Bu tablo, sosyal güvenliğin eşitlik ve adalet ilkesinden bütünüyle koptuğunu göstermektedir"
Bugün gelinen noktada üç ayrı gerçeklik vardır. 2000 yılı öncesi hizmeti bulunanlar üçlü karma sistem içinde, 2000 sonrası hizmeti bulunanlar ikili karma sistem içinde, 2008 Ekim sonrası ilk defa çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı kanunun düşük aylık bağlama oranları altında yaşam mücadelesi vermektedir. Bu düzenlemelerin sonucu olarak, aynı prim gününe, aynı çalışma süresine, aynı emeğe sahip yurttaşlar; yalnızca emeklilik dilekçesini verdikleri tarih farklı olduğu için farklı aylıklara mahkûm edilmektedir. Bu tablo, sosyal güvenliğin eşitlik ve adalet ilkesinden bütünüyle koptuğunu göstermektedir. Bu parçalanma yalnızca işçiler ve esnafla sınırlı kalmamıştır. 2008 Ekim sonrası göreve başlayan devlet memurları da aynı düşük aylık bağlama oranlarına tabi kılınmış; kamu personel rejimi içinde iki ayrı emeklilik statüsü oluşturulmuştur. Aynı kamusal görevi yapanlar, emeklilikte farklı yaşam koşullarına itilmiştir. Bu durum kamu vicdanını zedeleyen açık bir gelir adaletsizliğidir.
"Tartışılması gereken, sistemin bilinçli biçimde bölünmesidir"
Anlaşılacağı üzere bugün tartışılması gereken emeklilerin sayısı değildir. Tartışılması gereken, sistemin bilinçli biçimde bölünmesidir. Tartışılması gereken, aylık bağlama oranlarının sistematik olarak aşağı çekilmesidir. Tartışılması gereken, sosyal güvenliğin bir hak olmaktan çıkarılıp yoksulluk yönetiminin aracına dönüştürülmesidir. Milyonlarca emekli, yıllarca ödediği primlerin karşılığında açlık sınırının altında yaşamaya zorlanmaktadır. Emeklilik, güvenli bir yaşam dönemi olmaktan çıkarılmış, kalıcı bir geçim krizine dönüştürülmüştür. Bu nedenle mesele birkaç puanlık artış, tek seferlik ödeme ya da seçim takvimine ayarlı düzenlemeler meselesi değildir. Mesele, emeklilik rejiminin kimin lehine, kimin aleyhine kurulduğu meselesidir. Bugün uygulanan sistem, emeği koruyan bir sosyal devlet anlayışını yansıtmamaktadır. Bu sistem, bütçedeki her yıl giderek payı artan faiz ödemelerinin yapılabilmesi adına emekliyi feda eden bir siyasi tercihin üründür."
Türkiye’de emekli aylığı meselesinin, bir sosyal politika başlığı olmaktan çoktan çıktığını belirten Taşcıer, bugün bu başlığın, iktidarın ekonomi-siyaset ilişkisinde hangi tarafı seçtiğini gösteren turnusol kâğıdına dönüştüğünü kaydetti. Bu nedenle geçici artışlar, dönemsel iyileştirmeler ya da “rahatlatma” hamleleriyle yönetilemeyeceğini vurgulayan Taşcıer, "Bu düzen pansumanla ayakta tutulamaz; kökten değişmek zorundadır. Son yirmi beş yıla bakıldığında emeklilik sisteminin sefalet düzenini kalıcı hale getirmek üzere tek bir istikamette ilerlediği görülmektedir" dedi.
"Emekliyi yoksullukla yöneten bir anlayışla sürdürülebilir bir ekonomi kurulamaz"
Taşcıer, yapılması gerekenin, birkaç kalemde artış yapıp gündemi kapatmak olmadığını dile getirerek, şöyle devam etti:
"Emeklilik rejimi, mali denge kaygısıyla değil, toplumsal denge kaygısıyla yeniden tasarlanmalıdır. Tek, sade, anlaşılır bir aylık bağlama sistemi kurulmalıdır. Aylıklar insan onuruna yakışır bir yaşam düzeyini güvence altına almalıdır. Geçmişte oluşmuş eşitsizlikler intibak yoluyla giderilmelidir. Alt sınır aylığı sosyal yardım başlığı altında ele alınmalı, sosyal sigorta sistemi kendi mantığına kavuşturulmalıdır. Seyyanen artış, geçici bir destek olarak değil, gelir adaletinin tesisi için zorunlu bir adım olarak görülmelidir. Kademeli emeklilik mutlaka hayata geçirilmelidir. Özetle mesele emeklilerin talepleri meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin nasıl bir ekonomi-toplum ilişkisi kurmak istediği meselesidir. Emekliyi yoksullukla yöneten bir anlayışla sürdürülebilir bir ekonomi kurulamaz. Sosyal güvenlik, bütçeyi rahatlatmak için daraltılan bir alan olarak görüldüğü sürece, kriz kalıcı hale gelir. Emeklilik sistemi ya sosyal devletin omurgası olur ya da yoksulluğun kurumsal mekanizmasına dönüşür. Bugün gelinen noktada tercih ortadadır. Değişmesi gereken de tam olarak budur."
Kaynak:İSTANBUL SES